ORTA DOĞU’DA KURGULANAN YENİ OYUN, SEYİRCİ TÜRKİYE

28 Ekim 2015 11:28
Okunma
563
ORTA DOĞUDA KURGULANAN YENİ OYUN, SEYİRCİ TÜRKİYE

 
Mehmet DEMİRKAN
 
7 Haziran'dan bugüne Türkiye'de öyle şeyler yaşandı ki bunların çok küçük bir bölümü başka ülkede yaşansa, bırakın Batılı demokrasileri, Afrika ülkelerinde bile yer yerinden oynardı. Ama biz sahneye koyulan oyunu, bir sonraki planda ne olacağını, hatta sonuçta nereye varılacağını bile bile sessiz sedasız izledik.
Şimdi önümüze, demokrasi şöleni yutturmacası ile getirilen 1 Kasım'daki seçimde mucize bekliyoruz. Durumumuz gerçekten içler acısı.
Vatandaşları olan bitenin nasıl tepkisiz izleyicileri ise Türkiye Cumhuriyeti de artık çevresinde kurgulanan büyük oyunun silik bir figüranı.
Türkiye'yi seçime götüren geçici Davutoğlu hükûmetinin Dışişleri Bakanı, devletin son döneminin bütün gizli görüşmelerinin de başaktörü olan Feridun Sinirlioğlu. Yıllar boyunca göz önünde olmak yerine, arka planda gizemli politikaları sürdürmeyi tercih etti. Şu anki Türk dış politikasının içinde bulunduğu durumun mimarlarından biri... Ancak kader onu arka plandan, en öne itti. Daha önce gizli kapaklı yaptıklarını şimdi herkesin gözü önünde yapmak zorunda... Tabii ilgilenenler için.
Sinirlioğlu, Dışişleri Bakanı olduğunun açıklanmasının ardından birçok ülkeden kutlama mesajı aldı. Bunlardan birini de İsrail yolladı. İsrail Dışişleri Bakanlığının Genel Direktörlüğünü yürüten Dore Gold’un, Haziran ayında Roma’da gizlice buluştuğu Sinirlioğlu’na yeni pozisyonu için tebrik mektubu gönderdiği, içeriğinde de büyük memnuniyet ifadelerinin yer aldığı ortaya çıkınca ortalık karıştı. Dışişleri, mektubun içeriğinin duyulmaması için her yolu denese de başarılı olamadı.
Bir başka fiyasko da Soçi'de yaşandı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Sinirlioğlu burada bir görüşme, ardından da basın toplantısı yaptı.
Konu malum olacağı üzere Suriye üzerinde odaklandı. Lavrov lafını hiç evirip çevirmeden, "Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ordularının başkomutanı olarak karada terörizme karşı en başarılı güç kalmaya devam ediyor. Suriye yönetimi ile iş birliği yapılmadan bölgede terörizmle mücadele etmeye çalışmak boş hayaller peşinde koşmaktır." dedi.
Basın toplantısının atmosferi bir anda buz keserken Lavrov, Türkiye'nin uzun süredir izlediği politikaları, çiçeği burnunda Türk Dışişleri Bakanı ve beraberindeki heyetin gözlerinin içine baka baka ayaklar altına aldı. 
Aslında bu durum bundan sonra yaşanacaklara ışık tutması açısından son derece çarpıcıydı. Çünkü Rusya bölgede yeniden bir oyun kuruyor. 
 
