TÜRKİYE’DE TERÖRÜN İKTİSADİ ETKİLERİNE DAİR BİR DEĞERLENDİRME

25 Kasım 2021 10:06 Prof.Dr.İsmet TÜRKMEN
Okunma
63
TÜRKİYEDE TERÖRÜN İKTİSADİ ETKİLERİNE DAİR BİR DEĞERLENDİRME

TÜRKİYE’DE TERÖRÜN İKTİSADİ ETKİLERİNE DAİR BİR DEĞERLENDİRME


Türkiye’de Terör ve Tarihî Arka Planı
Yaklaşık kırk yıldır terörizm belasıyla boğuşan Türkiye; ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik ve siyasi açıdan yıpranmaktadır . Terörizm konusunda çok sayıda yabancı kaynak kitap, araştırma, tez çalışması bulunmasına karşın, terörden çok acı çektiğini her fırsatta dile getiren ve on binlerce insanını kaybeden Türkiye’de yazılmış eser kıtlığı, kendi sorunlarımıza gösterdiğimiz ilgisizliğin acı bir göstergesidir . Cumhuriyet’in kuruluş sürecinden itibaren, terörizmin her türünü yaşamış olan Türkiye’de terör konusunda bilimsel araştırmaların yeterince yapılmamış oluşu günümüzde millet olarak sıkıntısını çektiğimiz etnik terörün bir çıkmaz hâline gelmesinin sebeplerinden biri olarak görülmelidir. Bu bağlamda Anadolu’nun coğrafi konumu, asırlar boyunca üzerinde yaşayan insanlar için her devirde sürekli mücadeleyi gerekli hâle getirmiştir. Türkiye jeopolitiğinin yapısı incelendiğinde başat güçlerin hayat sahası olabilecek bir coğrafya olduğu görülür. Çünkü burada yaşayacak millet, sıcak savaşların, soğuk savaşların, terörün ilk muhataplarından olma emrivakisi ile yüz yüzedirler. Bu durum bir bakıma Türkiye’nin coğrafi ve jeopolitik kaderidir. Dolayısıyla Türkiye’yi vatan edinmiş bir millet, tehdit ve terör içeren oyunları karşılayacak yapıda ve caydıracak güçte olmak zorundadır.  Bu daimi tehlikeye rağmen Anadolu coğrafyasının sağladığı eşsiz kolaylıkların da mevcut olduğu görmezlikten gelinemez. Anadolu coğrafyasına sahip olanlar teşkilatlanmış gücünü ve bütünlüğünü koruduğu sürece Akdeniz, Ege, Karadeniz ile bu denizlerin havzalarının kontrolünü elinde bulundurmuş, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar’ı egemenliği veya nüfuzu altına almıştır. Birinci Dünya Savaşı süreciyle hızlanan bölünme, ayrılıkçı isyanlar ve nihayet terör tehdidi, ilk meclisin açılmasıyla birlikte yeni Türk devletinin kurucularını da ciddi anlamda uğraştıracaktır. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bugüne gelen süreç içerisinde bir kısmı Osmanlı devletinden miras kalan, bir kısmı “Cumhuriyet’in Kuruluş İdeolojisi”ne yönelen tepkilerden kaynaklanan, bir bölümü de yer aldığı coğrafyanın özellikleri nedeniyle oluşan terörizm tehditleriyle karşı karşıya kalmıştır . Yeni Türk devleti 1923 yılında Cumhuriyet rejimini benimsemişti. Kurucu kadro, İstiklal Harbi’nin ardından on yıldır süren savaşların toplum üzerinde yarattığı tahribatın izlerini silmek, ülke çapında devlet otoritesini yeniden tesis etmek ve yeni rejimle birlikte bir dizi inkılâp yaparak Türk milletini hak ettiği yer olan çağdaş medeni milletler seviyesine çıkarmak için kolları hemen sıvamıştı. Ancak bu mücadelede, türlü gerekçelerle çıkarları zedelenen özellikle 1941 yılındaki Coğrafya Kongresi’nde belirlenen Doğu ve Güneydoğu Anadolu vilayetlerindeki bazı unsurlar Cumhuriyet'in ilk yıllarında devlete zorluk çıkarmaktan geri durmamıştır. Bu süreçte ülkede emniyet ve asayişi ihlal eden birçok vaka yaşanmıştı.
