Türklere Yönelik Kırım: HOCALI SOYKIRIMI! Galiba katledilenin Türk ve Müslüman olması, vicdanları harekete geçirmeye yetmemektedir!

16 Nisan 2019 12:36 Prof. Dr.İbrahim Ethem ATNUR
Okunma
40

 Hocalı’da insanlığa karşı işlenmiş suçların veya diğer ifade ile Türklere yönelik kırımın üzerinden 27 yıl geçti. Hocalı aslında, 20. yüzyılın başından itibaren Kafkasya ve özelde Azerbaycan coğrafyasında Türklere yönelik Ermeni çetelerinin uyguladığı kırımların, insanlık dışı uygulamaların timsali olmuştur. Maalesef Hocalı ne ilkti ve ne de son oldu. Azerbaycan sahasında 1905 Olayları ile başlayan Türklere yönelik kırımlar, 1918 yılında zirveye ulaşmış, Bakü, Şemahı, Kuba, Erivan (Revan), Nahçıvan ve Zengezor gibi bölgelerde Ermeni çete ve askerî grupları Müslüman ahaliyi yok etme yarışına girişmişti. Ermenilerin kahraman ilan edip, günümüzde adına heykeller diktikleri Antranik’in Nahçıvan ve Zengezor bölgesinde gerçekleştirdiği katliamlardan sonra, köyler ve kasabalar yerle yeksan olmuş, canını kurtaran ancak anasız babasız kalan çocuklar dağlara sığınmışlardı. Nitekim dönemin şahitlerinin anlatımlarına göre zaman sonra dağlardan koyun sürüleri gibi çocuk kafileleri toplanmış ve bu insanlık suçu dönemin basınına da konu olmuştu. Dönemin şahitleri ve yazarları insanlığa karşı işlenmiş bu ve benzeri suçların, Orta Çağ dünyasında dahi görülmediği noktasında birleşiyorlardı.
Türk askerî güçleri ve Azerbaycan kuvvetleri bu vahşeti sonlandırmış ancak Rusların 1828’den beri bozdukları demografik yapıyı belirli bir düzene koyamamıştı. Özellikle Karabağ ve Zengezor meseleleri çözülememiş, buralarda Sovyet Dönemi’nde dondurulan tarih ve sorunlar 1987 yılından itibaren tekrar canlanmıştı.
SSCB Dönemi’nde hukuken Azerbaycan’a tabi özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ; Azerbaycan, Ermenistan ve İran’ı kontrol edebilecek bir konumda olan Kafkasya’nın en stratejik noktalarında birinde bulunmaktadır. Rusların bu öneme binaen yapısını bozukları ve nüfus çoğunluğunu Ermeniler lehine değiştirdikleri Karabağ, Sovyetlerin çözülmeye başladıkları 1987 yılından itibaren ısınmaya başladı. Ermeni tarafı konuyu çeşitli vesileler ile gündeme getirdikten sonra 20 Şubat 1988’de Dağlık Karabağ Sovyeti, bölgenin Ermenistan’a katılması yönünde karar kabul etmiş ve ardından bölgede çarpışmalar vuku bulmuştu. SSCB’nin dağılmasının ardından Ermenistan ve Azerbaycan’ın bağımsızlıklarını elde ettiği 1991 yılında, Dağlık Karabağ’daki Ermenilerin Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni ilan etmesi, bölgesel çarpışmaları,  iki devlet arasındaki savaşa dönüştürmüştür.
