BAHÇELİ: ÜLKÜCÜ KARDEŞLERİMİ ARAMIZA BİR KEZ DAHA AĞIRIYORUM

12 Eylül 2019 10:58
Okunma
36
BAHÇELİ: ÜLKÜCÜ KARDEŞLERİMİ ARAMIZA BİR KEZ DAHA AĞIRIYORUM


BAHÇELİ: ÜLKÜCÜ KARDEŞLERİMİ ARAMIZA BİR KEZ DAHA AĞIRIYORUM


AHMET DENİZ AĞCA

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Ülkücü kardeşlerimi aramıza bir kez daha çağırıyorum, İP'te hayır, huzur, gelecek olmadığını ifade ediyorum.” dedi.
MHP Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında Türkiye ve dünya gündemi değerlendiren MHP Lideri Bahçeli, İP’e katılanlara bir kez daha yuvaya dön çağrısında bulundu.
Bahçeli, 1 Ağustos 2019 Perşembe günü bir çağrıda yine bulunduğunu hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Milliyetçi Hareket Partisinden bir vesile ve sebeple koparak İP’e katılan kardeşlerimi birliğe, beraberliğe, kucaklaşmaya davet etmiştim. Fiziken değilse bile aklen ve fikren aramızda olan, gönlü ve yüreği bizimle beraber olan dava arkadaşlarımızın yuvaya dönüşlerini temenni etmiştim. Hamdolsun bu çağrı ve davetim geniş yankı uyandırdı. Yaptığım çağrıya küstahça ve kahkahayla cevap verenler günü geldiğinde son gülenin iyi güleceğini ağlayarak, rezil rüsva olarak öğreneceklerdir. Siyasetin doğası gereği bazen küslük bazen kırgınlık bazen de kızgınlık yaşanabilmektedir. İP’te milliyetçi ve Ülkücünün yeri yoktur. Hakikaten de İP’in yönetiminin bunu teyit etmesi, Ülkücüleri kenara itmesi hazin bir vakıa olarak karşımızdadır. İP kozmopolit, icazetli, fikirsiz, hedefsiz, sadece MHP’den intikam almak üzere kurulmuş hastalıklı siyasi bünyedir. Ülküsü olanın, Ülkücüyüm diyenin İP’te işi olamaz. Türk ve Türkiye sevdası olanların fitne fesatla yolu kesişemez. İP’in 4.Olağanüstü Kongresinde çarşaf liste dediler, demokrasi dediler, ayarlanmış ve planlanmış anahtar listeyi 239 kişinin içine özenle ve kurnazca yerleştirdiler. Ülkücüler dışlandı, Ülkücüyüm diyenler yok sayıldı. İP’in Başkanı Türk milletine yalan söyledi, delegelerini yüzsüzce aldattı. Demokrasi değil demagoji sahneye çıktı. İP zaman kaybıdır, ayıplıdır, arızalıdır, sakıncalıdır, Kandil ve Pensilvanya’nın ileri karakoludur.”

