MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: BAŞBUĞ'UN 27 MAYIS'LA İLGİLİ SÖZLERİ TAM BİR GAFLET VE GARABETTİR

08 Şubat 2021 13:04
Okunma
40
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli:  BAŞBUĞUN 27 MAYISLA İLGİLİ SÖZLERİ TAM BİR GAFLET VE GARABETTİR

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli:
BAŞBUĞ'UN 27 MAYIS'LA İLGİLİ SÖZLERİ TAM BİR GAFLET VE GARABETTİR
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un yaptığı "Adnan Menderes erken seçim tarihini açıklasaydı 27 Mayıs önlenebilirdi." şeklindeki açıklamaya, sert tepki gösterdi.
Gündemdeki son gelişmelerle ilgili yazılı bir açıklama yapan Bahçeli, şu değerlendirmelerde bulundu:
"- Türkiye'yi çok tehlikeli bir tartışma ve kamplaşma girdabına sürüklemek maksadıyla el ovuşturan, hava koklayan, fırsat kollayan menhus emeller ve karanlık çevreler son günlerde tahrik kampanyalarına hız vermişlerdir. Ülkemizin sinir uçlarını tahriş ve tahrip etmek niyetiyle müsait ortam yoklayan mihrakların iç barış ve toplumsal huzurumuzu kirli bir senaryo çerçevesinde bozma teşebbüsleri ne gözlerden ne de dikkatlerden kaçmıştır.
- Kaos failleriyle kargaşa figüranları son kozlarını oynamak için tekrar nifak sahnesine çıkmışlardır. Bu kapsamda tezahür eden vahim gerçekler tüm çarpıcılığıyla ortadadır.
- Aziz milletimizin millî ve manevi hassasiyetleriyle ters düşmüş kör ideolojiler ve köhne siyasi kesimler emperyalizmin kurşun askerliğine soyunmuşlardır. Başörtüsü meselesinin mutabakatla çözülmesini hâlâ kabullenemeyen, bir türlü hazmedemeyen çorak ve çürük siyasi zihniyetlerin inanç ve insan haklarına tahammülsüzlükleri maalesef yeniden nüksetmiştir.
- Adaleti kıyafette arayan, ahlakı şekilde araştıran, üstelik insani haslet ve imani haysiyetle açıktan çatışan zorbaların başörtüsü nefretleri ilkel ve ilkesiz bir anlayışın göstergesidir. Nitekim demokrasi ve özgürlük istismarının kaldıracıyla güç bela ayakta duran ayıplı siyaset temsilcileri zillet ve rezalet çukuruna artık iyice gömülmüşlerdir.
- Türk milleti mayaları ve meşrepleri lekeli güruhun gizil ve gizli amaçlarını ferasetle tefrik ve tespit etmiştir. Başörtüsü üzerinden kutuplaşma dinamiklerini harekete geçirmeyi planlayan faşist ve faziletsiz simalara elbette müsaade edilmeyecek, her zamanki gibi oyunları isabetle bozulacaktır. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi nerede durduğunu netleştirmeli, dürüst ve pürüzsüz hareket edecek siyasi erdemi gösterebilmelidir.
- Çünkü CHP'nin olduğu her yerde hizip, husumet ve huzursuzluk vaki bir çarpıklık olarak belirginlik kazanmaktadır. Zillet ittifakının söylemleri, siyaset metotları, kamuoyuyla ilişkileri ve irtibat kanalları sakat ve sancılıdır. Bunların medyaya yuvalanmış çıkarcı yandaşları da Türkiye'nin kazanımlarını, diriliş ve yükseliş çabalarını karalamak ve kötü göstermek için faaliyet hâlindedir.
- Bu kapsamda Ayasofya-i Kebir Camii Şerif'in açılmasını 2020 yılının felaket ve gözyaşı olaylarından birisi olarak lanse etmek kaygı ve utanç verici bir alçalmadır. Bu üslup Türk ve İslam düşmanlarının üslubudur. Kimin sözcüsü, kimlerin gözcüsü oldukları esasen belli olanların Türkiye'nin tarihî ve egemenlik haklarına kast etme düşüncesi zulme taşeronluk, Magali İdea zırvalığına teşrifatçılıktır. Ayasofya-i Kebir Camii Şerif'in kilitlerinden kurtulup Müslüman vicdanlarla buluşması 2020 yılının muhteşem bir olayı, millet nazarında unutulmayacak bir zafer anıdır.