RUSYA'NIN YENİ PLANI 
Suriye’deki iç savaşın başından beri Esad rejiminin koşulsuz destekçisi Rusya'nın, Lazkiye yakınındaki Tartus kentinde bir deniz üssü bulunuyor. Ancak Rusya şimdi  bir de hava üssü inşa ediyor.  
Aslında Cebele kentinde var olan bir havaalanı, Rusya tarafından süratle tahkim ediliyor ve kullanılıyor. Rusya, Eylül ayı başından bu yana Suriye’ye Antonov-124 tipi askerî nakliye uçakları ile silah ve teçhizat taşıyor. Kargo uçaklarıyla gönderilen malzemeler arasında T-90 tankları, zırhlı personel taşıyıcılar, askerî nakliye araçları, bombaatar ve modern telekomünikasyon gereçleri bulunuyor. 
İş bununla da sınırlı değil. Daha önce de gerilimin yükseldiği zamanlarda Karadeniz'den sıcak sulara inen Nikolay Filçenkov adlı Rus savaş gemisi yine  Boğazlardan geçerek Suriye'ye yöneldi. Ayrıca önümüzdeki günlerde SA-22 uçaksavar füze sistemlerinin Suriye'de konuşlandırılacağı belirtiliyor. Bu arada Kırım'daki 810. Piyade Birliğinin 300 askeri şu anda Suriye'de.
Rus yetkililer son derece rahatlar. Hiçbir şeyi inkâr etmiyorlar. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, "Askerî yardımlar yapıldı, devam ediyor ve sürecek. Kaçınılmaz olarak Rus uzmanlar da bu silahların nasıl kullanılacağını Suriyeli personele öğretmek için silahlarla birlikte gidiyor." dedi
Peki bütün bu hazırlık ne için?
Rus Dışişleri Bakanı Lavrov öncelikle "Libya senaryosunun Suriye'de tekrarlanmaması için" Suriye'de rejim güçlerini donatmaya devam edeceklerini açıkladı. 
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in sağ kolu olarak bilinen Kremlin Basın Sözcüsü Dmitriy Peskov da, "Suriye'de IŞİD'e karşı koyabilecek tek güç Suriye silahlı kuvvetleridir. Orada bu yetenekte organize olmuş başka bir güç yok. Rusya, bu nedenle Suriye hükümetine destek sağlamayı önemli buluyor." dedi.
 
EN SIRA DIŞI KGB AJANI İŞBAŞINDA 
İş sadece Moskova'nın Suriye'ye silah takviyesi ve Şam yönetimine destek açıklamalarından ibaret de değil. Gizemli lider Putin de işbaşında.
Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin, 10 yıl aradan sonra ilk kez New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısına katıldı ve teröre karşı yeni bir ittifak önerisi yaptı. Putin burada önceliği IŞİD ve benzeri diğer gruplara verse de kafasındaki plan çok daha büyük. Yeni ittifak sadece Suriye'de değil, Kafkaslar ve Orta Asya'da da etkin olacak. Aslında Putin, söz konusu ittifak için uzun süredir taban yoklaması yapıyor. Bunun için de başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Türkiye, Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan'ı ikna etmek için yoğun mesai harcıyor.  
Rusya, hedefine terörü ve ABD'nin "Bir an önce yok edilmeli." açıklamaları yaptığı IŞİD'i koysa da birçok ülke bu projeye temkinli yaklaşıyor. Washington Rusya'nın asıl hedefinin Orta Doğu'daki gücünü pekiştirmek olduğunu düşünüyor. Obama da kaygısını, "Şu anda izledikleri strateji, Esad rejimine desteği artırma kararı bence bir hata." diyerek dile getirdi.
Obama böyle konuşsa da devler sofrasında hemen her şey paylaşım üzerine kurulu. Önce gerilim ardından çıkarlar çevresinde uzlaşı. Yine öyle oldu ve karşılıklı açıklamalardan 10 gün sonra Suriye'de iç savaşın başladığı 2011’den beri farklı cephelerde yer alan ABD ve Rusya bölgede askerî konularda beraber çalışma sinyalleri vermeye başladı. 
ABD Savunma Bakanı Ash Carter ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, uzun soluklu bir görüşme yaptı. İki Savunma Bakanının yaptığı görüşmenin ardından dikkati çekici açıklama ABD tarafından geldi. Savunma Bakanlığı Sözcüsü Peter Cook, “Carter ve Şoygu, Suriye’de havada ihtilafı önleme ve IŞİD karşıtı harekât mekanizmalarını konuşmak için mutabık kaldılar.” dedi.
Orta Doğu'da oyun işte böyle kuruluyor. Bölge için yeni bir perde açılıyor. 
 