TÜRKİYE PARLAYAN YILDIZ VE UYANMIŞ DEVDİR

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli; gerek içinde yaşadığımız bölge gerekse de bölgemizin eklemlendiği küresel zemin ve sınır hatları uzun süreden beri kaynamakta olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“İnsanlık derin bir huzursuzluk sarmalındadır. Bilhassa Türk ve İslam coğrafyaları sistematik ve süreklilik içeren yoğun operasyon sağanağındadır. İdeolojik yakıtı neoliberalizm ve bundan mülhem kara kapitalizm olan küresel emperyalizm doymak bilmeyen iştahıyla, dur durak bilmeyen arzularıyla zulüm saçmaya, kaos aşılamaya devam etmektedir. Şu anda dünya üzerinde 52 ayrı ülke ve bölgede kriz ve çatışmalar yaşanmaktadır. Bunların 34’ünde dönem dönem alevlenen silahlı çatışmalar yaşanmaktadır. Ülkemizi terörizmle susturacaklarını zanneden gafil ve alçaklar elbette tarihî bir yanlışın içine düştüklerini çok yakında anlamak durumunda kalacaklardır. Bunun bedelini ise eninde sonunda ağır şekilde ödeyeceklerdir. Terör örgütleri, ekonomik baskılar, yaptırım tehditleri, siyasi oyunlar, diplomatik şantajlar, darbe girişimleri Türk milletini haklı davasından geri döndüremeyecektir. İslam coğrafyasına düzenlenen yeni nesil haçlı akınları püskürtülmezse gelecek karanlığa havale edilecektir. Mukavemetiyle bunun önündeki en müteyakkız güç Türk milletidir. Çünkü Türk milleti mazlumların umut ışığı, İslam’ın umut sancağı, Türklüğün adalet ve hakkaniyet ufkudur. Türkiye bölgesinde parlayan yıldız, uyanmış devdir. Küresel ve bölgesel senaryo yazanların karşısında 82 milyon tek kale, tek bilek, tek yürektir. Korkularından veya iş birlikçi olduklarından dilleri boğazlarına akanlar için kudretimizin yok sayılması boşuna bir gayrettir. Türkiye terörü hem içinden hem de mücavir bölgelerden söküp atmaya muktedirdir. Asırların içinden süzülüp bugünlere ulaşan Türk devlet aklı, Türk yönetim anlayışı aradığımız ilham ve iradeyi fazlasıyla işaret etmektedir. Teröristlerin yanında kim duruyorsa Türkiye’nin karşısındadır. Terör örgütlerine kimler yardım ve yataklık yapıyorsa Türkiye’nin azmi ve azametiyle Allah’ın izniyle her seviyede tanışacaklardır. Ülkemiz egemenlik haklarıyla birlikte toprak bütünlüğünü savunmak, uluslararası hukuktan doğan meşru imkânları kullanmak suretiyle terörle mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir. Bu mücadelemiz esnasında dost ve müttefik olduğu iddia edilen ülkelerin verecekleri şaibesiz ve şüphesiz destek çok önemlidir. Temel arayış ve amacımız da bunu sağlamak olmalıdır.”
Sınırlarımızı korumak devlet olma haysiyetimizin ihmali olmayan bir icabıdır.”