- Geçmişin hüzünlü sayfalarını karıştırıp her tarafa çekilebilecek şifreli ifadelerle darbelere bahane üretmek iyi niyetle izah edilemeyecektir. Eski Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ'un, 4 Ocak 2021'de Cumhuriyet gazetesinde neşredilen düşünce ve kanaatleri her zaviyeden sakıncalı her cepheden sorunludur. Bu şahsın mantık hataları, kafa karışıklığı ileri düzeydedir.
- 27 Mayıs 1960 Darbesi'nden önce şayet bir erken seçim tarihi açıklansaydı darbe önlenebilirdi, demek tam bir gaflet tam bir garabettir. Sayın İlker Başbuğ, erken seçim kararı almış bir hükûmete karşı yapılan darbeyi gayrimeşru, erken seçim kararı almamış bir hükûmete yapılan darbeyi de zımnen makul ve meşru kabul etmektedir.
- Bu ifadeler normal karşılanacak ve sineye çekilecek bir durum sayılamayacağı gibi vesayetçi ve antidemokratik bir açmazdır. CHP'nin başını çektiği zillet ittifakının erken seçim dayatması ve zorlamasıyla Sayın Başbuğ'un sözleri üst üste koyulduğunda, muhtemel gelişmelerle ilgili tuhaf ve düşündürücü bir illiyet bağının kurulması abartılı ve afaki bir değerlendirme olmayacaktır.
- Sonuçları bakımından ve toplumsal bünyede açtığı derin yaralar itibarıyla hiçbir darbe masum ve mazur gösterilemeyecektir. Özellikle 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 tarihlerinde yaşanan Talat Aydemir vakalarıyla 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni ayrı yorumlamak, bu suretle 22 Şubat ve 21 Mayıs müdahale girişimlerini aklamaya çalışmak esef ve endişe verici bir yanlıştır.
- Ekonomik sorunlarla darbeler arasında sebep sonuç ilişkisi kurmak, dünya ekonominin çok ciddi kayıplar verdiği korona günlerinde, siyasal istikrar ile ekonomik istikrar arasındaki bağlantıya atıf yapmak oldukça kuşkulu ve zorlama bir analizdir. Demokrasiye ve millet iradesine silah doğrultmak, buna heves etmek, bunu aklından geçirmek büyük bir suçtur.
- Darbe cinayettir, melanettir, ihanettir. Ayrıca Sayın İlker Başbuğ'un tarihe geçmiş olayları şöyle olsaydı böyle olurdu bağlamında ele alması hem bir spekülasyon hem de nesnel gerçeklere aykırıdır. Tarih, yanlışlara kılıf aranacak, objektif esaslardan koparılacak, eğip bükülecek, hatta keyfî sonuçlar çıkarılacak bir yapboz tahtası değildir. Aksi davranışlar tarihe hakaret, tarihçilere hürmetsizliktir. Darbeler arasında mukayese yapmak ya bilgisizliğin ya da bilip de asıl hedefi perdeleyen mahzurlu bir mizacın eseridir.
- Tam da bu esnada, bir gazeteci müsveddesinin, aklı ve kalemi kiralanmış bir şahsın Sayın Erdoğan'ın gitmesi için büyük bir halk öfkesi ya da doğal afet lazım demesi demokrasi ve millet iradesi düşmanlığına esaslı bir örnektir. Bu tip sakat zihniyetler düştükleri uçurumda debelenirken, Cumhur İttifakı 2023'ü kucaklayacak, sonraki yılların stratejik ve reformist mimarisini heves ve heyecanla planlayacaktır.
