MHP GENEL BAŞKANI SAYIN DR. DEVLET BAHÇELİ’NİN MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE İLE İLGİLİ SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMININ ÜLKÜCÜ CAMİAYA VERDİĞİ MESAJLAR

11 Temmuz 2020 13:43 Mehmet DUMANOĞLU
Okunma
1167
MHP GENEL BAŞKANI SAYIN DR. DEVLET BAHÇELİNİN MÜMTAZER TÜRKÖNE İLE İLGİLİ SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMININ ÜLKÜCÜ CAMİAYA VERDİĞİ MESAJLAR

MHP GENEL BAŞKANI SAYIN DR. DEVLET BAHÇELİ’NİN MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE İLE İLGİLİ SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMININ ÜLKÜCÜ CAMİAYA VERDİĞİ MESAJLAR
Zaman gazetesi ve örgüt üyeliği davasında 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Mümtaz’er Türköne ile ilgili sosyal medya hesabından 23 Haziran 2020’de yaptığı paylaşımda Sayın Devlet Bahçeli şöyle yazdı:
‘’Bugün (23 Haziran) Ülkücü şehidimiz Mustafa Türköne’nin şehadetinin 41. yıl dönümüdür. Rahmetli Mustafa Türköne 23 Haziran 1979’da 21 yaşındayken şehit düşmüştür.  Ağabeyi Mümtaz’er Türköne cezaevindedir. Mümtaz’er Türköne’yi öğrencilik yıllarından tanırım. Aleyhime de pek çok yazısı ve beyanatı olmuştur.  Ülkücü şehidimizin ağabeyi olan ve geçmişte davamıza emek vermiş Mümtaz’er Türköne’nin gerçekten suçlu olup olmadığına karar verecek yegâne merci Türk adaletidir.   Osman Kavala’nın, Altan Kardeşlerin, Nazlı Ilıcak’ın ve daha pek çok sorunlu kişinin masum gösterilmeye çalışıldığı bir yerde şehit ağabeyi Mümtaz’er Türköne’nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir.  En son, terörist Demirtaş’la ilgili hak ihlali karar verilmesi, üstelik Türk devletinin 50 bin lira tazminat ödemesine hükmedilmesi haklı olarak vicdanları sızlatmıştır. Adalet suçu aklamak, suçluyu temize çıkarmak değil, hak ve hukuk neyi öngörüyorsa onu yapmaktır.  M. Türköne’nin gerçekten suçlu olup olmadığına karar verecek yegâne merci Türk adaletidir. Adil ve hakkaniyetle yargılamayla Mümtaz’er Türköne’nin üzerine atılan isnatların netleşmesi de mümkün olacaktır. Dileğim bir haksızlık varsa acilen düzeltilmesidir.’’
Milliyetçi Hareket Partisinin (MHP) Türkiye’de diğer partilerden ayrıldığı özellikleri sadece politik düşünce ve projeleri değildir. MHP bir dava partisidir. Bu nedenle “var”lığında içte dışta herkesin yan gözle izleyip takip ettiği, “yok”luğunda eksikliği hemen fark edilip ‘’Keşke olsalardı.’’ denilen canlı organizmadır. Nitekim 2002 Genel Seçimlerinden sonra seçim barajına takılıp TBMM’ye giremeyince ‘’ yokluğu çok hissedildi, arandı.’’
Neden böyledir?
26 Temmuz 2016’da Devlet Bahçeli’nin yaptığı konuşma bunun cevabıdır. Bahçeli o gün şöyle diyordu:
 ‘’Her Ülkücü, ‘Ya devlet başa ya kuzgun leşe.’ diyerek kutlu bir fikrî maziden gelen Türkiye sevdalısı Türk milliyetçisidir.‘’
Her Ülkücü; Bahçeli’nin, kendisiyle de özdeşleşen ‘’ Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’’  düsturu ile düşünür, hareket eder ki, bu slogan hem MHP’nin siyasi prensibi hem de Ülkücü hareketin ideolojik temelidir.
MHP yani Ülkücü camia ‘’biricik’’ devletini Avrupa’ya, AB’ye şikâyet etmez. Elbette kanunların verdiği haklarını kullanır; adaletin peşine takılır, bir şüphesi varsa itirazını yapar, hakkını arar. (Geçmişte özellikle 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nde gadre uğramış, ülkenin değişik yerlerindeki cezaevlerinde işkence görmüş hatta sakat kalmış pek çok Ülkücü oldu. Hiç birisi devletini başka ülkelere, uluslararası kuruluşlara şikâyet etmedi.)
