DARBE HEVESLİLERİNE MHP’NİN CEVABI

19 Eylül 2020 15:42 Metin CANLI
Okunma
290
DARBE HEVESLİLERİNE MHPNİN CEVABI

DARBE HEVESLİLERİNE MHP’NİN CEVABI

Darbelerden, yıllarca çekmiş olan yüce Türk milletine darbe yaparak veyahut yapmaya çalışarak, önünü her dönemde kesmeye çalışanlar; ülkemiz kurulduğu günden bu yana, her dönemde çeşitli şekillerde faaliyet göstermektedirler. Dönemine göre şekil alan bu zihniyet, özellikle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından sonra, Türkçü, milliyetçi, düşmanı olarak, sahneye çıkmışlardı. Rahmetli Başbuğ’u, rahmetli Atsız’ı ve arkadaşlarını 3 Mayıs 1944’te yargılayanlar, Türk milletine içlerindeki nefretin ne kadar derin olduğunu gösterecek, milliyetçiliği savunan vatanseverleri tabutluklara koyacak, tırnaklarını çekmeye varacak kadar ağır, türlü türlü eziyetlere maruz bırakacaklardı. Hâlbuki bu eziyetler, yapılan türlü işkenceler, Türk milletine o dönemden ciddi mesajlar vermek için yapılıyordu. Türk milletine vatanseverlerin hâli böyle olacak mesajı vermek istiyorlardı. Ancak bilmedikleri bir şey vardı Türk milleti, asla millî değerlerinden vazgeçmezdi. Rahmetli Başbuğ’a yapılan eziyetler, onun milliyetçi duygularını daha da güçlendirmiş, onu yıkmamıştı. Aksine daha güçlü bir şekilde, alnının akıyla cezaevinden çıkacak, aslı olmayan bu davalardan kurtulacaktı. Hayatı, bu eziyetleri Türk milliyetçilerine reva gören kirli zihniyetle uğraşmakla geçecek, asla pes etmeyecekti. Bu aslında yapılan ilk darbeydi. Geçmişe dönüp baktığımızda; 27 Mayıs 1960 Darbesi’ni yapanlar, ilk başta iyi niyetli görünmekteydi. Neredeyse darbe alkışlarla karşılanmıştı. Başbuğ Alparslan Türkeş’ bu dönemde, Başbakanlık Müsteşarı olacaktı. Görevi alır almaz, niyeti ülkenin kalkınması için ne gerekiyorsa yapmaktı. Devlet Planlama Teşkilatını, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsünü kurdu. Ama ne vardı ki, darbeyi kötü emellerine alet etmek isteyenler, Millî Birlik Komitesinden Başbuğ Alparslan Türkeş ve 14 arkadaşı, tasfiye edilecekti. Tasfiye edildikten sonra Başbuğ, Hindistan’a Yeni Delhi Büyükelçi Müşaviri olarak sürgün edilecekti. Adnan Menderes ve diğer devlet görevlilerinin, idam edilmesini kesinlikle, istemiyordu, sürgünde bulunurken; bunu Cemal Gürsel’e mektupla bildiren Başbuğ’un mektubunu sizlerle paylaşmak isterim:
Yeni Delhi, 7 Eylül 1961

“Orgeneralim,
Size asla yazmak niyetinde değildim. Fakat bugün memleketin yüksek menfaatleri bakımından bazı hususların dikkatinize sunulması zaruri oldu. Şöyle ki:
Yüksek Adalet Divanı birkaç güne kadar eski iktidar mensupları hakkında hüküm verecektir. Adaletin hükmüne müdahale etmemek ve daima hürmetkâr bulunmak şarttır. Ancak hükümlerin infazı, yurtta mevcut durumun göz önüne getirilince ayrıca incelenmeye değer görülmüştür. Yüksek Adalet Divanının vereceği cezalar içinde idam hükümleri bulunduğu taktirde, bunların tadil edilerek hafifletilmesi cihetine gidilmesi çok faydalı olacaktır. Çünkü:
a) İdam cezalarının infazı, 13 Kasım’dan beri atılan çok hatalı adımlar dolayısıyla memlekette meydana gelmiş olan huzursuzluğu daha çok arttıracaktır.
b) Ölüm cezalarının infazı, yurt dışında ve milletimiz ve devletimiz aleyhinde tepkilere yol açacaktır.
c) Ölüm cezalarının infazı hâlinde, milletimizi bölen kin ve garez duyguları şiddetlenecek ve 27 Mayıs’ın amacı olan millî  birlik ruhunun geliştirilmesi güçleşecektir.