- Doğal afetlere umut bağlayanların, halk öfkesinden medet umanların, askerî müdahalelere bel bağlayanların insanım diye ortalıkta gezinmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünü maske olarak kullanmaları başlı başına hezeyan ve çelişki yumağıdır. Türkiye'nin kaybetmesi, işgal ve istilaya uğraması için pusuya yatanlar yine mahcup olacaklar, yine mağlubiyet yaşayacaklar, yine ters köşeye yatacaklardır. Büyük Türk milleti egemenliğine ve hükümranlık haklarına hayâsızca meydan okuyan sefilleri tarihin çöp sepetine fırlatıp atacaktır.
- Hiç kimse sokakların karanlığından ikbal ve istikbal beklememelidir. Bilhassa Türk gençliği terör örgütlerinin kışkırtmalarına kapılmamalı, temennim odur ki uyanık olmalıdır. Bir süredir Boğaziçi Üniversitesine atanan Rektör'le ilgili suni itiraz ve organize tepkiler gündemdedir. Kanuna uygun bir atamaya terör yöntemleriyle karşı çıkmak, bu vesileyle Boğaziçi Üniversitesinden bir Gezi Parkı kalkışması çıkarmaya niyetlenmek başı ezilmesi gereken bir komplodur.
- CHP'nin, İP'in, HDP'nin provoke ettiği, PKK, MLKP, DHKP-C'nin alevlendirdiği protestoları bir sokak hareketine dönüştürme ısrarları ateşle oynamaktır. Yazılı ve görsel medya vasıtasıyla gerilimi tırmandıranlar, darbe imalarını örtbas etmeye çalışanlar, hatta mezkûr rektör atama yöntemini tenkit edenler, Allah muhafaza, 15 Temmuz FETÖ Darbe Teşebbüsü başarılı olsaydı durumlarının ya da konumlarının ne olacağını, ülkemizin ne hâllere düşeceğini sorgulama zahmetine hiç niyet etmişler midir?
- Bunun yanı sıra kahraman Türk polisine katil demek şerefsiz bir iftiradır ve bu iftiranın taraflarının öğrenci olması imkânsızdır. Gerçekten de gözaltına alınan 17 kişi arasında sadece 2 kişinin bahse konu üniversitenin öğrencisi olması her şeyi gözler önüne sermektedir. Boğaziçi Üniversitesine meşru ve hukuken geçerli bir rektör atamasını gerekçe olarak gösterip Türkiye'nin boğazını sıkmak isteyenler terörizmin piyonları, öğrenci kılıklı bölücülerdir. CHP'nin İstanbul İl Başkanıyla Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bölücü ve yıkıcı odakların mihmandarı olmaları kepazeliktir ve fiilleri Cumhuriyet savcılarının görev alanına girmektedir. Darbe imaları, erken seçim dayatmaları, ekonomik sorunlardan siyasal sonuç elde etme gayretleri ortadayken, bunun üstüne üniversitelerde öğrenci olaylarının fitilini tutuşturma arayışları vatana ihanettir.
- Geçmişte pek çok defa yaşandığı üzere, üniversitelerde çıkan olayların siyasal bir hüviyet kazanması, ardından da iç ve dış çıkar gruplarının güdümüne girmesi ağır bedellere, öngörülemeyecek hadiselere neden olabilecektir. Muhataplarını ikaz ediyorum; 1980 öncesi yarım kalmış bir mücadeleyi bir vesileyle tamamlamaya hiç kimse tevessül etmemelidir.
- Boğaziçi Üniversitesine yasal yollardan rektör atanmış ve konu kapanmıştır. Buna tahammül edemeyenlerin şanslarını fazla zorlamamaları, anarşist projelere kapılmamaları hassaten tavsiyemdir. Milliyetçi Hareket Partisi üstünlerin ve elitlerin hukukuna değil hukukun üstünlüğüne inanmaktadır. Hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Türkiye'de sokak hukuku yoktur, zillet hukuku yoktur, taviz hukuku yoktur, teslimiyet hukuku yoktur, var diyenler hukuk ve millet önünde menfur eylemlerinin sonuçlarına muhakkak surette katlanacaklardır."