Mümtaz’er Türköne ile ilgili sosyal medya paylaşımında kullandığı çok değerli kavramlarla Sayın Bahçeli topluma bir defa daha ‘’MHP ve Ülkücü Hareketin düşünce boyutu’’nu anlatmış oldu.  Bu kavramlar sadece Türkiye’de değil dünyadaki siyasi partilerin pek çoğunda özen gösterilmeyen bu nedenle neredeyse unutulan “insani değerler”dir.
Bu kavramları sıralayalım:
1-    Devletimizle İlgili Konuşur veya Yazarken Devlete Gösterilen Özen ve Dikkat
MHP ve Ülkücü Hareket bu konuda geçmişinde de bugünde her zaman hassas olmuştur. Sayın Genel Başkan’ın sosyal medya paylaşımındaki üslubuna bakıldığında “biricik devletimiz”le ilgili en küçük bir yanlış anlamaya fırsat vermeyecek bir dil kullanıldığı “ona nasıl itina ettiği” yazının tamamına bakıldığında hemen fark edilir. İstediğiniz kadar inceleyin, arayın tarayın bulamazsınız. Çünkü ‘’önce devletim ve milletim.’’
2-    Vefa
Paylaşımın yapıldığı tarih 23 Haziran 2020. 23 Haziran 1979 günü Ülkücü camia bir şehit vermişti: Mustafa Türköne. 41 yıl önce bugün şehit olmuştu ve camianın lideri, MHP’nin Genel Başkanı bu tarihi, bu günü unutmadı. Vefa için başka örneğe gerek var mı? Aslında bu örnek Devlet Bahçeli’nin “davayı ve dava için emek verenleri kısaca kutlu dava tarihini” ne kadar iyi bildiğini göstermesi bakımından da önemli.
12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü Harekete hizmet etmiş, 12 Eylül askerî mahkemelerinde yargılanmış, cezaevinde işkence görmüş Mümtaz’er Türköne daha sonra Sayın Devlet Bahçeli’yi olumsuz manada eleştiren ifadeler kullanmış, yazılar yazmıştır. Amacımız Türköne’yi eleştirmek olmadığı için bu tür bir yoruma hiç girmeyeceğim. Burada dikkat çekilmesi gereken iki nokta var.
Birincisi; Mustafa Türköne şehidimizin 41 yıl sonra hatırlatılması, bilmeyenlere öğretilmesi.
İkincisi; kendisi ile ilgili olumsuz yorumlar yazan, konuşan ancak ‘’geçmişinde’’ parti ve Ülkücü Harekete hizmet etmiş bir şahsiyete yardım etme çabası. Oysa Türkiye’nin siyasi parti kültüründe hiçbir zaman genel başkanlar ‘’kendisini olumsuz manada eleştiren’’  kişiyi bırakınız yardım etmeğe çalışmayı, yüzlerini görmek istememişlerdir.
 Burada bir bilgelik var; dava şehidine ve kardeşinin geçmişteki emeklerine gösterilen vefa.
3-    Adalet ve Hakkaniyetin Önemi
Adalet kavramı geçmişten günümüze bütün toplumlar ve devletler için çok önemlidir.
 İlk yurt Orta Asya’da kurulan mahkemelerde “yargu-cu” ve “sav-cı” denilen devlet görevlileri vardı. Osmanlıda mahkemeler o kadar güçlü ve tartışılamaz konumdaydı ki, devrin kadısı Emir Sultan, Yıldırım Bayezid’in şahitliğini kabul etmeyince padişah sesini çıkaramamıştı.
Elbette mahkemelerin yanlış karar verme ihtimali vardır. Böyle bir şüphesi olanlar için Divana müracaat hakkı vardı. Bu tür itirazlarda kazasker (daha sonraki dönemlerde şeyhülislam) davayı yeniden incelerdi. Âlimlerin yargılanma işi kadı tarafından yapılmıyordu. İlme ve ilim insanına gösterilen saygı nedeniyle bir âlim ancak oluşturulan ilim heyetince yargılanırdı.
Genel Başkan Sayın Bahçeli yazılı paylaşımında şöyle diyor:
“…… Mümtaz’er Türköne’nin gerçekten suçlu olup olmadığına karar verecek yegâne merci Türk adaletidir. Adil ve hakkaniyetle yargılanmayla M. Türköne’nin üzerine atılı isnatların netleşmesi de mümkün olacaktır.  Dileğim, bir haksızlık varsa bunun acilen düzeltilmesidir.”
