Gazeteci Yazar Batuhan ÇOLAK: “ÇÖZÜM SÜRECİNDE KAMPÜSLER KANDİL DAĞI’NA ÇEVRİLDİ”

10 Şubat 2016 11:22 Muhammet Cihat KILIÇ
Okunma
1165
Gazeteci Yazar Batuhan ÇOLAK: “ÇÖZÜM SÜRECİNDE KAMPÜSLER KANDİL DAĞINA ÇEVRİLDİ”


 
Muhammet Cihat KILIÇ
 
Batuhan Çolak; kendini iyi yetiştirmiş, başarılı bir meslektaşımız…
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden 2009 yılında mezun olan Çolak, bir süre ATV Ankara Haber Merkezinde görev aldı.
2007 yılında “Tabeladan Kovulan Türkçe” isimli araştırma haberiyle Aydın Doğan Vakfı 18. Genç İletişimciler Yarışması araştırma-inceleme dalında Türkiye birinciliği ödülünü kazandı.
2014 yılında Gazi Üniversitesinden “Siyasal İletişim Sürecinde Propaganda Amaçlı Afişlerin Değerlendirilmesi (2011 Genel ve 2014 Yerel Seçimleri Örneği)” isimli tez çalışmasıyla yüksek lisans mezunu oldu.
Üniversitelerdeki terör yapılanmaları ve eylemleri üzerine uzun yıllardır araştırmalar yürüten Batuhan Çolak, Terör Kıskacında Üniversiteler isimli çalışmasını yayımladı.
Oryantalizm, medya ve siyasal iletişim konularında da çalışmalarını sürdüren Çolak’ın, ulusal ve uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri ve çeşitli dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunuyor.
Batuhan Çolak, 2006 yılında kurduğu HaberDokuz.com isimli İnternet haber sitesinin genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.
Bir süre Vahdet gazetesinde yayın danışmanlığı ve köşe yazarlığı yapan Çolak, daha sonra Yeniçağ gazetesinde köşe yazıları kaleme almaya başladı.
Gazeteci Yazar Batuhan Çolak’la, üniversitelerdeki PKK terörü ve Terör Kıskacında Üniversiteler isimli kitabı hakkında konuştuk.
 
PKK militanlarının, son 10-15 yıldır artan bir şekilde üniversitelerde hâkimiyet kurmaya çalıştığı ve örgütün bu yöndeki çabalarının giderek arttığı gözlerden kaçmıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Aslında PKK kuruluşu itibariyle üniversiteli bir örgüt… Örgüt, Öcalan ve arkadaşları tarafından 1978’de Diyarbakır’ın Fis köyünde kuruldu. Kurucu kadronun büyük bölümü üniversiteli veya terk… Zaten Öcalan ve arkadaşlarının ilk faaliyetleri de üniversite yıllarında Ankara Siyasal’da başlıyor.
Üniversitelerdeki eylemlerini yeniden güncelleyen PKK, Öcalan’ın idam tartışmalarının devam ettiği 1999-2002 yılları arasında üniversite faaliyetlerini durma noktasına getirmişti. Ne zaman ki Öcalan’ın idam edilmeyeceği anlaşıldı, o andan itibaren üniversite faaliyetlerine yeniden hız verildi. 2005 yılında, Öcalan’ın İmralı’dan ilan ettiği KCK üst yapısı sonrasında kampüsler örgütün yeni eylem sahaları hâline dönüştü. Çözüm sürecinde kampüsleri âdeta Kandil Dağı’na çevirdiler. Birçok üniversitede Nevruz dönemlerinde başlayan propagandalar bir süre sonra bütün bir eğitim-öğretim yılına yayıldı. Kendilerine karşıt gördükleri öğrencilere saldırmaları “sağ-sol” kavgası olarak yorumlandı. Rektörler harekete geçemedi, olaylar kamuoyunun gündemine gelemedi ve bugünkü hazin tablo ortaya çıktı.
 
