Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ: “İSLAM COĞRAFYASININ FAY HATLARI İLE OYNANDI”

“ Tevhit, akılla kalbin birliğidir. Fizik, matematik, kimya, biyoloji; en az tefsir kadar önemlidir ve mutlaka ilahiyat fakültelerinde okutulmalıdır. „

28 Mayıs 2016 10:49 Muhammet Cihat KILIÇ
Okunma
1096
  Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ: “İSLAM COĞRAFYASININ FAY HATLARI İLE OYNANDI”

 
 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, İslam coğrafyasının fay hatlarıyla oynanması sonucu bugün İslam ülkelerinde mezhep savaşlarının yaşandığını belirtti.
Böylece İslami ülkelerde yaşanan şiddet ve savaşın gölgesinde nesiller yetişmeye başladığını kaydeden Görmez, “Bir kurtuluş ideolojisi olarak görülmeye başlanan terör örgütleri IŞİD, Boko Haram ve Taliban konusunda ise çok dertliyim.” dedi.
Görmez, Türk Tarih Kurumunda  “Tarihe Yön Veren Hz. Muhammed’in Hayatı”  konulu bir konferans verdi.
Hz. Peygamber'in hayatına ve bize miras olarak bıraktığı değerlere bakıldığında son derece sade bir itikadın bulunduğunu kaydeden Görmez, şunları anlattı:
“Son zamanlarda genç kuşaklar tarafından İslam inancının doğru bir şekilde anlaşılmasının zorlaşması bizden kaynaklanıyor. İslam’ın kendisinden kaynaklanmıyor. Hz. Peygamber'in diğer önemli bir hususu… Kendi hayatında kendi inandıklarını bizatihi mücadele ederek bir neticeye götürmüş olmasıdır. Bir konuyu bir başkasına sipariş vermiyor.  Diğer peygamberler de öyledir. Peygamberlerle kahramanların farkı budur. Diğer liderlerden bu açıdan çok farklıdırlar. Hz. Peygamber’in tarihe yön vermesinin sebeplerinden bir tanesi de bütün insanları ikna ederek ve insanlarla yaptığı sözleşmelerle mücadelesine devam etmiş olmasıdır. Mekke'deki insanlarla böyle yapmıştır. Medine'ye hicret etmeden önce kadın ve erkeklerle Akabe'de sözleşmeler imzalamıştır. Medine'ye hicret ettikten sonra Yahudilerle ve orada bulunan farklı inanç mensuplarıyla sözlemeler imzalamıştır. Daha sonra etrafındaki Hristiyan topluluklarıyla sözleşmeler imzalamış ve bu sözleşmelere sadık kalmıştır. Savaşta dahi ahlak ve hukuktan asla vazgeçmemiştir. Eğer bana ‘Medine'de Hz. Peygamber'in en büyük mucizesi nedir?’ diye sorarsanız, şudur derim: En büyük mucizesi, o yıllarda yeryüzünün en bedevi toplumundan medeni bir toplum inşa etmiş olmasıdır. Yani o cahiliye Araplarından medeni bir toplum inşa etmiş olmasıdır. Medine'ye hicret ettikten sonra Medine'yi âdeta açık bir üniversiteye dönüştürmüştür. Kadınlar, erkekler, kızlar, çocuklar, herkes; sokağında, camisinde ve evinde gelen vahyi öğrenmeye başlamıştır. Gerçekten hayran kalmamak mümkün değildir. Hz. Peygamber, sahabeyle olan ilişkilerinde kendisini hiçbir zaman diğer insanlardan ayırmamış ve mütevazı bir hayat yaşamıştır. Bütün insanların kendisine büyük bir teveccühle bağlanmasının arkasındaki en büyük sebep, rahmet yüklü bir adalet anlayışına sahip, hikmet yüklü bir ahlak getirmiş ve bunu adım adım Kur’an’la birlikte tedrici olarak icra etmiş olmasıdır.”
 