Esasında tepki, millî kimliğin yerleşmesiyle toplum üzerindeki egemenlikleri elden gidecek olan aşiret önderlerinden geliyordu. Bunlar feodal ilişkilerde kendilerine bağlanan aşiret halkını kolayca harekete geçirebiliyorlardı . Bu nedenle Millî Mücadele boyunca çıkan 24 ayaklanmadan 5’ini Kürt aşiretleri çıkarmış ve bunlar arasında sadece 3’üne kitlesel katılım olmuştur. 1924-1938 yılları arasında ise, merkeze karşı çıkan 18 isyanın 17’sini Kürt aşiretleri çıkarmış ve bunların 16’sına kitlesel katılım olmuştur.  

1923-1938 Yılları Arasında Çıkan Cumhuriyet karşıtı Ayaklanmalar ve Gerçekleştirilen Askeri Hareketler
Ayaklanma/Ayaklanmacı, Gerçekleştirilen Askeri Harekât    Ayaklanmanın Başladığı Tarih    Bastırıldığı/Bittiği Tarih
Nasturi Ayaklanması
12 Eylül 1924    28 Eylül 1924
Raçkotan ve Raman Tedip Harekâtı
2 Ağustos 1925    9 Ağustos 1925
Şeyh Sait Ayaklanması
13 Şubat 1925    31 Mayıs 1925
Yusuf Taşo Ayaklanması
16 Mayıs 1925    16/17 Mart 1926
I. Ağrı Ayaklanması
16 Mayıs 1925    17 Haziran 1926
Koçuşağı Ayaklanması
17 Ekim 1926    1 Aralık 1926
Alikanlı Aşiretinden Halil Sami Ayaklanması
Mayıs 1927    25 Ağustos 1927
II. Ağrı Ayaklanması ve Ağrı Tedip Harekâtı
13 Eylül 1927    20 Eylül 1927
Bıcar Tenkil Harekâtı
7 Ekim 1927    17 Kasım 1927
Jiyan Aşiretinden Asi Resul Ayaklanması
22 Mayıs 1929    27 Eylül 1929
Tendürek Harekâtı
14 Eylül 1929    27 Eylül 1929
Şeyh Abdülkadir Ayaklanması
14 Eylül 1929    27 Eylül 1929
Zeylan Ayaklanması
20 Haziran 1930    Eylül 1930
Savur Tenki Harekâtı
26 Mayıs 1930    9 Haziran 1930
Oramar Ayaklanması
16 Temmuz 1930    10 Ekim 1930
III. Ağrı Ayaklanması ve Ağrı Harekâtı
7 Eylül 1930    14 Eylül 1930
Haydaran Aşiretinden Kör Hüseyin Ayaklanması
20 Haziran 1930    10 Ağustos 1930
Barzani Şeyhi Ahmet’in Ayaklan.