Özellikle doğu ve güneydoğuda yıllarca şaibeli üniversite sınavları yapıldı. Bir başka deyişle PKK silahlarının ve tasallutunun gölgesinde yapıldı bu sınavlar. PKK’nın, kırsalda ve dağda yetişip kemikleşmiş militanlarını belirli bir program çerçevesinde sınav çeteleri oluşturarak üniversitelere yerleştirdiği söyleniyor. Siz buna katılıyor musunuz? Yoksa onları bir araya getiren bir tesadüf mü?
Konuyla ilgili gündemde olan bir örnek üzerinden gitmek faydalı olacak. Yaklaşık 1.128 akademisyen tarafından hazırlanan ve devleti suçlayan “barış bildirisi”nin arka planına inelim. Metne imza atanlar üniversiteler nasıl yerleşmişlerdi, nasıl yükseldiler? Bunların iyi bir şekilde irdelenmesi gerekiyor. Sizin de dediğiniz gibi sınavlardaki usulsüzlükler çok uzun yıllardır yapılıyor. 1990’lı yılların başından itibaren özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde başkasının yerine sınava adam sokma, sınav cevaplarının dağıtılması ve teknolojik araçlar vasıtasıyla yapılan usulsüzlüklerle üniversitelere yerleştiler. Yerleşmekle kalmadılar, kök saldılar ve kendilerinden sonra gelenlerin önünü açtılar. YÖK’ün duyarsız tutumu, siyaset kurumunun gerekli iradeyi gösterememesi olayları kronikleşen ve çözüm bulunamayan bir sorun hâline getirdi. 1990’lı yıllardan itibaren bilhassa ilgili bölgelerde yapılan sınavların çoğunda şaibe vardır. Bölgeden edindiğimiz son bilgilere göre de bu usulsüzlükler aynen devam etmekte, Türkiye’nin en önemli üniversitelerine yüzlerce örgüt yandaşı yerleştirilmektedir.
 
Son on yılda doğu ve güneydoğuda yapılanlar başta olmak üzere üniversite sınavlarının mercek altına alınmasının zamanı gelmedi mi sizce?
Göstermelik soruşturmalarla, sıradan prosedürlerle bu işlerin araştırılmasıyla sonuç alınması çok mümkün durmuyor. Sınava giren yüzbinlerce insanın sınav kâğıtlarını bulup, inceleseniz bile kolay kolay sonuca ulaşamayabilirsiniz. Ancak devlet kurumlarına yerleşip örgüt adına çalışanları tespit etmek çok zor değil. Kripto PKK’lılar dışındakiler zaten açıktan bu eylemlerini sürdürüyorlar. Dernekleri, vakıfları, sendikaları var… Ancak siz devlet olarak bunların hiçbiriyle mücadele etmiyorsunuz, üzerlerine gitmiyorsunuz. İşte bu şartlarda geçmiş sınavların kontrolünü yapabilmek çok kolay gözükmüyor. Lakin en kısa sürede bundan sonraki sürecin kurtarılması için harekete geçilmesi ve denetimli bir sınav sistemine geçilmesi gerekiyor.  
 
Üniversitelerde PKK militanlarının; yönetimler, bazı öğretim üyeleri ve personelden destek aldığını düşünüyor musunuz?
Sadece destekle de kalmıyorlar, hiyerarşik bir bağ içerisinde sistematik temeller üzerinden çalışıyorlar. Örneğin geçmiş yıllarda görülen KCK davalarının detaylarına ve akademi üzerindeki faaliyetlerini incelediğinizde, üniversitelerdeki yüksek lisans programlarına bile örgüt yandaşlarının yerleştirilmesi için neler yapıldığı tüm çıplaklığıyla anlatıldığını görüyoruz. Mesela 1.128 akademisyen arasında imzası bulunan, HDP’li olmakla her fırsatta övünen ve KCK’dan kısa bir süre hapis yatan Prof. Dr. Büşra Ersanlı olayı var… İddianamede PKK’nın haber ajansı olarak çalışan DİHA’daki kişileri yüksek lisans programına nasıl yerleştirdiği telefon dinlemelerine takılıyor. İtirazsız, amasız, kafada soru işaretleri olmayan bir durum. Bu vahim tablonun sadece küçük bir noktası… Söz konusu kişi herhangi bir ceza almadı ve şu anda faaliyetlerine etkin şekilde devam ediyor. Ersanlı gibi yüzlerce, hatta binlerce kişi akademide bu öğrenci görünüm kişilere destek oluyorlar, faaliyetlerine, eylemlerine göz yumuyor, kadrolaşıyorlar.
 