HDP'NİN KAPATILMASI İÇİN MHP GEREKENİ SEVE SEVE YAPACAKTIR
MHP Lideri Devlet Bahçeli, "6-8 Ekim Olayları hakkında hazırlanan iddianame ve HDP'nin kapatılmasıyla ilgili yaptığı yazılı basın açıklamasında, şu ifadelere yer verdi:
"- Millî birlik ve toplumsal huzurumuzu baltalamak, mazisi asırlara dayanan kardeşlik bağlarımızı budamak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü dinamitlemek isteyen meşum odakların melun oyunları gizlenemeyecek ölçüde ortadadır. İbretlik gerçekleri, ihanete çanak tutan kişi ya da kesimleri görmezden gelmek artık mümkün değildir. Geldiğimiz bu aşamada mızrağın çuvala sığması imkânsızdır.
- Türkiye’nin, terörün hunhar eylemlerine boyun eğmesini dayatan, asıl manasından koparılmış demokrasi ve özgürlük ezberleri karşısında taviz vermesini amaçlayan habis çevreler yıllardır faal hâldedir. Yozlaşmış ve soysuzlaşmış demokrasi arzusu taşıyanların, 6 Ocak günü ABD Kongresine yapılan boynuzlu baskından ilham aldıkları bir başka altı çizilmesi gereken husustur.
- Demokrasinin defin merasimini düzenleyenlerin esasen insanlığa söyleyecekleri hiçbir şey de kalmamıştır. Özellikle Orta Doğu coğrafyasında vasat bulan dehşet ve vahşet ortamının ülkemize sıçraması maksadıyla kesintisiz provokasyon içinde olanların hüviyetleri bellidir.
- Kaldı ki bellerinin kırılması ise an meselesidir. 2010 yılının Aralık ayında Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın nihai ve neticeye bağlanacağı asıl hedef ülkesinin Türkiye olduğu izahtan varestedir.
- Nitekim son on yılda devletimiz ve milletimiz planlı, sistemli ve sonuç odaklı pek çok kalkışmaya, işgal girişimine, hain teşebbüse alenen maruz kalmış, direkt muhatap olmuştur.
- 2013 yılı Haziranı ayında tırmanan Gezi Parkı şiddeti, 2014 yılında gerçekleşen 6-8 Ekim Olayları, 2015 yılının ikinci yarısından itibaren yeşeren Hendek terörü, 15 Temmuz 2016’da vuku bulan FETÖ işgal denemesi ülkemizin mahvı için kurgulanan iç ve dış düşman saldırılarıdır.
- Terör örgütleri efendilerinden aldıkları talimatlarla Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhine tesis edilen yıkım koalisyonunda eş zamanlı buluşmuşlardır. PKK ile FETÖ, DEAŞ ile DHKP-C, MLKP ile THKP-C aynı kaynaktan beslenen, aynı emellerle teçhiz edilmiş, aynı yöntemlerle teşkili sağlanmış kanlı terör örgütleri olarak milletimize ve ülkemize musallat olmuşlardır.
- Bunların siyasi ayakları da zillet ittifakı çatısı altında yuvalanmıştır. 6-8 Ekim Olaylarının hukuki muhtevası titizlikle yorumlandığında, Türkiye’nin önüne nasıl feci ve şiddetli bir tuzağın kurulduğu açık seçik olarak görülecektir.
- Serhildan olarak isimlendirilen bu ihanetle yüzleşmeden, halkı sokağa davet eden hainlerle mücadele edilmeden maşerî vicdan huzur ve feraha tam anlamıyla kavuşamayacaktır. 6-8 Ekim Olaylarıyla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırlamış olduğu kapsamlı iddianamenin Ankara 22.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesi bölücülükle ve terörizmle hesaplaşmak adına tarihî bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
- 14 Nisan 2009 tarihinde yapılan KCK operasyonlarıyla tutuklanan bölücülerin 30 Mart 2014 Mahallî İdareler Seçim sürecinde kuşkulu şekilde tahliye edilmeleri, bu tahliye edilenlerin 6-8 Ekim Olaylarının sevk ve idare merkezinde konuşlanmaları tesadüfün ötesinde FETÖ-PKK iş birliğinin ortaklaşa kumpasıdır.
