FEDAİ NESLİ ve DİFAİ TEŞKİLATI

11 Temmuz 2020 13:48 Gökmen KILIÇOĞLU
Okunma
2185
FEDAİ NESLİ ve DİFAİ TEŞKİLATI


FEDAİ NESLİ ve DİFAİ TEŞKİLATI


Gökmen KILIÇOĞLU
Türk tarihinin en bunalımlı, sıkıntılı yılları belki de 1800'lü yılların sonundan 1900'lerin ortasına kadar olan zaman dilimidir. Bu dönemde Türklük birçok coğrafyada varlık mücadelesi vermiştir. Farklı etmenlerden dolayı eğitimli insanı az yetişmiş, bu yetişenler ise birçok alanda milletlerinin savunmasını yapmak durumda kalmışlardır. Pek çok alanda mücadele eden bu aydınlar bulundukları bölgelerde Türklük için hukuk, ekonomi, kültür, sanat alanlarında kalemlerini, dövüş meydanlarında canlarını ortaya koymuşlardır. Gaspıralı İsmail Bey, Ali Hüseyinzâde Turan, Ali Merdan Topçubaşı, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Ziya Gökalp vb. Bu fedai neslin birkaç neferidir. Bunların çetin geçen hayatları ve eserleri maalesef ülkemizde iyi bilinmemektedir.
Ülkemizde gerektiği kadar iyi bilinmeyen bir konu ise Ermeni meselesidir. Hayati öneme sahip olan ve sık sık uluslararası ortamlarda önümüze çıkarılan bu konu hakkında gerekli bilgi donanımına sahip değiliz. Bilimsel eserler az ve yetersiz de olsa mevcuttur, ancak bunlar ortalama okuyucu için sıkıcı, birçok ayrıntının olduğu, okunması genel itibarıyla zor kitaplardır. Okumayı pek de sevmeyen insanımızın bir de teknik ayrıntılarla dolu bu kitapları okumasını beklemek biraz hayalî geliyor insana. Bu yüzden bu konuda halkın ilgisini çekebilecek, açık, anlaşılır ve akıcı bir anlamda popülist çalışmalara ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle sanat eserlerinde bu konunun daha çok işlenmesinin gerekli olduğunu söyleyebiliriz. Roman, öykü, şiir gibi eserler yanında sinema, dizi, sergi vs. gibi görselliği ön plana çıkaran ve günümüz insanına ve popüler kültüre daha uygun türlerde eserler bahsettiğimiz kitlenin ilgisini kuşkusuz daha çok çekecektir.
1915 Ermeni Tehciri üzerinden bizlere karşı yürütülen sözde soykırım iddialarına yönelik propaganda faaliyetleri, tehcirin nedenleri üzerinde tam olarak durmamaktadır. Olayı İttihat ve Terakkinin ırkçı ve Türkçü olarak tanımladıkları politikalarına bağlayıp, Anadolu'yu Ermenisizleştirme amaçlı olduğu iddia edilmektedir. Ermeniler tarafından yapılan katliamlar inkâr edilerek görülmemekte, Türklere karşı yürütülen bu katliamların bir kısmını ise tehcir sonrası intikam için yapıldığı ileri sürülerek neredeyse haklılaştırılmaya çalışılmaktadır. Oysa işin aslı tam tersidir ve bölgeyi nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Türklerden ve Müslümanlardan arındırarak büyük bir Ermenistan kurmak planlanmıştır. Bunun fikrî ve mali sponsorları bugün olduğu Batı ya da daha net ifade edersek ABD ve Birleşik Krallık’tır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordularını arkadan vuran, ihanet eden, düşmana casusluk eden, karmaşa ve korku yaratan, Osmanlı ileri gelenlerine karşı suikastlar planlayan ve gerçekleştiren Ermeni terörü sadece Anadolu'da olmamıştır. Kafkasya'da Rusların politikaları ile suni olarak nüfusu arttırılan Ermeniler, 1900'lerin başında o bölgede de ciddi Müslüman kıyımları yapmışlardır.
1905- 1907 yıllarında yoğunlaşan bu dönemle ilgili geniş çaplı araştırmalar Azerbaycan'da bile azdır. Sovyet Dönemi’nde bu konunun ya üstü örtülmüş ya da Çarlığın iki komşu halk arasındaki “böl-yönet” politikasına bağlanmıştır. Emperyalist Rus Çarlığı’nın sınıf bilincinin oluşmasını engellemek için halklar arasında etnik çatışma çıkardığını iddia edilmiştir. Şüphesiz bu söylenenlerde doğruluk payı vardır, ancak gerçekleri tam olarak açıklamamaktadır. Her durumda Rus hükûmetinin Ermenileri kayırdığı gerçeği göz ardı edilmeye çalışılmıştır.