16 Temmuz 1930    10 Ekim 1930
Pülümür Harekâtı
8 Ekim 1930    14 Kasım 1930
Menemen Olayı
23 Aralık 1930    23 Aralık 1930
Dersim Ayaklanması
21 Mart 1937    18 Kasım 1937

Yukarıda işaret edilen vakalardan en etkili olanları şimdiye kadar birçok araştırmaya da konu olmuş Şeyh Sait, Ağrı, Sason ve Tunceli isyanlarıdır.  Ancak Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu isyanlar haricinde özellikle Şeyh Sait İsyanı’nın sonuçları arasında değerlendireceğimiz Raçkotan ve Raman tedip harekâtı, Mutki ayaklanması, Bicar tenkil harekâtı, Savur tenkil harekâtı ve Oramar ayaklanması gibi genel itibarıyla Şeyh Sait isyanının sebebiyet verdiği bazı mevzii nitelikli ayaklanmalar da vardır ki bunlar genelde gözden kaçmaktadır. Yani araştırmacılar genelde 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı bastırılınca isyana dair söyleyeceklerini sonlandırmaktadırlar. Ancak bu isyanlar Şeyh Sait İsyanı’nın sonuçlarındandı. İşte bu yönüyle Şeyh Sait İsyanı, her ne kadar 1925 yılı Nisan-Mayıs aylarında bastırılmış olsa da etkisi bölgede yıllarca sürmüştür. Hatta çetelerle mücadelede, çeteler bölgede daha fazla nüfuz kazanarak devlet güçlerine karşı taraftar sayılarını artırabilmek için isyan ya da eşkıyalık hareketlerine Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra Kürtlük kimliği kazandırmaya çalışmışlardır. Çeteler, bu çabalarında Türkiye hududunun hemen güneyindeki İngiliz ve Fransızların desteğini almakta hiç de zorlanmamıştır. Buradan hareketle, Türkiye’nin maruz kaldığı ve halen süregelen terörizm tehdidinin belirgin iki özelliğini görmek mümkündür. İlk özellik, etnik, radikal dinci ve ideolojik olmak üzere neredeyse bilinen tüm terörizm türlerinin Türkiye’de ortaya çıkmış olmasıdır. İkincisi de tüm terörizm tehditlerinin arkasında güçlü bir dış desteğin varlığını hissettirmesidir. Dikkat edilirse her iki özellikte Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitiği ile izah etmek mümkündür. Ancak ikinci özellik yani dış destek terörizmin başarısını artırmaktadır. Çünkü terörün başarısı büyük ölçüde ve daima dış desteğe bağlı olmuştur. Dış desteği olamayan terörün başarı şansı yoktur. Bu sebeple artık özellikle Türkiye için bütün diplomatik ilişkilerde terör gündem maddelerinden birisi olmak zorundadır.
Terör Nedeniyle Yatırımların Aksaması
Cumhuriyet tarihimizde bilhassa 1960’lı yıllardan sonra yoğunlaşarak ülke gündemine yerleşen terör faaliyetlerinin en önemli nedenlerinden biri; ülkemizi ekonomik hedeflerinden uzaklaştırmak ve az gelişmişlik seviyesinde tutmaktır. Ülkemizde terörizmle mücadele için aktarılan rakamlara baktığımızda görülen devasa bütçe bize bu gerçeği açıkça göstermektedir.  Terörizmin toplumda meydana getirdiği gerginlik; ülkemizin ekonomik, siyasi ve kültürel gelişme sürecinin önünde karşımıza bir engel olarak çıkmaktadır. Terör birinci öncelikli hâlledilmesi gerekli sorun olarak görüldüğü sürece ileriye dönük hamlelerin sürekli geciktirilmesine neden olmaktadır.  Ayrıca, Terör sadece bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilemez çünkü ekonomik, politik, psiko-sosyal ve özellikle kültürel boyutlara sahiptir. Toplumsal istikrarsızlık, sosyal disiplinsizlik, ekonomik kriz ve siyasi bunalım terörün ana kaynağıdır.  