PENÇE OPERASYONLARI VE GÜVENLİ BÖLGE

Bahçeli, “Suriye’nin kuzeyinden kaynaklanan ve millî bekamızı tehdit eden terörist faaliyetleri odağında karşılayıp etkisiz hâle getirmek ülke güvenliği ve jeopolitik zaruretler açısından büyük bir ihtiyaçtır.” dedi.
Aynısının şu anda Pençe-1 ve Pençe-2 Operasyonlarıyla Irak’ın kuzeyinde icra edildiğini hatırlatan Bahçeli, terörle mücadele konusundaki değerlendirmelerine şöyle devam etti:
“Kaldı ki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarıyla da güney sınırlarımız boyunca inşa edilmek istenen terör koridorunu stratejik noktalarından yardığımız sarih bir hakikattir.
Vatanımızın güvenliğini, yüksek tehdidin yeşerdiği alanları kurutarak, hain ve haşaratın üreyip yuvalandığı çukurları kapatarak temin etmek yegâne seçenektir. Sınırlarımızı emniyete alacak şekilde inşa edilecek güvenli bölge planlaması bu nedenle kaçınılmaz bir zarurettir.
30 ile 35 kilometrelik bir derinlikte kurulacak bir güvenli bölge yalnızca Türkiye’yi değil, bölgeyi de güvenceye kavuşturacaktır. Bu çerçevede ABD askerî heyetiyle 23 Temmuz’da yapılan ilk tur temasların ikincisi 5 Ağustos’tan itibaren başlamış ve 7 Ağustos’ta tamamlanmıştır. Suriye’nin kuzeyinde ABD ile koordineli bir şekilde kurulması düşünülen güvenli bölgeye ilişkin yapılan müzakerelerde Müşterek Hareket Merkezinin en kısa sürede Türkiye’de kurulması konusunda uzlaşmaya varılmıştır. Ülkemizin güvenlikle ilgili kaygılarını telafi edecek tedbirlerin alınacak olması, bu konuda mutabık kalınması memnuniyet vericidir. Temennimiz yeni bir oyalama sürecine tevessül edilmemesidir.
Müşterek Hareket Merkezinin kurulmasını müteakiben güvenli bölge Türkiye’nin haklı ve meşru taleplerine göre tesis edilmelidir. Derinliği ve genişliği Türkiye’nin tezlerine, güvenlik ihtiyaçlarına uygun şekilde gerçekleştirilmelidir. Güvenli bölge, terör örgütü PKK/YPG’nin güvenliğini değil Türkiye’nin güvenliğini muhafaza etmelidir. ABD müttefiklik ahlakıyla çelişmemelidir. Bu ülkenin PKK/YPG’yi kanatlarının altına alarak ulaşacağı hiçbir yer yoktur. Güvenli bölgenin kurulmasıyla birlikte ülkemizdeki Suriyeli sığınmacılar için yeni bir hayat ve iskânın ortamı süratle hazırlanmalıdır. Türkiye, sığınmacıların en temel insani ihtiyaçlarını karşılamak üzere imar, inşa ve bayındır faaliyetlerini yapacak donanım ve yeterliliktedir. Bu güvenli alanın denetim ve kontrolü de Türkiye tarafından sağlanmalıdır.
Böylelikle Türkiye’de kucak açıp misafir ettiğimiz Suriyeli sığınmacılar için yeni ve emniyetli bir hayatın temeli kazılmış, ilk adımı atılmış olacaktır. ABD, Türkiye’yi anlamalı, sevmiyorsa da saygı duymalıdır. Terör örgütleriyle arasına kalın ve kesin mesafeler koymalıdır. YPG’ye silah ve cephane sevkiyatından mutlaka vazgeçmeli, yanlıştan dönmelidir. Onurlu bir devletin terör örgütlerinden medet umması, teröristlerle ittifak içine girmesi akıl, adalet ve ahlakın tümden inkârıdır. Güvenli bölge kurulmasıyla ilgili iddia edilen müspet gelişmeler ABD’nin lütfu değildir. Türkiye’nin haklı olduğu bir konuda hakkını yedirmesi, bunun yanında taviz vermesi asla düşünülemeyecektir. Müzakerelerin uzaması, güvenli bölgenin derinlik mesafesiyle ilgili görüş ve yaklaşım farklılıkları terör örgütü PKK/YPG’ye elbette zaman kazandırmıştır. 30 Temmuz 2019 tarihli Millî Güvenlik Kurulu Kararı’nda vurgulandığı gibi, Suriye sınırı boyunca var olan otorite boşluğunun ülkemizi hedefine alan tehdide dönüştüğü, bölgenin terör örgütlerinden temizlenmesi amacıyla bir barış koridorunun inşası gündeme alınmıştır. Türkiye güvenli bölge talep ve tasavvuruyla huzurun, güvenliğin, istikrarın, barışın, bütünlüğün, kardeşliğin yanında; bölücünün, zalimin, hainin, cani emellerin karşısında olduğunu göstermiştir. Yanı başımızda terör devleti kurmayı aklından geçirenler unutmasınlar ki, son nefesimize, son neferimize kadar direniriz, alayının aklını alır, heveslerini kursaklarında bırakırız.”

