BAHÇELİ: YANSIN SURİYE YIKILSIN İDLİB KAHROLSUN ESAD

16 Mart 2020 12:43
Okunma
774
BAHÇELİ: YANSIN SURİYE YIKILSIN İDLİB KAHROLSUN ESAD

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Devlet Bahçeli, Türk ordusunun Şam’a girmeyi planlaması gerektiğini belirterek, “Yansın Suriye yıkılsın İdlib kahrolsun Esad. Şehit kanı yerde kalmamalıdır.” dedi.
Partisinin 11 Şubat 2020 Salı günü yapılan grup toplantısında konuşan Bahçeli, açıklamaları ile gündemi belirledi.
İdlib’de grup toplantısından bir hafta önce 7 şehit veren Türkiye, grup toplantısından bir gün önce de 5 şehit verdi.
MHP Lideri Bahçeli, arka arkaya yapılan saldırılara çok sert tepki gösterdi. Türk milleti doğal felaketlerle mücadele ederken bilhassa İdlib’de kahredici gelişmelerin yaşandığını belirten Bahçeli, şunları kaydetti:
“İdlib krizi, Rusya’nın hava desteğini alan rejim güçlerinin hunhar saldırılarını yoğunlaştırmasıyla farklı bir boyut kazanmıştır. Önce 3 Şubat 2020’de 7 numaralı gözlem noktamızın bulunduğu Serakib yakınlarında intikal hâlinde bulunan kahramanlarımıza adice, alçakça ateş açılmıştır. Bu kapsamda Uzman Çavuş Halil Demir, Uzman Çavuş Serkan Deprem, Uzman Çavuş Şükrü Özler, Uzman Çavuş Uğur Kurt, Uzman Çavuş Uğur Katran, Uzman Onbaşı Kadir Yıldız, Uzman Onbaşı Gökhan Orhan ve tır şoförü İsmail Akatay rejim güçleri tarafından, Rusya’nın mihmandarlığı altında şehit edilmişlerdir. Zalimler kana doymamış, şiddete ara vermemiş, evlatlarımıza kastetmeye devam etmişlerdir. Acılarımız henüz tazeyken, dün İdlib’den millî vicdanı heder eden, kederlendiren yeni şehit haberleri gelmiştir. İdlib’in Taftanaz Bölgesi’nde bulunan gözlem noktasında inşaatı devam eden havaalanı inşaatında çalışma yapan askerlerimize cani Esad güçleri topçu atışıyla saldırmıştır. Uzman Onbaşı Fatih Saylak, Uzman Onbaşı Enes Alper, Uzman Onbaşı İbrahim Halil Açıkgöz, Uzman Onbaşı Davut Özcan, Uzman Onbaşı İbrahim Albayrak şehit olmuş, beş kahramanımız da yaralanmıştır. Kanlı Suriye rejimi bir yanda masum sivilleri diğer yanda da Türk askerini hedef almıştır. Artık buna tahammül edecek hâlimiz kalmamıştır. Rejim güçlerine misliyle karşılık verilse de yüreğimizin yangını katil Esad defolup gidesiye kadar soğumayacaktır. Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara şifa diliyor, ailelerine, milletimize, silah arkadaşlarına sabır ve başsağlığı temennilerimi iletiyorum. Türk milletinin sabrını sınamaya çalışanlar tarihin her devrinde ağır bedeller ödemişlerdir. Kaldı ki bundan sonra da ödemeye devam edeceklerdir. İdlib’de evlatlarımızı katledenler insanlık vicdanında çoktan mahkûm olmuşlardır. Esad katildir, suçludur, gayrimeşrudur, husumetin kaynağıdır. Hem Suriye’yi hem de Türkiye’yi eş zamanlı idare etmeye, durumu kurtarmaya, kontrollü ve sürdürülebilir istikrarsızlık stratejisiyle bölgesel ve tarihsel emellerini gerçekleştirmeye çalışan Rusya iyi niyetli değildir. Hükûmetin Rusya ile ilişkileri tekrardan gözden geçirmesi samimi dileğimizdir. Rusya, Suriye’deki çatışma ve gerilim ortamının sürekli ve sınırlı bir çerçevede devamını sağlayarak kriz ve kaos üzerine kendi hesap ve hedeflerini kademe kademe inşa etmektedir. Bunu görmek bunu idrak etmek lazımdır. Ne Astana’dan ne Soçi’den ne Cenevre’den ne de diplomatik temaslardan herhangi bir sonuç bugüne kadar çıkmamış, çıkması da beklenmemelidir. Suriye ve diğer komşu ülkelerde haklının gücü değil, güçlünün hakkı revaçtadır. Gün silahın günü gün vahşetin günüdür. Hukukun sözü çiğnenirken, hukuksuzluğun ve eşkıyalığın fermanı okunmaktadır. Zalimler kendi aralarında nüfuz alanları oluşturarak küçük ölçekli savaşların fitilini tutuşturmuşlardır. Dünya petrol rezervlerinin %62’sinin, doğal gaz rezervlerinin de %40’nın bulunduğu Orta Doğu güç bloklarının acımasız mücadelelerine sahnedir. Bize göre, Rusya’nın içinde olduğu antlaşma ve mutabakatlar bu ülkenin asıl hedefleri için ara istasyonlardır. Suriye, resmen olmasa bile Rusya’nın fiilî sömürge ülkesi hâline gelmiştir.”