- PKK/KCK silahlı terör örgütünün önce öz yönetim-özerklik, ardından sözde büyük Kürdistan’ı kurma gayesiyle 37 kişinin ölümüne neden olan ve 32 ilde gerçekleşen şiddet ve terör eylemleri kesinlikle şerefsiz bir başkaldırıdır. Sözde Rojava devrimini son yurdumuza taşıma planı Türkiye’yi bölme ve bitirme senaryosunun bir parçasıdır.
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6-8 Ekim Olaylarının çıkmasında doğrudan payı bulunan 108 kişi hakkında 30 farklı suçtan dava açmıştır. Bunların en azılılarından birisi de CHP’nin ve İYİ Partinin destekleyip sempati beslediği terörist Selahattin Demirtaş’tır.
- Şurası kesindir ki, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen neyse terörist Demirtaş odur. 6-8 Ekim Olaylarıyla 15 Temmuz kalkışması, Gezi Parkı hadiseleriyle Hendek terörünün istikameti öz itibariyle bir ve aynıdır.
- Terörist Demirtaş’ın 30 Eylül 2014 tarihinde yaptığı direniş çağrısı, 6 Ekim 2014 tarihinde KCK’nın sözde Türkiye sorumlusu bir teröristin de katıldığı HDP MYK toplantısında halkın sokağa daveti suçu ve suçluları tevsik etmektedir.
- HDP, DTK, DBP, HDK, PKK, YPG ittifak hâlinde Türkiye’ye meydan okumuş, ateşli silahlarla, bombalı suikastlarla, nefret söylemleriyle ve organize şekilde millî varlığımıza saldırmışlardır. Bunların ikmali, tahkimi ve takviyesi de FETÖ tarafından yapılmıştır.
- Hiç kimse demokrasi ve özgürlük kisvesiyle 6-8 Ekim şiddet olaylarının faillerini aklamaya, haklı çıkarmaya kalkışmamalıdır. Buna yeltenen kim varsa suça iştirak etmiş sayılacaktır.
- PKK/KCK’nın kuklası olan HDP ve diğer marjinal terör partileri Anayasa’nın 68’inci maddesinin 4’üncü fıkrasını açıkça çiğnemişler ve suç işlemişlerdir. Bunun yanı sıra Anayasa’nın 69’uncu maddesine göre, bölücülüğün ve terörün odağı hâline gelmiş partilerin kapatılması inkâr edilemez bir amir hükümdür. HDP, 6-8 Ekim Olaylarının, Hendek terörünün ve bölücülüğe mihmandarlık yapmasının bedelini kanun, millet ve tarih önünde kesinlikle ödemelidir.
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bilhassa 6-8 Ekim Olaylarıyla ilgili hazırlanan ve hukuken açık ihbar niteliği taşıyan iddianameyi temel alarak HDP hakkında acil ihtiyaç olan kapatma davasını süratle açabilecektir. Şayet kapatma davasının açılması tavını kaybedip tavsamaya havale edilirse Milliyetçi Hareket Partisi Siyasi Partiler Kanunu’nun 100’üncü maddesine müzahir olarak gereğini zamanı geldiğinde inanmışlıkla yapacaktır.
- CHP’nin, İYİ Partinin itirazları suç ve suçluyu koruma mahiyetindedir. Bunun yanında teröre yardım ve yataklık olarak da ayrıca ele alınmalıdır. Boğaziçi Üniversitesine rektör atanmasına itiraz edenlerin, sırtlarını dönerek şovmenlik yapanların, terör örgütleriyle aynı kümeye girenlerin 6-8 Ekim Olaylarından ders almaları, sivil itaatsizlik çarpıklığına özenmemeleri samimi tavsiyemdir.
- Terör örgütlerinin tazyik ve tahrikleriyle “Üniversitelere kayyum istemiyoruz” temalı protestolarla ABD’deki Kongre işgalinin aynı döneme denk gelmiş olması dikkat çekici ve tek kaynaktan beslenen bir eylem türüne işaret etmektedir.
- Ayrıca 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin ardından CHP adayı etrafında şekillenen ve sokak tartışmalarıyla temellenen tehlikeli söylemler, 3 Kasım 2020 ABD Başkan Seçimi’nden sonra tetiklenen kavga ve kutuplaşma ortamıyla amaç-araç itibarıyla farklı görülmemelidir.
