Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi

18 Ekim 2021 11:33 Dr.Turan ŞENER
Okunma
48
Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi

Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi
Dr. Turan ŞENER (Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi)


Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, üçüncü yılını tamamlamış, bu süreçteki gelişmeler karşısında yasama kanadının gücü ve yürütmenin manevra kabiliyetiyle, rüştünü büyük oranda ispat etmiştir. Geçen bu üç yıllık süre zarfında öncelikle küresel ölçekte karşılaşılan Kovid-19 problemi ve beraberinde gelen ekonomik krizle mücadele edildiği gibi aynı zamanda Türkiye ekonomisine doğrudan yapılan ekonomik saldırılar, yaşanan terör olayları ve bölgede Türkiye’yi sıkıştırmaya yönelik şer hamlelere de karşı konulmuştur. Aynı zamanda bu problemlere karşı verilen mücadelelerin, sistemin test edilmesini de sağladığı söylenebilir. Pek çok farklı kulvarda mukavemet gösteren Türkiye’nin bu alanların hepsinden sağlıklı bir şekilde çıkması esasen Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçişin ne kadar yerinde bir karar olduğunu işaret etmektedir.
“Türk tipi başkanlık modeli” olarak da isimlendirilen Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi yaşanan onca problemin çözümü esnasında sağladığı kolaylıkla eski parlamenter sisteme karşı pek çok noktada üstün olduğunu göstermiştir. Sistemin, öncelikle anayasal açıdan sıkıntıları beraberinde getirmekle birlikte mevcut yapıyla büyük bir uyumsuzluk yaşamadan entegrasyonunu tamamladığı görülmektedir. Ayrıca alınan kararların ve uygulamaların hızı da sistemden beklenen en önemli noktalardan biridir. Nitekim parlamenter sistemin bir türlü gideremediği, devlet sistemini defaatle krize sokan bu sorun olmuştur. Ayrıca bu yeni sistemin millet iradesine dayanmasıyla ulaşılan seçilmişlerin üstünlüğü felsefesi, Türk yönetim sisteminin yıllardır çözmeye çalıştığı “vesayet problemi”ni de ortadan kaldırmıştır. O vesayet anlayışıdır ki; yıllardır Türk milletinin iradesini hiçe sayan, “Biz yaparız, biz düşünürüz, vatandaş ne bilir!” mantığıyla milletin düşüncesine ve isteklerine ambargo koyan, belirli odakların hizmetinde ve onların çizdiği sınırlarda hareket eden bir Türkiye arzulayan odakların elindeki en büyük silahtır. Türk milleti kendisinin tercih ettiği Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemiyle birlikte iradesini yeniden devlet yönetiminde göstermektedir. Türk milletinin yönetim geleneğinin en önemli kazanımlarından olarak görülen bu yeni sistemi MHP Lideri Devlet BAHÇELİ “Türk tipi başkanlık modeli, büyük bir reformdur. Yönetim hayatımızda ileri bir aşamadır. Yüksek bir noktadır. Geçmişle geleceği aynı potada kaynaştıran bir muhtevaya sahiptir. İlke, kurum ve kurallarıyla kökleşmesi zamanla mümkün olacaktır. Varsa açığı, eksiği, gediği pek tabii düzeltilecektir. Bu konuda her zaman çalışıyor, yeni sistemin işleyişini ve ilerleyişini takip ediyoruz. Uygulamada görülen aksaklıklar oluyorsa bunlar telafi edilir. Türkiye, yönetim sistemi alanında aradığı müstesna fırsatı ve şifayı bulmuştur.” şeklinde açıklamaktadır.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçişle birlikte görülen en temel sıkıntının mevcut Anayasa’dan kaynaklı olduğu söylenebilir. Öncelikle millet iradesini hiçe sayan bir vesayet örneği olan mevcut Anayasa’nın zaten defalarca değiştiği, oynandığı ve ihtiyaçları karşılayamaz bir hâle geldiği açıktır.  