ç) Yukarıda sıralanan mahzurlarına karşılık, cezaların infazı ile memlekete sağlanacak hiçbir fayda yoktur. Esasen siyasi suçlardan dolayı ölüm cezaları verilmesi, bugünün insanlık duygularına uymamaktadır.
Buraya kadar sıralanan mütalaalara ilaveten, hukuk bakımından da şu hususların incelenmesi lüzumludur:
I. Yüksek Adalet Divanının vereceği idam cezalarının nihai incelenmesi, bununla ilgili kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tek meşru yasama organı bulunan 27 Mayıs Millî Birlik Komitesine aittir.
II. Bugün ise yasamı organı yalnız başına 13 Kasım Komitesi değil, Temsilciler Meclisi ile birlikte Komiteden meydana gelen Kurucu Meclistir.
III. Türk Anayasa’sına göre, idam hükümlerinin nihai incelenmesi, yasama organlarına aitti. Şu hâlde bugün Yüksek Adalet Divanının vereceği idam kararlarının yalnız 13 Kasım Komitesince incelenmesi hukuki ve meşru olamaz.
Aksi hâlde, millet ve tarih önünde sorumlu olacağınızı hatırlatırım. Saygılarımla.”
                                                                                                                 Alparslan Türkeş  ( )

Ne yazık ki Başbuğ Alparslan Türkeş’in mektubu ve tüm çabaları sonuçsuz kalacak, Adnan Menderes; Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilecekti. Bu darbe siyasete vurulan en acı darbelerden biri olarak tarihe geçmişti.  Bu milletin demokrasisine saygısı olmayan, kirli emellerini gerçekleştirmek, ülkemizin kalkınmasına her zaman engel olmak isteyen bu zihniyet 12 Mart 1971 yılında ortaya çıkarak, halkın seçtiği hükûmeti devirerek, yine demokrasiye darbe vuracaklardı.  3 maddelik bir muhtıra yayınlayan ordu, hükûmetin düşmesini sağlayacaktı;
Darbe, 1971 yılında 12 Mart günü saat 13:00'te TRT radyolarından okunan aşağıdaki muhtıra ile ilan edilmiştir:
"Parlamento ve hükûmet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve Anayasa’sının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür."'
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu'nun imzasını taşıyan muhtıra 12 Mart Muhtırası şu maddelerden oluştu:
•    Meclis ve hükûmet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
•    Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partilerüstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek Anayasa’nın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükûmetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.
•    Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize… ( )
Halkın iradesi yok sayılmış, yine demokrasiye darbe vurulmuştu. Oysa hükûmetler masa başında değil sandıkta değişmeli, görevi halktan alanlar, yine halka teslim etmeliydiler.  Bu hükümet değişikliği ülkeye hiçbir fayda sağlamamış, aksine 12 Eylül 1980 Darbesi’ne doğru oluşan sürecin hızlanmasını sağlamıştı.  27 Aralık 1979 Muhtırası ise darbe öncesi uyarı niteliği taşıyordu. Bu muhtıra da;
“27 Aralık 1979 tarihinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülend Ulusu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'un imzasını taşıyan ve dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e verilen bir uyarı mektubudur.
12 Eylül Darbesi'nden yaklaşık bir sene önce verilen bu muhtırada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türkiye'nin yaşadığı önemli sıkıntılar karşısında partilerin bir araya gelmelerini ve gereken tedbirleri almalarını ısrarla istediği vurgulanmıştır.”( )
Amaç iyi niyetli görülse de görüldüğü gibi değildi. Geçmişte yaşanan darbelerin bir çözüm yaratmadığı ortadaydı. Ancak ne tuhaftır ki, darbe sonrası bütün olayların bir anda kesilmesiydi. Sanki bir güç tarafından ortalık karıştırılıyor, darbe hazırlanıyordu. Amaca ulaşınca da olaylar bitiyordu!