- Türkiye Cumhuriyeti sokakta kurulmamış, sokak sokak eylem yapan görevli ajanlara rehin bırakılmayacaktır.
- ABD’nin seçilmiş Başkanı’na ve seçim sonuçlarına saygı duyan ama Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı’na sözde diyen CHP Genel Başkanı’nın hukuka ve millî iradeye savaş açması kendisini bekleyen makûs sondan da asla kurtaramayacaktır.
- Sayın Cumhurbaşkanı’na sözde demek öz itibarıyla Türk milletine, demokrasi kültürüne, millî egemenlik ilkelerine hakarettir, hıyanettir, hürmetsizliktir.
- Zalimlerin ve Türkiye düşmanlarının yeminli sözcüsü olan Kılıçdaroğlu, FETÖ’ye, PKK’ya, MLKP’ye, DHKP-C’ye tutunmaktan, bu hain örgütlerle yol yürümekten derhâl vazgeçmeli, teröristlerle bağını kesmelidir. Yoksa suç ve terör örgütleriyle irtibat ve iltisakının vebali kendisinin siyasi sonunu süratle hazırlayacak, milletimiz bu namertliği affetmeyecektir.
- İYİ Parti Başkanı’nın da heyecanla rezervini yaptığı terörist Demirtaş ile kahvaltı programını meçhul bir tarihe erteleyip masa edebiyatına son vermesi eve dönüş yolunda kendisini bihakkın rahatlatacaktır.
- Ne idüğü belirsiz İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek için masa kurulsun diyen bu şahıs bilmelidir ki, çift taraflı davranan ve ikiyüzlü olan bizatihi kendisidir.
- Bilinmelidir ki, Türkiye bölücülükle hesaplaşmadan, terörün kökünü kazımadan istiklal haklarını, istikbal haysiyetini güvenceye alamayacaktır. Çok şükür şafak sökmüş, bölücü terörün sonu görünmüştür. Huzurun, dirliğin, birliğin, refahın ve güvenliğin 2023 hedefleriyle gerçekleşmesinin önünde hiçbir engel kalmamıştır.
- Cumhur İttifakı bunu sağlamaya mahir ve muktedirdir. Türk milleti yeni bir destan yazacak, yeni bir diriliş mucizesine imza atacak; bu destanda, bu Türk mucizesinde katillere, köhnelere, kötülere, karanlık projelere asla yer olmayacaktır.
ŞUŞA'DA DOKUZ DERSLİK BİR İLKOKUL YAPILMASI HEDEFİMİZDİR
MHP Lideri Devlet Bahçeli, "Şayet Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın müsaadeleri olursa, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev de uygun bulursa, bizatihi talimatımla Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından Şuşa’da dokuz derslik bir ilkokulun yapılması hedefimizdir." dedi.
Bahçeli, sosyal medya hesabı Twitter üzerinden 16 Ocak 2021 tarihinde yaptığı paylaşımlarda da şunları kaydetti:
"- Geçtiğimiz yıla damgasını vuran, millî gönülleri sevince boğan Karabağ Zaferi Türk milletinin son yıllarda elde ettiği en görkemli, en destansı başarılarından birisidir. Bu kapsamda Karabağ’ın ebedî Azerbaycan yurdu olduğu tescil edilmiş, esaret zincirleri sökülüp atılmıştır.
- Karabağ’ın canevi mertebesinde bulunan Şuşa’nın 8 Kasım 2020’de kurtarılması zulmün mukavemetini kırmış, terör devleti Ermenistan’ın kötürüm hayallerini suya düşürmüştür. Stratejik konumunun yanı sıra, Şuşa öyle bir yerdir ki, Türk kültür ve tarihinin simgesidir.
- Azerbaycan sanat ve düşünce hayatının kaynaklarından birisi olan Şuşa’nın gelişmesi ve burada yaşayan Türk çocuklarının geleceği hepimizin manevi sorumluluğudur. Bilhassa bu kadim Türk şehrinin eğitim-öğretim hayatına destek vermek ihmal edilemeyecek boyun borcumuzdur.