Karabağ bölgesinde stratejik bir konuma sahip olan Hocalı; Ağdam, Şuşa, Hankendi, Askeran yolları arasında geçiş kapısı olduğu gibi, Karabağ’ı Ermenistan’a bağlayan yol da Hocalı’dan geçmektedir. Bölgenin tek hava limanını da içerisinde bulunduran Hocalı, stratejik önemine binaen savaşın başlangıcından itibaren Ermeni güçlerinin hedefinde olmuş, 1992 yılı Ocak ayından itibaren artan Ermeni kuvvetlerinin saldırıları, az sayıdaki Azerbaycan Türkleri tarafından engellenebilmişti. Ancak 15 Şubat’ta Rusların da desteğini alan Ermeni kuvvetleri, Hocalı’yı tamamen sarmış, dışardan gelen yardımları tamamen kesmiş ve nihayet 25 Şubat 1992 tarihinde sonuçları itibariyla insanlığın gördüğü en kanlı saldırılardan birini başlatmıştı. 
25 Şubat 1992 tarihinde Ermeniler ve içerisinde çokça Ermeni kökenli asker ve subayın bulunduğu 366. Motorize Rus Alayının üç bölüğü şehre üç ayrı istikametten saldırmış, Rus tank ve füzeleri kısa sürede havaalanı ve birtakım savunma noktalarını etkisiz hâle getirmiş ve müteakiben Hocalı ve çevresi işgal edilmişti. 25-26 Şubat tarihlerinde vuku bulan saldırıları sonucu Ermeni ve Rus kuvvetlerinin eline geçen tarihî Türk kasabası Hocalı’dan dışarıya yansıyan manzara; insanlığı utandıracak boyutları aşmıştır.
Hocalı’dan kaçmak için Ağdam istikametine ilerlemeye çalışan halkın bir kısmı, yol üzerinde karşılarına çıkan Ermeni güçleri tarafından esir alınmış, bir kısmı da katledilmiştir. Azerbaycan’ın resmî rakamlarına göre saldırıda 106’sı kadın, 63’ü çocuk, 70’i yaşlı toplam 613 kişi katledilmiş; 76’sı çocuk 487 kişi ağır yaralanmış, işkenceye maruz kalan 1.275 kişi esir alınmıştır. Esir alınanlardan 150 Azerbaycan Türk’ü hâlen kayıptır. Gayriresmî rakamlara göre ise katledilen Azerbaycanlı Türk sayısı 1.300, yaralı sayısı 1.000’in üzerindedir. Katliam nedeniyle 25 çocuk hem öksüz hem yetim, 130 çocuk da öksüz veya yetim kalmıştır.
Hocalı Katliamı nedeniyle Karabağ’ın diğer alanlarında yaşayan Azerbaycan halkı dehşete kapılarak evlerini terk edip, Azerbaycan içlerine kaçmış bu süreç içerisinde de yüzlerce sivil Ermeni güçleri tarafından yok edilmişlerdi. Aynı dönemde Rus desteğini de etkin şekilde yanında gören Ermeni güçleri kısa sürede Karabağ dışındaki bir kısım Azerbaycan topraklarını da işgal etti. Bir milyondan fazla insan “kaçkın” olarak Azerbaycan’ın iç bölgelerine sığındı ve o dönem doktora çalışmaları için bölgede bulunan şahsımın da bizzat şahit olduğu üzere, maalesef çok zor şartlarda tren vagonlarında yaşamaya başladılar. Aradan 27 yıl geçmesine rağmen hâlen evlerine dönmeyi bekliyorlar.
Peki, Hocalı soykırımı ve onun temsilinde Karabağ’daki katliamların sorumluları kimlerdir? Sorumlu yalnızca Ermeni yöneticileri ve askerî kuvvetleri midir? Elbette ki hayır. Bunlara ilaveten yukarıda ismini zikrettiğimiz Rus kuvvetleri ve son zamanlarda akademik çalışmalara konu olduğu üzere, Amerikan istihbarat örgütü CIA da suç ortakları arasında yer almaktadır. Bu bağlamda Avrupa devletleri ile İran’ın Ermenistan’a sağladığı destek de hatıralarda ve kayıtlardaki yerini korumaktadır.