Kurumlara karşı kullanılan üslup dikkatinizi çekti mi? Son derece özenli, nazik ve kurumun saygınlığını koruyan ifadeler.  Oysa çok değil sadece dört yıl önce mahkemelerimiz FETÖ tarafından ne hâle getirilmişti hatırlayınız.
FETÖ- Adalet teşkilatı ilişkisi ve Devlet Bahçeli’nin mücadelesi ile ilgili Prof. Dr. E. Semih Yalçın’ın ‘’ Davaya Adanmış Ömür: Devlet Bahçeli’’ çalışmasında özellikle 222 – 227. sayfalar olmak üzere 203 – 241. sayfalar arasını dikkatle okumanızı tavsiye ederim.
Asıl konumuza dönelim: “Mümtaz’er Türköne’nin gerçekten suçlu olup olmadığına karar verecek son merci Türk adaletidir.” ifadesi çok değerlidir.
Çünkü AB mevzuatı gereği bir kişi “iç hukuk yolları” tükendiğinde Adalet Divanına gitme hakkına sahiptir. Dr. Devlet Bahçeli “Son karar mercii Türk adaletidir.” diyerek isabetli karar verileceğine olan güvenini ifade ettiği gibi hukuk teşkilatına “moral motivasyon”da yapmaktadır.  Bu moral motivasyon 2007’den itibaren uzun zamandır tahrip edilmiş adalet kurumu için çok değerlidir.
4-    Toparlayıcılık ve Camiaya Sahip Çıkma
MHP, 09 Şubat 2020 günü 51. kuruluş yıl dönümünü kutladı. MHP şu anda Türkiye’de yaşayan en eski iki siyasi partiden birisidir. Devlet Bahçeli dün beyaz Reno 12 arabasıyla Necatibey Caddesi’ndeki Genel Merkezdeydi, bugün Balgat’taki genel merkezde. Bütün hayatı milliyetçi düşünce ve Ülkücü Hareket içinde geçti. Esasen Ülkücülük 02 Ağustos 2019’da bizzat kendisinin ifadesiyle “Elden ele aktarılan, dilden dile anlatılan, gönülden gönüle akıtılan bir duygudur, düşüncedir, fikirdir.”
Rahmetli Başbuğ Alpaslan Türkeş’le fikir ayrılığına düşen rahmetli şehidimiz Muhsin Yazıcıoğlu “Ben kişisel olarak rahmetli Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşmediğini düşünüyorum.” Hareketten ayrılıp yeni parti hazırlıklarına başlayınca Başbuğ ‘’Evlatlarım!’’ diye hitap ederek “Çocuklar hata yapar, büyükler affeder. Hepiniz partiye geri dönün.” çağrısında bulunmuştu.   Bu tutum “yönetici ile lider arasındaki farktır.”
 Dr. Devlet Bahçeli de bu bilinç ve tecrübede olduğu için tıpkı rahmetli Alpaslan Türkeş gibi 09 Şubat 2019 ve 02 Ağustos 2019 tarihlerinde hangi gerekçe ile olursa olsun MHP’den ayrılanlara “partiye geri dönmeleri, onları kucaklamaya hazır olduğunu” açıkladı.
Mümtaz’er Türköne’de değişik nedenlerle MHP ile yollarını ayırmış fakat kişisel geçmişinde partiye emek vermiş,  1980 Askerî Darbesi’nden sonra cezaevlerinde işkence görmüş, kardeşi  ‘’dava uğruna şehit olmuş’’ bir kişidir.
Lider; düne takılıp kalmayan, lider olduğu için affeden, dönmek isteyene kapıları her zaman açık tutan, toparlayıcı şahsiyettir.
Dr. Devlet Bahçeli; Türk adaletine güvenini ve son karar vericinin Türk adaleti olduğunu söylerken M. Türköne örneği ile “toparlayıcılık ve camiaya sahip çıkma” örneğini de vermiştir.
Benim, MHP Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli ile kişisel bir tanışıklığım yoktur, herhangi bir yerde de karşılaşmadık, çayını içmişte değilim. 23 Haziran 2020 günü sosyal medyada yaptığı paylaşım aklıma yukarıda yazmaya çalıştığım fikirleri getirdi, ifade etmeye çalıştım.
Son cümle olarak şunun yazılması, söylenmesi gerektiğini düşünüyorum:
“İyi insanlar; rahat, güzel günlerde değil, sıkıntılı, zor zamanlarda belli olur.”