Yükseköğrenim gören birçok Ülkücü genç hâlen PKK saldırıları yüzünden kendi fakültelerine giremiyor, sınavlarına katılamıyor. Hükûmet, YÖK ve Rektörlükler; üniversitelerde öğretimi olumsuz etkileyen bu saldırılar karşısında neden sessiz ve yetersiz kalıyor?
Bu vahim durumum hukuk devletinde bir açıklaması bulunmuyor. Anayasal görevlerini yerine getirmesi gereken kurumlar, olan bitenleri seyrediyor hatta bu tepkisizliklerinin arka planında “Yesinler birbirlerini!” düşüncesinin yattığı çok açık. Milliyetçi, vatansever öğrenciler genellikle ülkelerinin değer yargılarını, millî ve manevini değerlerini savunan karakterler. Hepsinin gururu, onuru var… Kolay kolay eğilmez, bükülmezler… Böyle bir kitlenin olması belli ki birilerini çok fazla rahatsız ediyor. Yarınlarımızın garantisi olacak bu gençler okullarındaki başarılı öğrencilik yaşamlarına rağmen, yaftalanıyor, dışlanıyor ve ötekileştiriliyorlar. Geçmişte başörtülü öğrencilere zulüm yapıldığını söyleyenler, milliyetçi öğrencilerin canlarının alındığı kampüsteki terör karşısında tek kelam etmiyorlar. Bu ikilik, bu riyakâr bakış açısının karar verme yetkisinde bulunması, soruşturma açacak, sistemi çalıştıracak kilit noktalara yerleşmiş olması, hukukun gerçek anlamda çalışmasına engel oluyor. Yasa dışı faaliyet yapanlar okullarına gayet rahat bir şekilde devam ederlerken milliyetçi, vatansever öğrenciler sürekli olarak tehdit, baskı ve saldırılara maruz kalıyorlar. Gururlu karaktere sahip oldukları için de bunu dile getirmiyor, ortalığı ayağa kaldırmıyor, sineye çekiyorlar. Ancak terör örgütlerinin kampüs faaliyetlerine göz yumanlar, görmezden gelenler, gerekeni yapmayanlar, yasaları işletmeyenlerin bu suça ortak oldukları açıktır, mutlaktır.
 
Üniversitelerde gençler arasındaki çatışmalar, medya tarafından genellikle sol görüşlü gençlerle sağ görüşlüler ve genellikle Ülkücüler arasındaki olaylar gibi veriliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Türkiye’deki terör okuması ne yazık ki her zaman yanlış yapılıyor. Basın ve medya kuruluşlarının çoğunda da üniversitelerdeki terör eylemleri “sağ-sol ve öğrenci kavgası” gibi sığ yorumlar çerçevesinde sunuluyor. Aslında bunun iki nedeni var. Birincisi terörle ilgili medya çalışanlarının ciddi bilgi eksikliği var. İkinci nedeni ise bilinçli bir şekilde olaylar görmezden geliniyor. Bunu bazı medya çalışanları “tarafsızlık” adı altında yaptıklarını düşünüyorlar. PKK’lıya “sol görüşlü” diyerek kendilerinin “milliyetçi” tarafta olmadıklarını ifade etmek istiyorlar. Oysa terörün adını koymak için taraf olmaya gerek yok. Bunu unutuyorlar, teröre terör demek bir vatandaşlık görevidir. Bunun aksini iddia etmek, görmezden gelmek objektif habercilik değil, yalan haberciliktir.
 