Karabağ meselesi ve özelde Hocalı soykırımında pasif veya beceriksizce davrananların başında, dönemin Azerbaycan yönetimi bulunmaktadır. Nitekim Hocalı Katliamı Azerbaycan’ı derinden sarsmış, konu hakkında bilgi vermekten kaçınan yetkililer, halkın öfkesine sebep olmuş, Bakü’de yapılan mitinglerde hükûmetin istifası ve Hocalı’yı savunmasız bırakan devlet yetkililerinin yargılanması talep edilmişti. Ermenistan’ın dünyanın dört bir tarafından destek aldığı dönemde, kardeş ülke Azerbaycan’a yeterince yardım yapmayan Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri de bu bağlamda eleştiri oklarını üzerlerine çekmiştir.  I. Dünya Savaşı’nın son yılında Enver Paşa’nın, Türk İstiklal Harbi esnasında Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir Paşaların yokluklar içerisinde Azerbaycan’a sağladıkları desteği, maalesef 1990’lı yıllardaki Türk yöneticiler gerçekleştirememiştir. Nitekim şahsımın da bir kısmına şahit olduğu üzere, Karabağ ve Nahçıvan çevresindeki askerî çatışmalarda; aralarında bir kütüphane memurunun da olduğu gönüllüler dışında Türkiye’nin askerî desteği söz konusu değildir veya varsa çok sınırlıdır. Sınırları kapatmak elbette önemlidir ancak “gardaş yardımı” (kömeği) bağlamında yeterli kabul edilemez. Ermenistan’ın Laçin üzerinden Karabağ’a koridor açtığı dönemde, Türklerin Ordubad yönünden Azerbaycan’a bir hat açamaması da tarihî bir fırsatın kaçırılması olarak değerlendirilebilir.
1915 Olayları hakkında dünyayı genelde dönemin propagandası veya misyoner kayıtları üzerinden ayağa kaldıranların, 1992 yılı şartlarında Hocalı’dan ekranlara canlı yansıyan vahşet görüntülerine sessiz kalması manidardır. Döneme tanıklık eden Azerbaycanlı, Batılı ve hatta Ermeni basın mensuplarının çektikleri görüntüler ve olaylara yönelik şahitlikleri, elbette insanlık tarihine kara bir leke olarak sürülen Hocalı soykırımını, tartışmasız bir şekilde bütün dünyaya duyurmuştur. Bütün bunlara rağmen konu hakkındaki derslerde seyretmeye kalktığımız da dahi öğrencilerin sınıfı terk etmek zorunda kaldığı insanlık suçuna dair görüntüler, bir kısım “insan hakları” savunucularının vicdanlarında henüz karşılık bulmuş değildir. Galiba katledilenin Türk ve Müslüman olması, vicdanları harekete geçirmeye yetmemektedir!!!
Azerbaycan Cumhuriyeti son yıllarda başta Hocalı soykırımı olmak üzere 1905, 1918-1919 ve 1991-1993 yılları arasında Azerbaycan Türklerine yönelik katliamları bütün dünyaya anlatma gayretindedir. Yoğun bir şekilde yürütülen bu faaliyetlerin olumlu sonuçlarını görmek mümkündür. Hocalı soykırımı, son yıllarda daha yoğun şekilde Türk yazılı ve görsel basınında özellikle yıl dönemlerinde kendine yer bulmakta, yaşananlar Türk halkına nakledilmektedir. Türkiye’de konu hakkında düzenlenen panel ve konferanslar yanında, az sayıda da olsa akademik çalışma yapıldığı gözlenmektedir. Elbette bu yapılanlar katledilen masumları geri getirmeyecektir. O mazlumların kanının yerde kalmaması, bir daha bu tür vahşetlerin yaşanmaması ve suçluların vicdanlarda mahkûm edilebilmesi adına Hocalı soykırımının unutulmaması gerekmektedir. Hocalı gündem de iken işgal edilen Azerbaycan toprakları ve o alandan koparılan insanların dramı da unutulmayacaktır elbette. Mesele; hakkın ve hakikatin teslimidir.