Azerbaycan'da o dönemde var olan siyasi ve toplumsal hareketler halk düşmanı, karşı devrimci, gerici, Panislamist, Pantürkist olarak yaftalanmıştır. Kafkasya'da Müslümanları katleden, karışıklıkları çıkaran, eli kanlı Taşnaklarla, onların bu faaliyetlerini durdurmaya çalışan, nefsimüdafaa gösterenler aynı kefeye konmuştur. Bu dönemle ilgili Ordubadi'nin  “Kanlı Yıllar” eseri mutlaka okunmalıdır.
Bu dönem ile ilgili akademik çalışmalar daha derinleştirilerek yapılmalıdır. Son dönemde bu dönemle ilgili yazılan bir roman bende büyük heyecan uyandırdı. Azerbaycan'ın tanınmış şair ve yazarlarından olan Sabir Rüstemhanlı'nın yazdığı “Difai Fedaileri”  adlı kitabını Bakü'deyken alıp okuma fırsatı bulmuştum. 2010 yılında basılan kitaptan çok etkilenmiş, daha sonra yazarına bu kitabın mutlaka Türkiye'de de yayımlanması gerektiğini söylemiştim. Birkaç yıl gecikmeli olsa da nihayet Türkiye'de yayımlandı.  Yazar kitabını, “1905 yılında, Kafkasya'da yaşayan iki komşu halkı karşı karşıya getiren kanlı olayların anlatıldığı bu roman, o dönemle ilgili tarihî belgeler ışığında yazılmıştır.” sözleriyle anlatmakta. Kitabın Türkiye'deki yayıncısı Âdem Sarıgöl ise romanda Kafkasya'da cereyan eden Ermeni-Türk çatışmasında devrin insanlarının millî savunma hareketine katılmaya iten nedenler ve Azerbaycan'ın düşman çizmeleri altından kurtarmak için devrin aydınlarının verdikleri çetin ve şerefli mücadelenin anlatıldığını belirtmektedir.
Kitap, Ahmed Ağaoğlu'nun hayatı etrafında şekillenmektedir. Ağaoğlu'nun uzun yıllar sonra Fransa'dan Karabağ'a dönüş yolunda başlıyor hikâye. Yolculuk sırasında gördüğü Ermeni rahip, onu çocukluğuna götürür. Realnı mektebi (Çarlık Rusya’sında modern eğitim verilen ortaokul) sıralarında sayıca az olan Müslüman öğrencilere, Ermenilerin yaptığı baskı ve kendisinin onlara gösterdiği direniş Ağaoğlu'nun hayatının belki de en önemli noktasını oluşturmuş. Ahmed medresede okumayı istememiş, modern bir okulda zorluklarla eğitim almış; daha sonra St. Petersburg'a gitmiş ancak orada da karşısına engeller çıkarılmış ve eğitim hayatına Paris'te devam etmiştir. Bulunduğu yerlerde kendisi gibi aydın gençlerle ilişki kurmuş, bilgisi, çalışkanlığı ve ataklığı ile takdir toplamıştır. Ana dili olan Türkçenin yanı sıra Rusça, Fransızca, Arapça ve Farsçayı iyi derecede bilen, dünyada neler olup bittiğinin farkında olan bir genç olarak Ahmed, Fransa'da entelektüel çevrelere girmiş, dostları olmuştur. Cemalettin Afgani'den James Darmstaedter'e, Ernest Renan'a kadar birçok önemli şahsiyetle dostluk kurmuştur. Kendisinden gizlenen babasının ölümünü bir rastlantı sonucu öğrenince yurda dönmüş, annesinin öldüğünü ise anca Şuşa'ya  geldiğinde öğrenmiştir.
Yurda dönen Ahmed, gelir gelmez çalışmaya başlamış, bölgede olan bitene vâkıf olduktan sonra neler yapabileceğini araştırmıştır. Yazıları ile halkı aydınlatmış, Rus memurların tarafgirliğine ve Ermeni zorbaların baskısına karşı halkı savunmuştur. Ağaoğlu'nun Bakü'ye gitmesi, burada gazetecilik yaparak halkı aydınlatma mücadelesi, Azerbaycan'ın en önemli aydınları ile ilişkileri, Türkçe bir gazete çıkarma çabaları anlatılmaktadır. Petrolün getirdiği zenginlik birçok etnik grubu Bakü'ye çekmiştir. Ruslar özellikle Hristiyanları desteklemiş, Kafkasya'nın etnik yapısını ve dengesini değiştirmek için uzun zamandır kullandığı Ermeniler bu destekten aslan payını almışlardır. Türklerin elinden toprakları alınmış, devlet görevlileri tarafından hor görülmüş, ezilmişlerdir. Ermeni örgütleri kendilerine karşı tutumlarını beğenmedikleri Rus görevlilere karşı saldırmaktan da çekinmemişlerdir. Ermenilerin bu önü alınmaz tutumları neticesinde çatışmalar başlamış, bu çatışmalar kısa sürede tüm Kafkasya'ya yayılmıştır. Ruslar birçok yerde açıkça Ermenileri desteklemiş, Rus Kazakları  Ermenilerle birlikte katliamlara karışmışlardır. Barış görüşmelerinde çarlık ermeni yanlısı tutumunu sürdürmüş, Ermeniler de barış görüşmelerini bir oyalama aracı olarak kullanmışlardır.