Anayasalar, zamanla toplumun yeni ihtiyaçlarına göre değişen temel metinlerdir. Bir başka ifadeyle, dinamik sözleşmelerdir. Ayrıca mevcut Anayasa’nın, Türk siyasi tarihinde yürürlüğe girdiği günden bugüne tartışılageldiği, toplumun vicdanında kabul görmediği de bilinmektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçişle birlikle yeni Anayasa’da artık kaçılmaz, kaçınılmaz, ertelenmez ve elzem bir hâl almıştır. Çünkü mevcut Anayasa parlamenter sistemi dikkate alarak düzenlenmiştir. Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçiş aşamasındayken yeni CHP’nin başını çektiği muhalefet her zamanki gibi temel mantık hatalarına saplanarak konuyu ıskalamıştır. Meseleyi doğru bir şekilde yorumlayacak bir bilgi düzeyinde analiz etmeden “istemezük” kampanyasına girişmiş ve bir türlü somut gerekçeler sunarak alternatif bir söylem ve siyaset ortaya koyamamıştır. Başlarda bir “rejim değişikliği” şeklinde yürütülen algı operasyonu ardından yerini içi hâlâ doldurulamamış bir “güçlendirilmiş parlamenter sistem” zırvasına bırakmıştır. Oysa Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçişin rejim değişikliğiyle herhangi bir ilgisi yoktur. Devletin rejimi, 29 Ekim 1923’de belirlenmiştir. Cumhuriyet rejiminin mücadelesini, Türk milleti kanla, vicdanla irfanla vermiş ve Türk milliyetçileri; bu rejimin kuruluşunda olduğu gibi himayesinde de tavizsiz bir şekilde, mücadelesine devam edecektir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kadim Türk devlet geleneğinden ilham alan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminin mimarı olan MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ, muhalefetin sistemle ilgili içine düştüğü durumu “Zillet ittifakının parlamenter sistemle ilgili çalışmalarını inceledik. Tutarsızlıklar ve çelişkilerle dolu olduğunu mütalaa ettik. Geleceğe dair söyleyecek bir sözleri yok. Gelişmeleri okumaktan acizler, bu konuda kabiliyet ve kalite sorunları had safhada. Dünyanın ve Türkiye’nin yeni şartlarını anlayamıyorlar. Bu yüzden patinaj yapıyorlar. Âdeta debeleniyorlar, zamanın ruhuna, çağın eğilimlerine, ülkenin gerçeklerine direniyorlar. Bu nedenle de zillete düşüyorlar. Parlamenter sistem denenmiş, ama devlet ve toplum hayatına devamlı yeni sorunlar getirmiştir. Bu sistem kutuplaşmanın sistemidir. Bu sistem kavgaların sistemidir. Bu sistem gerilimlerin sistemidir.” açıklamasıyla özetlemiştir. Yeni CHP ve peşine takılan İP’in ve “vesaire” şeklinde özetlenecek diğerlerinin durumu tam da budur. Siyaset kurumunun en temel ögesi olan siyasi partiler milletin ve devletin varlığının teminatı olacak politikalar üretmek için vardırlar. Bu açıdan ülke sorunlarını tespit etmekten çok bunlara yönelik çözüm üretmelidirler. Kuruluş aşamasından itibaren İP’e sapa gelmez, bir dediği bir dediğini yalanlayan ve Türk siyasetinde hâlâ kendine bir zemin bulamamış olan İP’in, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem ile ilgili hazırladığı çalışmada daha girişindeki bir cümle şunu söylüyor: “Türkiye’de yaşanan ağır ekonomik kriz, gerçekte ülkemizin uzun zamandan beri içinde bulunduğu ağır hukuk krizinin neticesidir.”
Peki, bu durum tespitinin gerekçelerini de millete sunmak esas olan değil mi? Pek çok krizi yaşamış bu ülkeyi söz konusu krizlerden, zaten bu krizlerin bizzat hazırlayıcısı konumunda olan eski sistemle mi kurtarmayı düşünüyorsunuz? İşte “okyanus ötesinden” alınan talimatlarla kurulan İP ve yine aynı yerden aldığı talimatlarla hareket eden Yeni CHP ile vesaire olarak özetlenecek diğerlerinin sistemle ilgili söyleyebilecekleri bu kadardır.  