BÜTÜN DÜNYADA DAVRANIŞ BİRLİĞİ GETİRDİ 
Görmez, İslamiyet’in bütün insanlığa olan katkısını anlatırken şöyle dedi:
“Hz. Muhammed, farklı coğrafyalarda farklı kültürlere sahip farklı dillerdeki Müslümanlara bir davranış birliği getirdi. Örneğin dünyanın hangi ülkesine mensup Müslüman olursa olsun yemeğe başlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim.’ diyor. Ezanları aynı, tekbir aldıklarında okudukları Kur’an suresi aynı, secdede söyledikleri cümleler aynı,  birbirleri karşılaştıklarında ‘Esselamualeyküm.’ diyorlar. Birisi aksırdığı zaman ‘Elhamdülillah.’ diyor. Bunu Avrupa'dan gelen de yapıyor, Asya'dan, Afrika'dan, Arabistan'dan, Çin'den gelen de yapıyor. Bu Muhammed nasıl bir güçmüş ki her davranış kalıbını dünyanın her tarafına yaymış.”
 
HZ. PEYGAMBERİMİZ SADECE 53 GÜN SAVAŞTI
Prof. Dr. Mehmet Görmez, Hz. Muhammed’in hayatının bilinenin aksine savaşlarla geçmediğini vurgulayarak “Savaşlarla geçen sadece 53 günlük bir hayatı söz konusudur.” dedi.
Görmez, bu konuda şu bilgilere yer verdi:
“Savaş meselesi ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapabilirim: Tarihi hep böyle savaşlar üzerinden okumak meselesi bana biraz medyatik geliyor. Çünkü medyada iyinin haber değeri yok, kötünün haber değeri daha fazla. Biz tarihçiler, Hz. Peygamber'in hayatını da böyle okuduk. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah'ın tespitine göre, Hz. Peygamber'in hayatının tamamında savaşlarla geçen gün sayısı 53'tür. Yani fiilî savaşla geçen zaman, 53 gündür. İki taraftan ölen insan sayısı 350-400 kişidir. İslam medeniyetinin Hz. Peygamber’in hayatındaki insan maliyeti 1.000 kişi bile değildir. Ama biz Peygamber’imizin hayatını anlatan hangi kitabı elimize alırsak alalım; Bedir Savaşı, Küçük Bedir Savaşı, Uhud Savaşı, Hendek Savaşı, Hudeybiye Savaşı, Hayber Fethi, Mute Savaşı, Mekke Fethi, Huneyn Savaşı, Tebük Seferi gibi tamamı savaşlarla geçmiş gibi okuyoruz. Çağrı filmi, Peygamber Efendi’mizin hayatını anlatan en güzel filmlerden bir tanesidir. Ama tamamen bir savaş filmidir. Baştan sona kadar savaş. O 53 gün niçin bütün hayatına teşmil edildi, bunu anlayabilmiş değilim doğrusu.”
 
CEHALETİN ŞİFASI SORU SORMAKTIR
“Aklı olmayanın dini olmaz. Biz niçin ve nasıl sorularını yasaklayan bir medeniyetin çocukları olamayız. Din konusunda da sorgulamak önemlidir. ‘Cehaletin şifası soru sormaktır.’ diyor, Hz. Peygamber. Tekke ve medrese ayrışması bir felakettir. Tekkenin medresenin aklını eleştirip medresenin de tekkenin kalbini eleştirmesi sadece rasyonaliteye yönelmesi bizim tarihimizde ciddi bir sorundur. Hâlbuki tevhit, akılla kalbin birliğidir. Fizik, matematik, kimya, biyoloji; en az tefsir kadar önemlidir ve mutlaka ilahiyat fakültelerinde okutulmalıdır. Siz matematiği bilmezseniz eğer, yaratıcının yeryüzündeki ayetlerini anlayamazsınız. Kimyayı okumadan Allah'ın kanun ve ayetlerini anlayamazsınız. Bugün İslam dünyasının yaşadığı sorun, hükmü hikmetten ayırmasıdır. İlahiyat fakültelerinde felsefe ve sosyal bilimlerin varlığı çok önemlidir. İmam hatip liselerinde fizik, coğrafya, matematik gibi ilimlerin olması çok önemlidir.”
 