ESAD’IN YULARI MOSKOVA’YA BAĞLANMIŞTIR
Bahçeli, “Esad’ın yuları Moskova’ya bağlanmıştır.” diyerek konuşmasına şöyle devam etti:
“Demem odur ki, şehitlerimizin vebali saldırgan Suriye kadar buna ortam açan, perde gerisinde teşvik ve tahrik eden Rusya’nın omuzlarındadır. Bu gerçekle yüzleşmek şarttır. Suriye’de var olan krizi çözmek için siyasi ve diplomatik temaslar aldatmadır, masaldır, oylanmadır. Esad tahtından indirilmeden ne Suriye’ye ne de Türkiye huzur gelecektir. Türk milleti gerekirse, artık başka bir seçenek de görülmezse Şam’a girmeyi şimdiden planlamalı ve zalimleri yerle yeksan etmelidir. Diyorum ki, yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esad. Ocağımıza ateş düşürenlerin ocağı söndürülsün. Evlatlarımızı toprağa serenlerin hayat pınarları kurutulsun. Bugünün konusu hukuk mukuk değildir, zalimlerin tepesine Türk milletinin çelik iradesi inmelidir. Bilinsin ki, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Bir Türk de dünyaya bedeldir. Nitekim muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda gizlidir. Yurdu yaşatmak için can veren kahramanların intikamı mutlaka alınmalı, tertemiz şehit kanı yerde kalmamalıdır. Merak ediyoruz, uluslararası toplum ne duruyor, neyi bekliyor, neden suya sabuna dokunmuyor? Bir caniye, bir despota, bir Vandal’a nereye kadar sabır gösterilecek? Esad savaş suçlusudur, mutlaka yargılanmalıdır, hak ettiği cezayı almalıdır.
Türkiye’de tek adam rejimi var diyen, saray rejiminden bahseden yalancıların Suriye’deki belgeli ve delilli tek adamlık sistemine tepki göstermemeleri, üstelik katil Esad ile diyalog önerileri Baas’çı mantığın kimlere ve hangi oranda bulaştığının da ibretlik misalidir. Zulme zulüm diyemeyenler zalimlerin kuklasıdır. Ve de dökülen her kana ortaktır. Mehmetlerimizi şehit eden alçaklara ses çıkarmayıp Türk devletini ve hükümetini suçlayanlar, gönüllü Esad sözcülüğü yapanlar, Türk milletinin ruh köküne yabancı düşenlerden başkası değildir. Kılıçdaroğlu ve diğer Esad hayranları vatana ihanet içindedir. Esad’ın defterini dürmek varken, hatta bu sorumluluk ahlaki, tarihî ve hukuki bir mecburiyetken, temas ve görüşme önerisiyle avunanalar cinayete ve ihanete ortaktır. Esad devrilmelidir, zulüm şatoları yıkılmalıdır, katiller döktükleri kanların son damlasına kadar hesap vermelidir.”
KILIÇDAROĞLU VE YÖNETİMİ MİLLÎ GÜVENLİK MESELESİDİR
Türkiye’nin yüksek risk ve tehlikelerle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çeken Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetiminin millî güvenlik meselesi olduğunu bildirdi.
Bahçeli, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hainler millî varlığımızı tehdit etmektedir. PKK/PYD/YPG/FETÖ/DEAŞ/ESAD ve emperyalist çevreler Türkiye’nin kuyusunu kazmaktadır. Ne yazık ki, içimizde bunlara yardım ve yataklık eden iş birlikçiler vardır ve hüviyetleri bellidir. CHP Genel Başkanı’nın takdir ve tasvip ettiği karanlık oluşumlar zehir saçmakta, ülkemizi uçuruma çekmektedir. Bugünkü CHP yönetimi Türkiye düşmanları tarafından ele geçirilmiş, kafalarına da esaret çuvalı geçmiştir. 4 Ekim 2019’da, partimizin Başkanlık Divanı kararıyla, CHP-HDP ilişkilerinin incelenmesi, CHP Genel Başkanı’nın suç teşkil eden fiilî ve değerlendirmelerinin analiz ve araştırılması maksadıyla üç Genel Başkan Yardımcı’mızdan kurulan komisyon görevini layıkıyla tamamlamıştır.