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemini yargılarken öncelikle parlamenter sistemin yarattığı siyaset ve ekonomi başta olmak üzere pek çok yönetim alanını kapsayan krizlerin iyi irdelenmesi gerekmektedir. Çünkü siyaset kurumunun çözüm bulamadığı bu krizlerin acı faturasını her zaman millet ödemiştir. Bu acılar milletin sırtına birer yük olarak kalmıştır. Öncelikle, siyaset kurumunun en temel sorunu bir türlü oturmayan “uzlaşı kültürü”dür.  MHP, kuruluşundan bugüne başta kriz dönemleri olmak üzere pek çok zaman çözüm odaklı bir yaklaşımla millet iradesinin lehinde siyaset üreten, siyasi kazanımlardan öte millete hizmeti her şeyin üstünde gören bir anlayışı benimsemiştir. Nitekim geçmiş dönemlerde yürütülen koalisyon hükûmetlerinde gerek MHP gerekse Lider Devlet BAHÇELİ üzerine düşen sorumluluğu fazlasıyla yerine getirmiştir. Sadece 1999 Seçimleri sonucunda oluşan 57. Cumhuriyet Hükûmeti Dönemi’nde sergilenen özveri bile Türk siyasi tarihinde “uzlaşı kültürü” konusunda ders niteliği taşımaktadır. Benzer biçimde Milliyetçi Hareket Partisi ve Lider Devlet BAHÇELİ, yine 2007 yılında yaşanan Cumhurbaşkanlığı seçim krizinde millet iradesinden yana olan çizgisinden sapmadan milletin seçimlerde verdiği sorumluluğun bilinciyle Meclis oturumuna katılarak yeni bir vesayet krizini önlemiş, meclisin üstünde başka hiçbir gücü tanımadığını ortaya koymuştur. Ancak siyasette uzlaşı kültürünün oturması konusu tek başına MHP’nin ve Lider Devlet BAHÇELİ’nin yürütebileceği bir mesele değildir. Hâl böyleyken uzlaşı kültürünün yerleşmesi ve gelişmesi Türk siyasetindeki partilerin uzlaşıya uygun davranış kalıplarını benimsemesiyle mümkündür. Bu minvalde Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminin de Türk siyasetinde uzlaşı sorununa sistematik bir çerçevede çözüm kazandırdığı vurgulanması gereken bir başka boyuttur. Yeni CHP önderliğindeki zillet ittifakı “güçlendirilmiş parlamenter sistem” şeklinde ortaya attıkları, slogandan öteye gitmeyen ve yapısal bir program önermeyen ve hamasi içerikte bir söylem geliştirmektedir. Bu söylem sadece “otoriterlik, kişiselleşmiş siyaset, tek adam rejimi, diktatörlük, anayasal kazanımların zayıflaması” gibi içi boş hezeyanlardan ibarettir. Bu durum esasen yıllardır işgal edilmiş olan yeni CHP’nin ve onun millete sağır ve uzak siyaset tarzının en somut göstergesidir. Yeni CHP ve avanesi, milletin herhangi bir derdine çözüm üretmekten âciz, okyanus ötesindeki “dostlarından” aldıkları taktikleri birkaç gün sonra ülke gündemine taşıyan bir hülle kurum hüviyetini sergilemektedir. Zillet ittifakı, sistem değişikliğini sürekli olarak gündemde tutarak her şeyden önce Türk milletinin iradesine saygısızlığı pervasızca göstermektedir. CHP’nin geleneksel olarak millet iradesine olan hasımlığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Esasen bu durum CHP’nin geçmişten gelen millî irade hazımsızlığının yine ve yeninden tezahüründen başka bir şey değildir. Vesayet desteğiyle millete rağmen iktidar uman zillet ittifakına destek net bir şekilde “okyanus ötesinden” gelse de dış kaynaklardan güç alarak siyaset yapılamayacağı Türk siyasi tarihinde defalarca tecrübe edilmiştir. Ayrıca Türk milleti; her türlü vesayete karşı olduğunu, kendi iradesinden öte daha büyük bir gücün olmadığını, 15 Temmuz’da net bir şekilde ortaya koymuştur. Son günlerde yaşanan gelişmeler zillet ittifakı ve FETÖ’nün 15 Temmuz’da milletin vermiş olduğu mesajdan ders çıkarmamakta ısrarlı olduğunu düşündürtmektedir. 