- Şayet Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın müsaadeleri olursa, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev de uygun bulursa, bizatihi talimatımla Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından Şuşa’da dokuz derslik bir ilkokulun yapılması hedefimizdir. Bu konuda sahip olduğumuz bütün imkânlar seferber edilecek ve gereği hemen yapılacaktır.
- Azerbaycan Ulusal Marşı 30 Ocak 1920 tarihinde kabul edilmiştir. Söz yazarı merhum Ahmet Cevat, bestecisi de Şuşa doğumlu merhum Üzeyir Hacıbeyli’dir. İnşasını arzuladığımız ilkokulun adı Üzeyir Hacıbeyli, temel atma günü de önümüzdeki 30 Ocak 2021 tarihi olabilecektir.
- Eğitim-öğretim bir milletin istikbal sancağıdır. Bu sancağın varlığı nesillerin şuurla yetişip ahlakla donanmasını temin edecektir. Medeniyetlerin beşiği doğru fikirdir. Ve her doğru fikir onu taşıyacak kafa ve gönüle sahip olanlarla birliktedir.
- Özellikle ifade ediyorum, Şuşa’nın susadığı eğitim ve öğretime destek vermek bizim fikir ve inanç vecibemizdir.
- Farabi diyor ki; “Düşünmek ruhun kendi kendisiyle konuşmasıdır.” O ruh ki, Türk’ün ruhudur. O düşünce ki, Türk istiklalinin mimarıdır. Çok yaşa Şuşa, çok yaşa Karabağ, çok yaşasın Türkiye- Azerbaycan kardeşliği."
DEVLET BAHÇELİ’DEN SALDIRI AÇIKLAMASI: MHP’NİN SOKAKTA İŞİ YOKTUR
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Selçuk Özdağ'a yapılan saldırı ile ilgili yaptığı açıklamada, "Milliyetçi Hareket Partisinin sokakta işi yoktur." dedi.
Bahçeli, "MHP üzerinde oyun kurmak için el ovuşturan, fırsat kollayan geri ve gölgeli siyaset anlayışları tıpkı baykuşlar gibi aydınlıktan ürküyorlar. Hasretini çektikleri karanlığın Türkiye’ye hâkim olması için çırpınıyorlar. Nitekim çırpındıkça da batıyorlar.'' ifadelerini kullandı.
Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, evinin önünde silahlı ve sopalı bir grubun saldırısı sonucu yaralandı. Selçuk Özdağ ve Ahmet Davutoğlu, Bahçeli ve MHP'yi suçladı. Bunun üzerine MHP Lideri Bahçeli,  sosyal medya resmî Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile bu suçlamalara cevap verdi. Bahçeli’nin açıklaması şöyle:
“ - Milliyetçi Hareket Partisi üzerinde oyun kurmak için el ovuşturan, fırsat kollayan geri ve gölgeli siyaset anlayışları tıpkı baykuşlar gibi aydınlıktan ürküyorlar. Hasretini çektikleri karanlığın Türkiye’ye hâkim olması için çırpınıyorlar. Nitekim çırpındıkça da batıyorlar.
-    Son günlerde tuhaf ve tahrip düzeyi yüksek gelişmeler peş peşe cereyan ediyor. Tutsak ve turfanda zihniyetler bozgunda fetih rüyası görüyorlar. Emperyalizme turnike olanlar tıpkı akbabalar gibi kanat çırpıyor. Havalar soğumakla kalmıyor, bunların vicdanları da buz tutuyor.
-   
-    Kıytırık bir yer edinmek için muhalefet edenler, mıymıntı bir çıkar için yalan söyleyenler MHP’yi suçlamak, suçlu göstermek gayesiyle diktikleri nifak fidesinin boy atmasını bekliyorlar. Ancak dün başaramadılar, bugün de yapamayacaklar. Tarihî kervanımızı durduramayacaklar.
-   
-    Aynı anda birbiriyle bağlantılı olduğu gün gibi açığa çıkan olayların ülke gündemini meşgul etmesi, bunun yanı sıra kafalarda soru işareti bırakması, özellikle Milliyetçi-Ülkücü Harekete ağır itham ve isnatların yaygınlaşması hem düşündürücüdür hem de düşüklüğün teyididir.