ŞEHİT OLURUZ, AMA TÜRKİYE’Yİ BÖLDÜRMEYİZ

“Şehit oluruz, ama Türkiye’yi böldürmeyiz. Gazi oluruz, ama Türk vatanını çiğnetmeyiz.
Teslim olmayız, sessiz kalmayız, göz yummayız.” ifadesine yer veren Bahçeli, şu uyarılarda bulundu:
“Herkesi uyarıyorum ki, Ya şerefimizle, bekamızla ve millî birliğimizle yaşayacağız ya da küresel tezgâha gelip terörist provokasyonlar, iç sabotaj, suikast ve iş birlikçi tertiplerle süreç ve zaman içinde eriyip gideceğiz. Ya istiklalimizi muhafaza edeceğiz ya da izmihlale boyun eğeceğiz. Bütün risk ve güvenlik tehditlerine rağmen Türk milleti var olacaktır. Türkiye ilelebet yaşayacaktır. Terör örgütleri nerede bulunuyorsa bulunsunlar oraları tepeden tırnağa arındırıp melanetin kökünü kopararak yok etmek tarihe, ecdada, şühedaya namus borcumuzdur. Biz borcumuza sadığız. Fırat’ın doğusunda terör örgütü PKK/YPG’nin tutunmasına asla müsaade edilmemesi gerektiğine gönülden inanıyoruz. ABD’nin ağzına bakamayız. Acaba ne der diye hesap edemeyiz. Biz millet ne der ona bakmalıyız. Biz millî beka neyi gerektiriyor ona dikkat etmeliyiz. CHP’nin Fırat’ın doğusu için barışçı yaklaşımlar ve diyaloglar önermesi müflis ve teslimiyetçi bir dildir. Söylenmek istenen nedir? Hangi barışçı yaklaşımlar izlenecektir? Nasıl bir diyalog kurulacaktır? PKK/YPG’yle masa mı kurulsun, CHP bunu mu istiyor? Fırat’ın doğusunda ihanet var, rezalet var, düşman var, Türk’e kefen biçen alçaklar var. Bunlarla ilgili ne tür bir diyalog teklif ediliyor? Bu nasıl bir acziyettir, nasıl bir köhneliktir, nasıl bir zafiyettir? HDP’li temelsiz şahıs ise savaş politikalarından vazgeçilsin diye utanmadan çağrı yapıyor. Bu köksüz, Kürtlerle barışmanın yolunu arayın diye fitne yayıyor. Kürt kökenli kardeşlerimizle küslük yoktur ki barış olsun.
HDP Türk ve Türkiye düşmanlarının içimizdeki sızıntısıdır. CHP’den bu sızıntıdan beslenen siyasi sızıdır. İP’ten bahsetmeye gerek bile yoktur, çünkü hepsi aynı zillet çuvalının dibinde kaynaşmış, kucaklaşmıştır. CHP-HDP Fırat’ın doğusundaki terör inlerinde fikren ve gıyaben buluşmuşlar, Türkiye’nin terörle mücadelesini engellemek, havayı zehirlemek amacıyla devreye girmişlerdir. Bunlar yalanın, riyanın, bölücülüğün, istismarın çıbanbaşlarıdır.
PKK ormanları yakarken çıtını çıkarmayan, hatta sinsi sinsi gülümseyen bölücü HDP’nin, Kaz Dağları’nda su ve vicdan nöbetine girmesi ise tiyatrodur, masaldır, aldatmadır. Farklı ve maksatlı bir hazırlığın varlığına işarettir. Biz ormanlarımızın yok edilmesini asla doğru bulmayız. Ancak PKK/HDP’nin taraf olduğu bir yerde de bit yeniği olduğuna inanırız.
Orman yakan namertlerin ağaç kesiliyor diye çığlık atması skandal ötesi bir çarpıklık, mide bulandırıcı bir çelişkidir. CHP, HDP’yle gelecek hayalleri kurmaktadır. İP ise bu hayalin vagonudur. Bunlar ne diyorsa desinler ne yaparsa yapsınlar, Fırat’ın doğusunda hilal yükselmeli, hainler tek tek cezalandırılmalıdır. Terörle yaşamaya alışmayacağız. Terörist saldırıları sineye çekmeyeceğiz. Ne yapalım, kaderimizde de bu varmış demeyeceğiz.”