2022 ABD Ulusal Savunma Yetki Yasası’nın Temsilciler Meclisinde onaylanan metninde, Ülkü Ocaklarına yönelik ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından rapor hazırlanmasını öngören bir maddenin yer alması net bir şekilde ABD’nin Türkiye’de esas meselesinin, sokak çeteciliği ve slogan simsarlığından öteye gitmeyen, anarşi ile tatlı su kalemşorluğu arasında sıkışan sözde antiemperyalistlerle değil, Türk milletinin bağrından çıkan Ülkücü Hareket, MHP, Lider Devlet BAHÇELİ ve Ülkü Ocakları olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Aynı ABD’nin büyükelçiliği, yaklaşık iki yıl önce bütün diplomatik teamülleri bir kenara bırakıp resmi sosyal medya hesabından Türkiye’de Lider Devlet BAHÇELİ’nin olmadığı bir siyaset hayalini kurduğunu belli etmiştir. Aslında okyanus ötesi bir kez daha gerçek yüzünü göstermiştir. ABD’nin içine düştüğü bu garabet ise Lider Devlet BAHÇELİ’nin ve onun etrafında kenetlenen Ülkücülerin haklılığını, Ankara merkezli Türkiye anlayışının ve buradan doğan Türk tipi başkanlık sisteminin ne kadar doğru bir tercih olduğunu göstermektedir. 15 Temmuz’da “onların çocuklarının” kaybetmesi ve akabinde milletin bizzat kendisinin kurduğu Cumhur İttifakı ile MHP’nin ön almasıyla geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ABD’nin Türkiye ve bu coğrafyada istediği gibi hareket etme özgürlüğünü ortadan kaldırmıştır. Cumhur İttifakının; Irak, Suriye ve Akdeniz Politikaları, ABD’nin bizzat kurduğu ve desteklediği FETÖ/PDY ile PKK/PYD’ye karşı yürüttüğü keskin mücadelesi ve en son S-400 alımındaki kararlı tutumu ABD’nin bölgedeki inisiyatifini önemli ölçüde kırmıştır. ABD son bir çare Türk siyasal yaşamına el atmış 15 Temmuz’da FETÖ ile başaramadığını bu sefer başta istila ettiği yeni CHP, kuruluşunu sağladığı İP ve terör örgütünün uzantısı HDP olmak üzere pek çok yeni siyasi oluşumu devreye sokarak, Milletin kurduğu ve iktidara taşıdığı Cumhur İttifakına karşı bir şer cephesini örgütleme yoluna gitmiştir. Ne var ki Türk milleti 15 Temmuz’dan itibaren adım adım yürütülen bu operasyonlar dizisini gayet açık bir şekilde görmektedir. Milletin bu ferasetinin izdüşümündeki Cumhur İttifakının doğru, yerinde ve isabetli politikaları günün sonunda Türk milletinin kazanmasına vesile olacaktır. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, 15 Temmuz 2016’ da millet tarafından sergilenen millî duruşun necip ve mümtaz hali olan Cumhur İttifakı’nın, yüksek bir eseridir. Cumhur İttifakı, “Türk tipi başkanlık sistemi”nden aldığı güçle emin adımlarla yoluna devam etmektedir. Bu güç Türkiye’yi “dünya üzerinde siyasetiyle, ekonomisiyle, millî dokusuyla, kardeşlik hukukuyla göz dolduran, öne çıkan yegâne ülkelerden birisi” hâline getiriştir. Bu tespit Türk milleti tarafından görülmektedir. Lider Devlet BAHÇELİ’nin ifade ettiği üzere “sönmüş siyaset fosillerinin tezviratlarına, çapsız tenkitlerine aldanacak yoktur. Cumhur İttifakı güçlü Türkiye’nin, lider ülkenin, bölgesinde ve küresel alanda sözü dinlenen bir devletin müjdesidir.” Zillet ittifakı ve “dostları” istedikleri şekilde istedikleri yere yürünsünler, istedikleri uluslararası yapılanmalarla ilişki içinde olsunlar, “okyanus ötesinden” istedikleri kadar desteklensinler, Türk milletinin sinesine çarpacakları muhakkaktır ve kazanan Türk milleti ve Türk milliyetçileri olacaktır.