-   
-    Bir yanda 20 Ocak 2021’de ABD Başkan değişimi, diğer yanda Serok Ahmet’i sivriltme çabaları, Karar gazetesinde köşe tutmuş sahte gazetecilerin kışkırtmaları, bunlara ek olarak malum siyasetçi ve gazetecilere saldırılar birbirine eklemlenmiş kuşkulu gündem konularıdır.
-   
-    Nerede gazeteci kılıklı bir marjinal örgüt sevdalısı varsa, nerede terör ve bölücü meraklısı bir soytarı görülüyorsa hepsi bir olmuş, bir araya gelmiş MHP’ye çamur atıyor. Ne gam ne tasa, biz bunların alayına yeteriz, topunun tezgâhını inançla bozarız.
-   
-     MHP; sokağı bilir, hasmı bilir, haini bilir, tuzak ve tertipleri bilir ve tanır. Ancak Milliyetçi-Ülkücü Hareketi tarafı olmadığı saldırılarla ilişkilendirmeye ve yargılamaya cüret etmek terörizmin lügatinden beslenenlerin harcıdır. Aynı zamanda bühtandır, komplodur.
-    Sırtımızdan kurban kestirmeyiz. Fikir ve siyaset varlığımızı sorgulamaya çalışan icazetli, iradesiz, ilkesiz, karambolden güç devşirmeye uğraşan zehirli emellere de Allah’ın izniyle göz yummayız. Kim nerede düşmüşse oradan kalksın, kim neye maruz kalmışsa önce etrafına baksın.
-   
-    Serok Ahmet’in gündemde olduğu her dönemde Türkiye’de bir sorun olmuştur. Bu şahıs bereketsizliğinin faturasını önce şahsına kesmelidir. MHP’yle didişmek onun haddi ve havsalasının alacağı bir konu değildir. Hangi şaibeli odaklara el açtığı artık ortadadır.

-    ABD’deki Başkan değişimiyle eş zamanlı olarak, Serok ve partisinin, aynı şekilde tetikçi köşe yazarlarının hızlandırdığı iftira kampanyaları tesadüfi değil, alçak bir planın mahsulüdür. Serok Ahmet boşuna uğraşmasın, pis oyunları, birilerinin gözüne girme sinsilikleri maya tutmaz.

-    Karar gazetesinin kiralık köşe yazarları, mesela Elif Çakır, mesela Yıldıray Oğur, mesela Taha Akyol ve diğer köşesiz sözde yazarlar MHP’yi hafife almasınlar, MHP’ye kara çalmasınlar. Çünkü kazdıkları kuyuya çoktan düşmüşler, kızarmayan yüzleriyle yakayı ele vermişlerdir.

-    Bilhassa Taha Akyol MHP’yi bilir, tavsiyem mezkûr sipariş üzerine yazan isimlerle birlikte Serok Ahmet’e bizi acilen anlatmasıdır.

-    Milliyetçi Hareket Partisinin sokakta işi yoktur. Kavga ve karışıklıkta hayır görmesi imkânsızdır. İnsan onuruna ve demokratik adaba uygun olarak yapılan makul eleştirilere tahammülsüzlüğü asla düşünülemeyecektir. Bizim sevdamız şiddet değil Türk milletidir, Türkiye’dir.

-    Ülkücüler Hak yolundan dönmez, halkın çizgisinden sapmaz, hakkını yedirmez, haksızlığa asla gelmez. Ya devlet başa ya kuzgun leşe dememizin esası da budur. Hiç kimse sabrımızı yanlışa yormamalı, kutlu davamızın emanetlerini çiğnemeye kalkışmamalıdır.

-    Serok Ahmet ümidini dış güçlere bağlamasın, Kobani’ye selam gönderdiği yıllar geride kalmıştır. Başkasının metruk kayığına binenlerin istikameti sahil değil bataklığın ta dibidir. Milliyetçi Ülkücü Hareket herkesin hayat, düşünce, inanç ve ifade hakkına saygı duyar. Önemle altını çiziyorum ki, eleştirilere saygı duymamız için ahlaki, meşru ve hukuki olması şarttır.''