Türkiye uzunca bir süredir etnik temele dayandırılmağa çalışılan bir takım terörist faaliyetlere karşı mücadele etmektedir. Bu örgütlerin en etkilisi olarak özellikle Türkiye’nin Güneydoğusu’nu ve bu bölgede yaşayan vatandaşlarımızı hedef alan PKK’yı görmekteyiz. Bu bölücü terör örgütüne karşı uzun zamandır verilen mücadele sonucu askeri müdahale yanında psikolojik, ekipman, stratejik ve örgütün finans kaynaklarını kurutma gibi mücadele şekillerinin de önemi görülmüştür. PKK terör örgütü yıllardır ideolojik bir savaş yürütmektedir ve bu ideolojik savaş, sıcak savaştan daha tehlikelidir. Amacı, Türk milletinin asli fonksiyonlarını işleyemez hale getirmek suretiyle Türk devletini yıkmak; yerine Türk milletine yabancı ideolojik bir düzen kurmaktır. Terör olaylarına ilişkin olarak değerlendirme yapan Cumhurbaşkanı Kenan Evren 14 Aralık 1987 tarihli Meclis açış konuşmasında, bölgede giderek eylemlerini yoğunlaştıran terör örgütünün siyasi yapıda zemin arayışlarına şu ifadeleri ile işaret etmiştir: “Kurulması hayal edilen komünist partinin programında yer alan bazı hedefler şöyledir: Stratejik aşamanın amacı devrimin koşullarını hazırlamaya yöneliktir. Strateji ise, yeni bir rejim için mücadeleyi öngörür. Burjuva parlamentarizmi ve burjuva demokrasisinin uzantısı olan cumhuriyet rejiminin nimet ve imkânlarından istifade ederek amaca ulaştıktan sonra, stratejik amaç ve görevlerin belirlenmesi temel ilkelerdendir. Türk Milletinin bir bölümünün yaşadığı doğu ve güneydoğu bölgeleri, gerektiğinde misak-ı millî sınırlan dışında da düşünülebilir. Bu amaç için dinin politikaya alet edilmesi ve silahlı kuvvetlerin doğrudan politika içine çekilmesi gereklidir. İşte, parti programında yer alan böylesine fikir ve politikalarla, Türkiye'nin ne denli sonu meçhul ve karanlık yollara sürüklenmek istendiğinin bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi gerektiği düşüncelerini taşımaktayım.”  
Ülkemizdeki ayrılıkçı terör örgütünün özellikle dış unsurlardan destek aldığını söyleyebiliriz. 2 Nisan 1992 tarihli TRT TV–1 Kanalı Siyasi Parti Liderlerinin Katıldığı Açık Oturum programında Bülent Ecevit’in, Alparslan Türkeş’in, Erdal İnönü’nün, Necmettin Erbakan’ın, Süleyman Demirel’in ve Mesut Yılmaz’ın ülkemizdeki teröre dış devletlerin destek verdiği yönündeki ortak söylemleri, hayli düşündürücüdür.  1980-1990 yılları arasında TBMM kayıtlarında bu meseleye ilişkin dikkatimizi 47 soru önergesi ve iki gizli oturum çekmiştir. Meseleye ilişkin önergelerde Güneydoğu olaylarının ardında siyasi, askerî, sosyo-ekonomik nitelik taşıyan iç ve dış etkenlerin yer aldığına, bu amaçla olayların ve ardındaki nedenlerin kapsamlı bir şekilde Meclis gündemine alınması, kısa ve uzun vadeli önlemlerin tespiti ve soruna köktenci çözümler getirecek ortak bir yaklaşımla Millî bir politikanın oluşturulmasına işaret edilmiştir.  Bahsi geçen bu millî politikanın dâhilinde “sosyo-ekonomik önlemler, kısa ve uzun vadeli planlar, bölge halkının devlete bağlılığı artırılması ve mutlaka desteğin sağlanması, sanayinin gelişmesinde devletin sorumluluk üstlenerek, devlet desteğinde özel sektörün özendirilmesi doğrultusunda teşvik tedbirlerinin artırımı, bütün bölgede, eğitim, sağlık hizmetleri, ulaşım, haberleşme, elektrik götürme, hızla, en ileri düzeylere getirilmesi” önemle vurgulanmıştır.