METODOLOJİ KAYBOLUNCA MEZHEP SAVAŞLARI ÇIKTI
İslam dünyasında yaşanan mezhep savaşlarına da değinen Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Bizde IŞİD'ler, DAİŞ'ler, Boko Haramlar, Talibanlar görülmeye başladı. Sonra başka dünyalar da İslamiyet’i bunlar üzerinden değerlendirmeye kalkıştı. Bu konuda çok dertliyim, oraya girersem bir daha çıkamam.” diye konuştu.
Görmez, daha sonra şu değerlendirmelerde bulundu:
“İslamiyet’in kaynakları çok sağlam… Bu kadar sağlam kaynaklar varken İslam dünyasında çıkan mezhep savaşlarının sebebine bakacak olursak eğer, şunları söyleyebiliriz: Bu konuda iki faktör öne çıkıyor. Birisi insan faktörü… Yani insanların tamamı evliyadan da olsa enbiyadan da olsa neticede insandır. İslamiyet’in ilk yıllarına Peygamber’imizin vefatından hemen sonra sahabe arasında çıkan savaşları anlamakta zorluk çekiyoruz. Cemel ve Sıffin Savaşları, sonra Kerbela'ya varan üzücü hadiseler.  Buralara baktığımızda yine insan faktörü öne çıkıyor. İnsanların kendi o ırkçı, kavmiyetçi ve gelenekçi anlayışlarından kopmaktan zorlanıp dinin özgürleştirici alanlarına geçmekte tereddüt etmelerinden kaynaklandığını çok rahat söyleyebiliriz. Ama Müslümanlar bilgiyle daha sonra bunun üstesinden kısmen gelebildiler. Dinin doğru bilgiyle buluşması gerekiyor. Dinî kaynakların doğru bir metodoloji ile anlaşılması gerekiyor. Müslümanlar bu metodolojiyi kaybedince mezhep savaşları meydana gelmeye başladı. İslamiyet’ten önce de bu böyle idi. Hristiyanların yarısını, diğer yarısı öldürdü. Hristiyanlıkta mezhepler dine dönüştü. Ortodoksluk; Hristiyan mezhebi değil, bir dindir. Katoliklik; bir Hristiyanlık mezhebi değil, dindir. Müstakil bir dindir ve teolojileri farklıdır. Ama İslamiyet’in gerek itikat gerek fıkıh mezheplerine baktığımız zaman, bunlar yine mezhep olarak kaldılar. Din; ilahî nizamdır. Beşerî mektepler dinin önüne geçemez. Yerine ikame edildiği zaman kendisini din olarak kabul eder. Kendisine inanmayanı da kâfir ilan eder. O zaman kâfirlere karşı da cihat ilan edip savaşılır.”
 
İSLAM COĞRAFYASININ FAY HATLARI İLE OYNANDI
Görmez, İslam ülkelerinde yaşanan mezhep savaşlarının sebebini şöyle açıkladı:
“Tarihteki mezhep ihtilafları ile bugünkü mezhep ihtilaflarını birbirinden ayırıyorum.  Bugünkü mezhep çatışmaları tarihteki mezhep çatışmaları gibi değildir. Bugünkü mezhep çatışmalarına, tamamen İslam coğrafyasının fay hatları ile oynanması sebep oldu. Kültürel fay hatlarının sarsılması, şiddet ve savaşın gölgesinde nesillerin yetişmesi, daha sonra bunların bir kurtuluş ideolojisi olarak dine sarılmaları sebep oldu. Dine sarılırken kapsamlı bir bilgi birikimi olmadığı için sadece kendisine öğretilen mezhebî birtakım unsurlara sarılması ve onları din olarak kabul etmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Afganistan, daima Hanefi mezhebi ve tasavvufun olduğu bir coğrafya olmuştur. Çok zor bir coğrafyadır ama insanlar orada çok munis yetişmişlerdir. Hz. Mevlana, Belh'te dünyaya gelmiştir. Afganistanlıdır yani.  Nice büyük âlimler yetişmiştir. Ama sonra ne oldu? Önce Rusya, bir nesli helak etti. Sonra oraya Amerika geldi. En önemli husus metodoloji… İnsanlar bir şeyi ilk olarak nereden öğrenirse gerçek olarak onu kabul ediyorlar. Bunun üstesinden nasıl gelebilirsiniz? Doğru bilgi, eğitim ve metodoloji ile gelebilirsiniz.”