YENİ OYUNDA TÜRKİYE'YE SEYİRCİ ROLÜ
Yeni müzakere süreci öncesinde Moskova hamle yaparken mesajı net: "Orta Doğu'da Rusyasız çözüm olmaz." Bu mesaj, daha önce Ankara'nın "Bizden habersiz bölgede kuş uçmaz." iddialarına pek benzemiyor. 
Rusya gösteriyor ki ondan bundan savuma sistemi isteyerek hava harekâtı için ABD'den izin alarak ya da en gizli operasyonunuzu bile dünya âleme ilan ederek Orta Doğu'da hiçbir şey yapamazsınız. Yapamadığınız gibi, felakete sürüklenirsiniz. 
Türkiye, Arap uyanışı diye yutturulmaya çalışılan süreçte izlediği politikaların ve özellikle Suriye'ye müdahalesinin bedelini ağır ödüyor. Yanına ABD ve Batılı müttefikleri alarak Esad'ı düşürebileceğini düşünen ancak hata üstüne hata yapan Türkiye, şu anda sadece bir geçiş üssü konumunda. Washington, kendinden son derece emin, "Bu işi bana bırak, Irak'ta düştüğün yanlışa bir daha sürüklenme." diyen Ankara'ya güvenmenin büyük hata olduğunu düşünüyor. Öyle ki Washigton'da, "Türkler bütün işi eline yüzüne bulaştırdı." kanaati hâkim.
Bu algı zor bir dönemden geçen Türkiye'yi uluslararası alanda da baskı altına alıyor. Artık Batı dünyası için, Orta Doğu'nun yeni yıldızı İran’ın söyledikleri ve Rusya'nın planları daha değerli. Buna karşın ABD, uluslararası ilişkilerde izlediği değişmez kuralı, "çifte standart ve çıkarlar" yaklaşımıyla Türkiye'yi de yedekte tutuyor. Ama iki ülke arasında uzun süredir aşılamayan bir duvar var. Üstelik bu duvar giderek yükselip kalınlaşıyor. 
Oysa 2012 yılında Obama, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan için, "Model ülkenin ilham verici lideri. Ona çok güveniyoruz.” diyordu. 2015'te geldiğimiz noktada aynı kişi için söylenenler ise yenilir yutulur gibi değil. ABD'ye göre Erdoğan, "müttefik bir ülkenin 'ver ala' dayalı ilişkiye girilecek öngörülmez politikacısı." 
Washington bu tanımlamayı yaparken Erdoğan ile Türkiye'yi birbirinden ayırmıyor. Ankara'daki ABD Büyükelçiliğinden giden bilgi notlarında, Türkiye'de Erdoğan ve yakın çevresine rağmen herhangi bir şey icra etmenin mümkün olmadığı, Saray çevresinde oluşan bu halka içerisinde yer almayanların varlıklarını dahi sürdürmekte zorlandıkları yazıyor.
 Durum buyken Washington da yıllardır sürdürdüğü çifte standart temelli bir ilişkiyi tercih ediyor. Bir taraftan hükûmeti hedef alıp "Bizim görüşümüze göre kendi anayasalarındaki kendi temel değerleriyle örtüşmeyen gerçekleştirdikleri eylemler var." diye açıklamalar yapıyor, diğer taraftan İncirlik Üssü'nü alıp karşılığında devlet ve hükûmet yetkililerine uzun süredir mahrum kaldıkları uluslararası platformda, kendilerini iyi hissedecekleri bir alan açıyor. Rusya'ya “Eğer bir planınız varsa Türkiye ile de görüşün.” diyor. 
ABD ve Rusya, yeni bir plan için adım atmaya hazırlanıyor. İki ülkenin başkentlerinde bunun için hazırlıklar yapılıyor. Farklı görüşler üzerinden pazarlık masası kurulacak. Ancak taban tabana zıt görüşlerin yer aldığı Rus ve Amerikan strateji belgelerinde yer alan ortak bir görüş var ki dehşet verici:
"Orta Doğu dinî akımların, mezheplerin ve etnik grupların birbiriyle savaştırıldığı ‘yaratıcı kaos’ doktriniyle şekillenecek."