Tarihin en kanlı darbelerinden biri 12 Eylül 1980 Darbesi olacaktı. Nice Ülkücüler bu darbe öncesi ve sonrasında gerek idam ile gerek işkence ile şehit edilecekti. Başbuğ Alparslan Türkeş’in “En kötü demokrasi en iyi darbeden daha üstündür." Ne kadar da anlamlı! İnsan her dönemde bu sözün ne kadar doğru söylendiğine şahit oluyor. 12 Eylül’ü anlatmak benim haddime değil tabii ki! Bu meseleyi en doğru dinleyeceğiniz büyüklerimiz; Taş Medreseli Ülkücüler olacak tabii ki. Başta Genel Başkan Naim Yanık, Ömer Girgeç, Ozan İlhami Erdoğan, Nevri Aydın… Saymakla bitmez. Onlar çok daha iyi bilir. 12 Eylül, kanlı eylül. Yıllarca Ülkücülere, vatan evlatlarına türlü işkenceler eziyetler edildi. Niçin demokrasi için mi? Değil tabii ki. Amaçları yine 1944’te Başbuğ ve arkadaşlarına yaptıklarını daha feci bir şekilde evlatlarına yapmaktı! Aman Yarabbi bir baba için ne kadar zor bir durumdu… Türk milletine bu eziyeti reva görenler, amaçlarına ulaşmak için her yolu deniyorlardı. Amaç belli ülkemizde kurulan hükûmetleri istikrarsız, işlevsiz bir hâle sokmak, milliyetçileri vatan evlatlarını sindirmek, bu ülkeyi bölüp parçalamak! Her dönemde karşımıza çıkan bu zihniyet, derine inilse belki görev başında vefat eden Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatında bile rol sahibi çıkacaktır. Hiç durmayan bu zihniyet 28 Şubat 1997’de yine hükûmete muhtıra vermiş, muhtıra sonucu siyasi gerilim artmış, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın istifasına kadar gitmişti. Demokrasi yine darbe yemişti. Ne hikmettir bu kirli zihniyet aşağı yukarı 1960 tan beri ortalama 10 yılda bir muhtıra veya darbe girişiminde bulunmaktadır. 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan 367 krizi sonrası aklımızda “E-Muhtıra” olarak kalan Genelkurmay Başkanlığı tarafından İnternet sitesinde yayımlanan açıklama sonucu, Lider Devlet Bahçeli harekete geçmiş, TBMM’de destek vererek Cumhurbaşkanlığı seçim krizini noktalamıştı. Sebebi belliydi, darbe gerçekleşmesi, Türk siyasetine yine çok ağır zararlar verecekti. Partimiz bu konuda epeyce tecrübeye sahip olmasından dolayı, Lider Devlet Bahçeli bu krizi çözmüştü. Takvimler 15 Temmuz 2016’ ya geldiğinde, Türk milletine tarih boyunca vurulmak istenen en büyük darbe daha doğrusu buna darbe demek hafif kalır, işgal girişimi gerçekleşti. Milliyetçi Hareket Partisi bu işgal girişimi karşısında dimdik durmuştur. Lider Devlet Bahçeli “Meşru hükûmetin yanındayız.” diyerek partimizin her zaman demokrasiden yana olduğunu göstermiştir. Genelkurmay Özel Kaleminden gelen tehdide rağmen, geri adım atmayan liderimiz, hiçbir şekilde bu girişimden korkmadı, bazıları gibi saklanmadı! Genel Merkezde olaylar tamamen sonlanana kadar gelişmeleri takip etti. Bu işgal girişimi başarısız olmaya mahkûmdu. Çünkü milletimiz, demokrasiden asla vazgeçmeye niyetli değildi. Bu süreçten sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olamazdı. Liderimiz hükûmet sisteminin değiştirilmesini, darbe heveslilerinin bir daha aradıklarını bulamaması için gerekli görüyordu. Bu sebepten ötürü, meşru hükûmet ile cumhur ittifakı kurulmuştu. Hükûmet sistemi değişmiş, yerine Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi kurulmuştu. Böylece hükûmetin hareket alanı genişletilmiş, darbe girişiminde bulunmak isteyen veya gelecekte isteyecek olanların, hayalleri suya düşmüştü. Bu sistemi bozmak isteyenler, ben başbakan olacağım diye ortada gezenler, tabii ki bu sistemden rahatsız olmuşlardı. Meşru yollarla iktidar olamayacaklarını bilenler, darbe heveslisi olmaya devam edecekti. Ne yazık ki dünyada binlerce insanın ölümüne sebep olan Kovid-19 salgın hastalığına karşı ülkemiz derin bir mücadele içindeyken,  ülkemizde bir siyasi partinin grup başkan vekili çıkıp darbe tehdidinde bulunması, yine aynı partinin geçmişi PKK ile birlikte olan il başkanı çıkıp;  