Ağaoğlu, bu durum karşısında bir şeyler yapılması gerektiğini düşünmüş ve bunun ancak örgütlü bir mücadele ile olabileceğine karar vermiştir. Bakü'de kurulan örgüt hızla teşkilatlanmış, bölgenin en etkili gücü hâline gelmiştir. Difai partisinin çalışmaları Kafkasya'da güç dengesini Türklerin lehine değiştirmiştir. Hemen her yerde bozguna uğrayan Ermeniler geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu örgüt kısa sürede Bakü, Batum, Tiflis gibi Kafkas şehirleri ve Karabağ, Dağıstan, gibi bölgelerde çok geniş bir bölgede yayılmış, Ermeni saldırılarına karşı önemli bir dayanak noktası oluşturmuş ve böylece Ruslarca desteklenen Ermeni çetecilerinin baskısından canı yanan ahaliyi Azerbaycan'ın geleceği uğrunda seferber edebilmiştir. Kitapta tüm bu süreç akıcı bir şekilde anlatılmaktadır. Sadece kurucu aydın kadronun değil, mücadelenin ön saflarında çarpışanların, evleri köyleri yakılıp, sevdikleri katledilenlerin acı hikâyeleri de kitapta yer bulmaktadır.
Kitabın bence en can alıcı yeri Umudlu köyünün hikâyesidir. Çatışmaların kızıştığı bir dönemde Ermeni çetecilere yardım ve yataklık yaptıkları, bazı cinayetleri işledikleri için bir grup silahlı Türk'ün kendilerini cezalandırmaya geldiğini duyan Ermeniler, komşu Türk köyüne sığınırlar. Umudlu köyünün sakinleri gelen silahlı güçleri sakinleştirip, Ermenileri onlara vermezler. Aradan çok kısa bir süre geçer, bu kez Ermeni çeteleri Umudlu köyüne saldırıya geçer. Bunu haber alan köy ahalisi köyü terk etmeye çalışır. Kurtardıkları Ermeni köyüne doğru giderler, onlardan zarar gelmeyeceği düşüncesiyle, oradan geçerek güvenilir bir yere ulaşmaya çalışmaktadırlar. Ermeni köyünün muhtarı kafileyi köy girişinde oyalayıp, orada kalmaya, kendilerinin onları koruyacağına ikna eder. Kısa süre sonra kafileye yetişen bu Ermeni komitacılara dinlenme hâlinde olan kafileyi teslim eder ve öldürülmelerine sebep olurlar. Katliamdan sadece birkaç kişi kurtulur. Koca bir köy halkı yok edilmiştir. Maalesef Umudlu köyü bu ibretlik akıbetle karşılaşan tek istisna değildir. Bunun gibi pek çok yaşanan katliamın yaşandığı bilinmektedir. İşte Difai teşkilatı halkı bu duruma düşürenlerden hesap sormak, korumasız ahaliyi savunmak, onların millî, hukuki, insani davalarını savunmak amacıyla kurulmuştur.
Kitap bu örgütün çalışmalarını, örgütü destekleyenleri ve maalesef örgütü satan bazı hainleri de çarpıcı bir şekilde anlatmıştır. Roman dönemin siyasi-toplumsal yapısını çok iyi bir şekilde yansıtmaktadır. Birçok bilgi sıkmadan verilmekte, roman boyunca heyecan ve akış düşmemektedir.
Ermeni sorununun kökenlerini ve bunlarla mücadele yollarını anlayabilmek ve ibret almak için kesinlikle okunması elzem bir çalışmadır “Difai Fedaileri”. Ermeni örgütlerinin hem Kafkasya’da hem de Anadolu'da yaptıkları, genel strateji ve sinsi yöntemleri, barış ve ara buluculuk çalışmalarını nasıl sabote ettikleri gibi konularda günümüze ışık tutacak yaklaşımlar mevcuttur bu çalışmada.  İşte temcit pilavı gibi her fırsatta ve her ortamda Türkiye’nin önüne getirilen Ermeni sorunu ve sözde ve sahte soykırım iddiasını anlamak ve tarihî perspektifte görmek için bu akıcı romanı okuyabilirsiniz.