Millî Savunma Bakanlığı harcamalarını GSMH’daki payı zaman içinde azalış göstermekle birlikte 1987 yılında en düşük seviyeye inmiştir. Bu tarihten hemen sonra harcama değerleri artış göstermiş, bu artışın yaşanmasına karşın Bakanlığın harcamalarında, 1999 yılı hariç, artışlar yoğunlaşmıştır. Terör eylemlerinin şiddetlendiği ve yaygınlık kazandığı 1980’lerin sonlarından itibaren İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığının GSMH’dan aldıkları paylar fevkalade artış göstermiştir. İçişleri Bakanlığı harcamalarının GSMH’dan aldığı pay 1980’li yılların sonuna kadar %0.05 ile %0.1 arasında değişirken, 1990’lı yıllarda %2 dolayına ulaşmıştır. Benze şekilde Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma genel Komutanlığının paylarında 1980’li yılların sonlarından itibaren artışlar gözlenmiştir.

Güvenlik Harcamalarının GSMH İçindeki Payları  (%)
    Millî Savunma Bakanlığı    İçişleri Bakanlığı    Emniyet Genel Müdürlüğü    Jandarma Genel Komutanlığı
1976    2.77    0.08    0.47    0.26
1977    2.94    0.14    0.53    0.25
1978    2.41    0.10    0.56    0.24
1979    3.21    0.08    0.54    0.23
1980    0.10    0.52    0.28    -
1981    2.85    0.07    0.45    0.25
1982    2.27    0.06    0.39    0.21
1983    2.61    0.07    0.45    0.25
1984    2.38    0.06    0.44    0.23
1985    2.10    0.05    0.42    0.22
1976-1985 Ortalama    2.61    0.08    0.47    0.24
1986    2.18    0.05    0.44    0.22
1987    1.92    0.08    0.48    0.22
1988    2.02    0.10    0.45    0.21
1989    2.22    0.13    0.54    0.25
1990    2.51    0.17    0.63    0.28
1991    2.57    0.21    0.76    0.35
1992    2.94    0.22    0.79    0.44
1993    2.67    0.21    0.69    0.57
1994    2.61    0.21    0.69    0.57
1995    2.63    0.19    0.63    0.48
       
Bölgede terörün önlenmesi hususunda özellikle GAP yatırımının üzerinde hassasiyetle durulurken, bölge illerinin kalkınmasında, özel bir uygulama takip edilmiş, teşvik belgeli yatırımların tutarı, 1983 yılında 183 milyarken, 1989 Ocak-Ağustos döneminde bu rakam 1 trilyon 180 milyar TL olmuştur. Yine 1983 yılında teşvik edilen yatırımlarla, bu yörelerde 6.575 kişiye istihdam imkânı öngörülürken, bu rakam 1986 yılında 22.991'e çıkmıştır. 1988 yılında ise, verilen teşvik belgeleriyle 20.347 kişiye istihdam imkânı sağlanmıştır. 1983 yılı sonu itibariyle, bölge illerindeki köylerden 2.039'una elektrik götürülmüş (bu rakam % 43'lük bir elektriklendirmeyi ifade etmektedir). Bu oran, 1984, 1985, 1986, 1987 ve 1988 yıllarında, sırasıyla, %52, %71, %87, %96, %98,3 olmuştur. 1989 program uygulaması sonunda ise, bütün köylere elektrik hizmetinin götürülmesi büyük oranda tamamlanmıştır. Ayrıca, GAP kapsamına giren yörelerin süratle kalkındırılması, yatırımların gerçekleştirilmesi için, plan, altyapı, ruhsat, konut, sanayi, maden, tarım, enerji, ulaştırma ve diğer hizmetleri yapmak veya yaptırmak; yöre halkının eğitim düzeyini yükseltmek için gerekli tedbiri almak veya aldırmak; kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere, Başbakanlığa bağlı Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatı kurulmuştur . Terör nedeniyle Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine; 1992 yılı için 269.364.150.000 TL, 1993 yılı için 366.781.250.000 TL, 1994 yılı için 486.912.000.000 TL ve 1995 yılı için 635.027.250.000 TL bütçe ödeneği ayrılmıştır.  