"Şöyle bir gerçeklik var ki; önümüzdeki seçimde bir erken seçimle veya başka bir şekilde bu ülkenin, gerçekten halkın artık gözü açıldı;  şöyle söyleyeyim bir iktidar değişikliğine hatta ben size daha ileri bir şey söyleyeyim iktidar değişikliği değil bir sistem değişikliğine gidişatı görüyorum ve böyle olacağını da düşünüyorum. İşimiz kolay değil ama ancak böylesi bir yönetim anlayışı, iktidar değişimi ve yeniden bir sistem değişikliği ile bu yaralarımızı, bu hasarlarımızı tedavi edebileceğimizi görüyorum." şeklinde talihsiz bir açıklama ile seçilmiş hükûmeti tehdit etmesi, akla mantığa sığmamaktadır. Yine bir yazar müsveddesinin, seçilmiş Cumhurbaşkanı’nı idam ile tehdit etmesi de bunlarla aynı amaca hizmet etmektedir. Amaçları kargaşa ve kaos olan bu kişiler ve bunların temsil ettikleri siyasi partiler, bu ülkeyi eskisi gibi darbeye sürükleyeceklerini zannediyorlarsa yanılıyorlar! Öncelikle Milliyetçi Hareket Partisini ezip geçmeleri gerekmektedir. Partimiz yılların verdiği tecrübe ile darbeler karşısında dimdik durmayı bilmektedir. Liderimiz Devlet Bahçeli’nin bu konuyla ilgili açıklamasını da sizlerle paylaşmak isterim;
“Türk milletine mensubiyeti ağır yaralı zevat, zihniyet ve ziyankâr çevrelerin meşum ve melun emelleri son zamanlarda dikkat çekici şekilde artış göstermektedir.
Türkiye’yi kötülemek, hatta kundaklamak maksadıyla kuyruğa girenlerin söz, yazı, değerlendirme, analiz ve yorumları husumetle teçhiz edilmiş karanlık bir propagandanın ara duraklarıdır. Bunların freni boşalmış, fikirleri boyanmış, gerçek yüzleri bir kez daha deşifre edilmiştir. Amacı malum ve mahsurlu yabancı vakıflardan birisinin Türkiye’yi ılımlı otokrasi, defakto diktatörlük olarak tarif ve takdimi bayat ve bağnaz bir isnat olmasının yanında utanç verici bir iftiradır. Ülkemizin demokrasi seviyesini tartışmaya açan yerli ve yabancı çıkar gruplarının kime ve neye hizmet ettikleri vicdan sahibi her insanımız tarafından bilinmektedir. Zira her şey gün gibi ortadadır. Bilhassa Türkiye ekonomisini karalama kampanyasına refakat eden ana faillerin hem ülke içinden hem ülke dışından eşzamanlı olarak harekete geçmeleri alçak bir senaryonun tedavül ve temin çabasından başka bir anlama gelmeyecektir. Almanya’da yayımlanan günlük bir gazetede Türkiye’nin ekonomik iflasından bahsedilmesi, yeni tip koronavirüs konusunda vahim hataların yapıldığının iddia edilmesi iğrenç bir tertip ve tezgâha işarettir. Ülkemiz alenen hedeftedir. Kirli ve kindar hedefler birer birer açığa çıkmaktadır. KOVİD-19’a karşı hayranlık uyandıran bir mücadelenin varlığı biliniyor ve belgeleniyorken ülkemizin itibar ve saygınlığına gölge düşürmeye gayret edenler kesinlikle iyi niyetli ve namuslu duruş sergilememektedir. Türkiye ekonomisinin zorlu dalgalanmalara maharetle direnmesi, alınmış kararlı ve dirayetli tedbirlerin zamanında ve cesaretle devreye alınması iç ve dış odakları çılgına çevirmektedir. Zorluklara rağmen ekonomimiz çelik gibi, ekonomi yönetimimiz de çevik ve millidir. Koronavirüs salgınında vaka ve vefat sayısının inişe geçmesi, yoğun bakım ve entübe sayısının her gün biraz daha azalıp zayıflaması pek çok çevreyi derinden sarsmaktadır. İstiyorlar ki, Türkiye habis virüse karşı atıl ve âciz duruma düşüp boyun eğsin. Bekliyorlar