Partimiz iç bünyesinde oluşturulan bu Komisyon marifetiyle Kılıçdaroğlu hakkında 5 Şubat 2020 Çarşamba günü suç duyurusunda bulunulmuştur. CHP’nin Genel Başkanı ve yönetimi millî güvenlik meselesidir. İnanıyorum ki, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı gereğini yapacak, adalet yerini bulacak, maşerî vicdan müsterih olacaktır. Kılıçdaroğlu, bugün FETÖ’nün siyasi ayağını açıklayacakmış. Oysaki bir boy aynasına baksa ayağı da görecek, boyunu da görecektir. Bugüne kadar FETÖ’nün siyasi ayağını devamlı gündeme getiren biz olduk. Ancak bazıları her seferinde bizim düşüncelerimizi maksatlı biçimde çarpıttı, hedef şaşırtmaya çalıştı. Dedik ki, ‘Şayet 15 Temmuz başarılı olsaydı, Yurtta Sulh Konseyinin siyasi ayağı kim olacak, ülkeyi kimler yönetecekti?’ Yani Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, bürokratlar kimlerden teşekkül edecekti? Mesela, Kılıçdaroğlu böyle bir durumda görev alacak mıydı? Söylediklerimiz budur. Arayış ve cevabını aradığımız sorular da bu şekildedir. Bizim çaycıyla, çorbacıyla, odacıyla, zabıt kâtibiyle işimiz yoktur. Bunları konuşanlar cambaza bak oyunu içindedir. FETÖ’nün Cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları kimlerdir? Eğer bu melun isimler deşifre edilirse siyasi ayak ortaya çıkabilecektir. TBMM’de herhangi bir kanun teklifi kapsamında değişiklik önergesi verenlere siyasi ayak yakıştırması bize göre hezeyandır, aklımızla alay etmektir. Bu önergeyi hazırlayıp Meclis gündemine taşıyan milletvekilleri üzerinde kuşku yaratmak, bunların araştırılmasını istemek asıl hedef ve mücadeleyi kösteklemektir.”
SAYIN İLKER BAŞBUĞ YANLIŞ BİR YERDE İZ SÜRMEKTEDİR
MHP Lideri Devlet Bahçeli, 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, 29 Ocak 2020 tarihinde bir televizyon kanalında FETÖ’nin siyasi ayağı ile ilgili yaptığı açıklamayı hatırlatarak şunları söyledi:
“Sayın İlker Başbuğ, yaptığı açıklamalarla gündemin rotasını değiştiren malum iddialarda bulunmuştur. Gerçekten de 29 Haziran 2009 tarihinde gece yarısından sonra verilen bir önerge üzerinde siyasi ayak tartışması odaklanmıştır. Özellikle ve altını çizerek ifade etmek isterim ki, Milliyetçi Hareket Partisi 2009 ne söylemişse bugün arkasındadır, gene aynı noktadadır.
FETÖ’nün siyasi ayağı basit şekilde ve sadece bir önergeye imza atanların zan altında bırakılmasıyla geçiştirilemez, izah edilemez. 5271 sayılı Ceza Mahkemesi Kanunu’nun 3. maddesine eklenen fıkralardan birisi şu şekildedir: ‘Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askerî Ceza Kanunu’nda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak hâlinde işlemesi durumunda soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adli yargı mahkemeleri tarafından yapılır.’ Ayrıca, 5271 Sayılı Kanun’un 250. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile üçüncü fıkrasının son cümlesinde geçen ‘hâli dâhil’ ibaresi ‘hâlinde’ şeklinde değiştirilmişti. Böylelikle muvazzaf askerlerin savaş ve sıkıyönetim hâli dışında ağır cezalık suçlarına sivil mahkemelerin bakılacağı hükmü getirilmiştir. Tartışmanın kaynağı da burasıdır.
Bizim bu değişiklikle ilgili çekince ve eleştirilerimiz bellidir. Fakat Sayın İlker Başbuğ yanlış bir yerde iz sürmektedir. Şayet bugün eski uygulamaya dönülse, yani askerî mahkemeler kurulup, mesela Sincan ve Silivri’deki FETÖ’cü darbecilere tekrar yargılanma imkânı tanınsa doğabilecek tehditler hakkında bir fikir sahibi olan var mıdır?
2009 yılının 25 Haziran’ındaki bir konuyu bugün yeniden kaşımanın kime ne faydası olacaktır? Sivil mahkemelerin verdiği kararların ihlal ve inkârı nasıl bir gelişmeye kapı aralayacaktır?
Asker şahısların sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan önergeyi FETÖ’ye bağlamak, FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilişkilendirmek aşırı ve zorlama bir yorum değil midir? Bu manasız tartışmayı tetikleyip tırmandırmak kimin işine yarayacak, hangi çevreleri rahatlatacaktır?
Bunların yanında, 26. Genelkurmay Başkanı görevdeyken FETÖ’cülerle mücadeleyi layıkıyla yapmış mıdır?
Bizim için siyasi ayak Yurtta Sulh Konseyinin yürütme kadrosudur. Bunlar tek tek tespit edilirse, inanıyorum ki, FETÖ’cülerin, kriptocuların, hainlerin, Türk ve İslam düşmanlarının kökü kazınacaktır.”