Siz bu konuda Terör Kıskacında Üniversiteler adıyla bir de kitap yazdınız. Kitabı ne zaman ve hangi gerekçelerle hazırladınız? İçinde ne gibi ayrıntılar var?
Kitabı yazmamım en büyük nedeni, bu alanda ciddi bir bilgi eksikliğini olduğunu görmemdi. Üniversite eğitimi aldığım yıllardan itibaren konuya bizzat dâhil oldum. İçinde bulunduğum STK’lerden, çevremde gelişen olaylara değin kapsamlı bir bilgi havuzumuz oluştu. Bu süreçlerde elimizden geldiğince yazdık, dile getirdik… Ancak üniversitelerdeki terör gerçeği azalmak yerine günden güne katlanarak devam etti. Olayı biraz daha akademik bir kaygıyla kaynaklarına ve kökenlerine inerek araştırmaya karar verdim. Türkiye’nin aslında üniversitelerdeki terör olaylarıyla şekillendiğini, 1971 Müdahalesi, 1980 Darbesi ve PKK terörü gibi konularda üniversitelerin nasıl birer eylem alanı hâline getirilip kampüslerden başlayan terörün topluma ne şekilde sirayet ettiğini gözlemledim. Bütün bu çalışmalar ışığında, kapsamlı bilgi ve arşiv taramalarıyla yaklaşık 8 yıllık bir emek sonucu kitap çıktı. Sadece yazım süreci 2 yıla yayıldı. PKK terörünün nasıl üniversitelerden doğup günümüzde ne şekilde devam ettiğini tüm organizasyon, faaliyet ve kanıtlarıyla, dipnot ve kaynaklarıyla ortaya koyduğumuz bir çalışma çıktı nihayetinde. Şu anda birinci baskısı tükenmiş durumda, ikinci baskı için güncelleme çalışmalarımız devam etmekte.
 
Üniversitelerde terör sorununun çözümü için sizce neler yapılmalı?
Yapılacak tek şey var, o da yasaların işletilmesi. Terör propagandasının önüne geçilerek üniversitelerde artan etnik milliyetçilik ortamının durdurulması, devletin otoritesini ortaya koyması gerekiyor. Haklarla, sohbetlerle, müzakerelerle bu işin çözülmeyeceği açık ve net bir şekilde ortada… Hukuk devleti olmanın gerekleri yerine getirilirse sorun tamamen ortadan kaldırılmasa bile asgari düzeye çekilecektir.
 
Üniversitelerdeki birleşik sol örgütlenmede “Kolektif” adında bir yapılanmadan söz ediliyor nedir bu Kolektif?
Son olarak Beyaz Show’daki protesto gösterisiyle yeniden gündeme gelen bir gruba değindiniz. Görüntüde (ambalajda) sol bir çizgideler. Ama eylemleri, savundukları ve ileri sürdükleri tezler incelendiğinde PKK terör örgütünden çok da farklı düşünmedikleri görülüyor. Tüzüklerindeki amaçlar bölümü incelendiğinde ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Bu grubun içerisinde kandırılmış ve neye hizmet ettiğini tam olarak anlayamayan birçok genç var. PKK’nın tezlerini savunmak, Kürt ırkçılarının yanında yer alan eylemlerde bulunmak “sol” düşüncenin kapsama alanının çok dışında.
Türkiye’de son zamanlarda siyah ve beyazdan ziyade gri alanlar yoğunlaşmaya başladı. Gri alanların öksüz çocukları, PKK’nın görünmeyen uzantıları olarak faaliyet yürütüyorlar. Kendilerini doğrudan örgüt yanlısı göstermeden, çeşitli söylemler üzerinde yapılarını inşa ediyorlar. İşte bu gri alanlar bugün gençlerimizin en büyük düşmanıdır. Gri alanlarda kandırılan, devşirilen gençler, azılı militanlar hâline getirilerek siyahın tarafına itilmekte, üniversiteyi bitirmek için geldikleri kentte devletle çatışan birer suç makinesine dönüşebilmektedirler.