Burada özellikle şu hususa da dikkat çekmek gerekmektedir. 1990’lı yıllarda devlet terör harekeleri ile mücadele etmek için önemli miktarlarda kaynak ayırmak zorunda kalmış, bunun sonucunda bölge ve ülke genelinde kamu yatırımlarının azalması ve GAP gibi büyük boyutlu kalkınma projelerinin büyük ölçüde ertelenmesi gibi durumlarla karşı karşıya kalınmıştır. Terör eylemlerinden bölgede en fazla zarar gören hizmet alanı ise şüphesiz eğitim sistemi olmuştur. Bu doğrultuda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde terör eylemleri sebebiyle kapalı okullar ülkemizin geleceğine de önemli bir darbe vurmaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Terör Nedeniyle Kapalı Okullar
İller    Terör Sebebiyle Kapalı Okullar    Binası Yıkılan Okul    Toplam
Ağrı    40    30    70
Batman    123    134    136
Bingöl    245    5    250
Bitlis    233    5    238
Diyarbakır    493    20    513
Elazığ    19    -    19
Erzurum    3    18    21
Erzincan    -    1    1
Iğdır    75    12    87
Kars    9    16    25
Mardin    111    18    129
Siirt    146    15    161
Şırnak    170    18    188
Tunceli    252    30    282
Van    84    37    121

Sonuç olarak, asayiş sorunları, özellikle doğu illerinin iktisadi yönden gelişememesinin önemli sebeplerinden birisini oluşturmakla birlikte, yatırımların yapılabilmesi için kullanılacak harcamalar güvenlik ve asayişin sağlanması için kullanılmış, bu da bölgenin geri kalmasında etkili olmuştur. Bölücü unsurları tetikleyen emperyalist gayelerle hareket eden güçlerin kışkırtma faaliyetleri sonucu ortaya çıkan sosyal bunalımlar, asayiş önlemlerinin artmasına etki etmiştir. Bütün bu yaşanılan gelişmeler asayiş harcamalarında yapılan arttırmaların diğer yatırımların önüne geçmesine neden olmuştur. Bölgede millî bütünlüğümüze, yöre halkının can ve malına kasteden ciddi olaylara karşı alınan sıkıyönetim önlemlerine rağmen, meydana gelen terör, katliam ve sabotaj eylemlerine yönelik bir mesafenin alınamadığı gününüzde de karşı karşıya kaldığımız bir geçektir.
Bugün ülke gündemine her fırsatta bildik çevrelerce, Türkiye’de meydana getirilmek istenen ayrıştırma hareketi, vatan toprağında homojen olmayan bir toplum yapının oluşturulmasıyla elde edilmek istenmektedir. Tarihî olgular özellikle heterojen grupların mensubiyet duygusundan uzak olmaları halinde siyasi oyunlara daha kolay kurban gittiklerini ortaya koymaktadır. Yukarıda da ana hatları ile ifade ettiğimiz üzere, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görülen ve ayrıştırmayı tetiklemek için kullanılan sosyal ve ekonomik meseleler yalnızca bu bölgeye has değildir. Bu bölgede yaşanan sıkıntılar Türkiye’nin çevresindeki enerji kaynaklarına sahip olma gayretinden ileri gelmektedir.
Terör hareketlerinin, Türkiye’de sürekli olarak var olmasında, sözde aydınların ve sözde siyasi çevrelerin yanlışlarının önemli bir rolü bulunmaktadır. Her şeyden önce Türk milletinin bütünleşmesini sağlayan yapı taşları bu sözde çevrelerce birer birer yerinden sökülmekte, yerine ithal ideolojiler ve anlayışlar konulmaktadır.