ki, sosyal, ekonomik ve siyasal dengeler baştan ayağa bozulup buhran hâkimiyet kursun. Böylesi bir ortamda CHP’li siyasetçilerin demokrasi dışı özlemleri, zilletin çamuruna bulanmış gazete, dergi, İnternet sitesi ve bazı köşe yazarlarının “Yeni bir zihniyet ve çağdaş siyasi iktidarı şart.” ifadeleri millî irade düşmanlığının nasıl da tavan yaptığına en açık delildir. CHP demokrasi hazımsızlarının kervanbaşıdır. İktidar hedefine ulaşabilmek için sandığın dışında yol arayanlar, buna davetiye çıkaranlar, Türkiye aleyhine iş birlikçiliğe talip olup beşinci kol faaliyeti yapanlar sadece demokrasiye hasım değil aynı zamanda Türkiye’nin de karşısında birikmiş emperyalizmin taşeronlarıdır. Türkiye’de iktidar bellidir, görev süresi beş yıldır. TBMM’de cumhur ittifakının milletvekili sayısı 341, zillet şemsiyesi altında toplananların sayısı 236’dır. Seçilmiş Cumhurbaşkanı ve hükûmeti görevinin başındadır. 2023 yılının Haziran ayına kadar da seçim yoktur. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi 667 gündür, yani 1 sene 9 ay 27 gündür başarıyla devrededir. Hamdolsun yeni sistemin kurum, kural ve ilkelerinden mülhem temeli sağlam, uygulaması sağlıklı, sonuçları da göz kamaştırıcıdır. CHP’li siyasetçilerin demokrasi harici yöntemlerden medet umarak “bir şekilde iktidar değişikliği” görmelerinin tavzih ve tevili millî egemenlik mantığı çerçevesinde imkânsızdır. Darbeci geleneğin siyaset ayağı olan CHP suçüstü yakalanmıştır. Türkiye’de sandık dışında iktidar nasıl olacaktır? Bunu kim ya da kimler yapabilecektir? Cumhur ittifakının bileği bükülmeden, Türk milleti diz çöktürülmeden gayrimeşru iktidar gayesi nasıl hayat ve zemin bulacaktır? Her kim darbeyi aklından geçiriyorsa, sokaklardan, silahlardan ve zorbalıktan iktidar çıkarmayı hayal ediyorsa bunun en acıklı bedeline katlanmayı da göze almalıdır. Hayâsız ve haksız bir şekilde maske dağıtılmadığından şikâyet eden köksüz CHP sözcülerinin, aslında yüzlerine taktıkları ihanet maskesini dert ve mesele etmeleri siyasi ve ahlaki tutarlılık gereğidir. Cumhur ittifakı yoluna ve Türkiye’ye hizmetine azimle, inançla, imanla devam edecektir.
Darbe sevdalıları, demokrasi katilleri her zaman karşılarında Milliyetçi Hareket Partisiyle cumhur ittifakını bulacaklardır. Hiç kimse hayale kapılmamalıdır. Hiç kimse yanlış hesap yapmamalıdır. Niyet sahiplerini uyarıyorum, kaosa ve krize oynayanların yatacak, sığınacak, kaçacak yerleri asla olamayacaktır. Nitekim 15 Temmuz’da hainlerin başına gelenlerin mislisi kendi başlarına gelecektir.”( )
Evet, duydunuz darbe sevdalıları! Bu ülkede meşru hükûmeti türlü oyunlarla devirdiğiniz günler artık geride kaldı. Cumhur ittifakı, bu ülkenin yeniden darbelerle karşı karşıya kalmaması için tüm gücüyle çalışacaktır. Bizler de nefes aldığımız sürece bu ülkenin bölünmez bütünlüğü için, demokrasisini korumak için, hukuk devleti ilkelerinin daha da güçlenmesi için var gücümüzle çalışacağız. Boş hayallere kapılmayın, sandıktan çıkmayan bir iktidar, bu ülkeyi bir yere taşıyamaz! Dikkatli olun Türk milliyetçileri bu konuda ciddidir. Bu işin şakası yoktur. Kim darbe yapmaya girişirse bedelini ağır bir şekilde ödeyecektir! Yaşasın cumhur ittifakı! Yaşasın demokrasi! Yaşasın Türk milleti!..
Kaynakça
1-    https://tr.wikisource.org/wiki/Alparslan_T%C3%BCrke%C5%9F%27in_Cemal_G%C3%BCrsel%27e_mektubu
2-    https://tr.wikipedia.org/wiki/12_Mart_Muht%C4%B1ras%C4%B1
3-    https://tr.wikipedia.org/wiki/27_Aral%C4%B1k_Muht%C4%B1ras%C4%B1
4-    http://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/4664/index.html