ÖZARSLAN: MHP VE ÜLKÜ OCAKLARI KENDİSİNİ İSPATLAMA MECBURİYETİ İÇİNDE DEĞİLDİR

11 Eylül 2019 19:36
Okunma
332
ÖZARSLAN: MHP VE ÜLKÜ OCAKLARI KENDİSİNİ İSPATLAMA MECBURİYETİ İÇİNDE DEĞİLDİR

ÖZARSLAN: MHP VE ÜLKÜ OCAKLARI KENDİSİNİ İSPATLAMA MECBURİYETİ İÇİNDE DEĞİLDİR

Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Bahadır Bumin Özarslan, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Ülkücüleri haydutlukla suçlamasına karşılık, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Ülkü Ocaklarının kendisini ispatlama mecburiyetinde olmadığını belirtti.
Özarslan, Ülkücü ve milliyetçi camiayı ayağa kaldıran Akşener’in bu sözleri ile ilgili dergimizin sorularını cevapladı.
Sayın Hocam, Ülkücü ve milliyetçi camiaya yönelik “haydut” nitelemesinde bulunan Meral Hanım’ın bu ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meral Akşener’in “Ülkücüleri haydutlukla suçladığı” malum beyanı, akla pek çok husus getirmektedir. Her şeyden önce MHP’nin ve Ülkü Ocaklarının böylesi suçlamalar karşısında, ciddi bir cevap vermemesi gerekir. Zira verilecek ciddi bir cevap bu hanımefendiyi ve takımını ciddiye almak, onlara değer atfetmek anlamına gelir. İltifata tabi olan marifettir. Marifet yoksa iltifata meyil vermemek, en doğrusudur. Ülkücü Hareketin verdiği mücadele ve temsil ettiği duruş ile bu tavrın çelik çekirdeğini teşkil eden iki ana kurumu olan MHP ve Ülkü Ocakları, kendisini ispatlama mecburiyeti içinde değildir. İddia sahibi, ispatla mükelleftir. MHP ve Ülkü Ocakları kendisini yalnızca Türkiye’ye ve Türklüğe değil bütün dünyaya ve insanlığa ispat etmiştir. Bu anlamda MHP’nin ve Ülkü Ocaklarının zekâtı bile bu hanımefendi ve takımının kıyamete kadar erişemeyeceği bir mertebeyi temsil eder.
Malum beyanın aklınıza getirdiği ilk husus ne oldu?
Malum beyanın akla getirdiği ilk husus, hanımefendinin siyasete başladığı yerin meşrebine uygun bir sözdür. Bilindiği üzere “Dün, dündür; bugün, bugündür.” sözü, kamuya yansıdığı kadarıyla hanımefendinin siyasete başladığı yerin yaklaşımını oldukça güzel özetlemektedir. Bu hanımefendi, bütün kapıları eskitip kendisine bütün yollar kapandıktan sonra birden bire Ülkü Ocaklarından yetiştiğini hatırlamış ve uzunca bir süre, 1980 öncesinin hatıralarını istismar ederek MHP’de siyaset yapmıştır. Şimdi ise yetiştiğini iddia ettiği kurumları her vesileyle aşağılamakta, MHP’yi ve Ülkü Ocaklarını ise haydutlukla suçlamaktadır. Siyasal faydacılığın (pragmatizmin) güzel bir örneği olarak tarihe geçecek bu yaklaşım, kendisinin siyaset macerası bakımından ilk değildir. DYP-ANAP-AKP zemininde siyaset yaptığı ve/veya siyaset yapma zemini yokladığı yıllarda, hep bir önceki adrese salvo göndermek, bu hanımefendinin siyaset yapma tarzıdır. Kendisinin kişisel tarihi bakımından olağan karşılanabilecek bu tutum, bu gidişle devam edecek gibi görünmektedir. Tarihçi olması münasebetiyle emeklilik yıllarında hatıralarını yazmak için eline kalem alması durumunda, yazacak pek çok malzeme bulacağı kesindir. Tabii o zamana kadar, şaşmaz bir hüküm verici olan tarih, çoktan bu hesabı kapatmış olacaktır.
Meral Hanım’ın bu açıklamalarına partisi içinde Ülkücü olduğunu iddia eden isimlerden tepki gösteren olmadı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Bu açıklamalarla ilgili bir başka önemli ve asıl mesele de bu açıklamaları sessizce dinleyen veya çılgınca alkışlayan ve hâlâ “Ülkücü olma (!?)” iddiasındaki beyler ve hanımlardır. MHP Genel Başkanlığına aday adayı olarak ortaya çıktığında, “Tanırım, Ülkü Ocaklarından öğrencimdir.” diyen ülkü devlerinin (!?); “Bozkurt soylu olmayan bozkurtlara baş olamaz.” diyen teşkilatçılık ustalarının (!?); “Recep Tayyip Erdoğan’dan farkım, sadakatimde sakatlık olmamasıdır. Ben itibarımı, muhterem Genel Başkan’ım Devlet Bahçeli’nin muteber kimliğine borçluyum. Bana bu görevi veren, bu güveni esirgemeyen ve bana bu sorumluluğu emanet eden liderime hayatımın son nefesine kadar hizmet ederim. Muhterem Genel Başkan’ımın sadık bir bendesi olma özelliğim, iftiharlarımın en büyüğüdür. Bunun sonsuza dek yaşatılacağından herkes emin olmalıdır.” diyen sahte dervişlerin (!?); Ülkü Ocaklarında Genel Başkanlık, Genel Merkez veya il ilçe düzeyinde yöneticilik yapmış, Ülkü Ocakları ve Ülkücü Hareket üzerinden hayatları boyunca geçinmiş zevatın; suskunluk sarmalına bürünmüş diğer Ülkü Ocaklı kökenli olduğunu iddia edenlerin tavrı da aslında şaşırtıcı olmamıştır. “Adamın adamı değiliz, davanın adamıyız. Aşkımız kişilere değil davayadır.” diyerek kendilerine her itiraz edeni hain, münafık, koltuk sevdalısı, vb. yaftalarla bezeyen ve bu sayede, maddi manevi rahat bir ömür geçiren bu taife, beklentileri karşılanmayınca ilk fırsatta soluğu bu hanımefendinin yanında almışlar ve böylece neye âşık olduklarını da ispatlamışlardır. Davaya ve kurumsal kimliğe zarar vermemek adına, Türkiye’nin her yerinde bu muhteris takımına katlananlar, gerçekten hiç şaşırmamışlardır. İlk kavşakta lastik patlatan bu güruha şaşırmayanlar için “davaya ve davanın kurumlarına sadakat” temelinde, “dava adamlığı” devam etmektedir. Velhasıl su akmış, yolunu bulmuştur. Akşenergillerin bu tavırlarına “siyaset yapma” şeklinde açıklama getirenlere de şunu söyleyelim ki yarın bu tablo devam edecek ve bu takımın mensupları da benzer açıklamalar yapacaklardır. Vefasızlığın ve nankörlüğün bu emsalsiz numuneleri ve numune adayları için son tahlilde yine atalarımızın şu sözüne müracaat etmek yerinde olacaktır: “Kır atın yanında yatan, ya huyundan ya suyundan.”
Meral Hanım’ın PKK ve onun çizgisindeki yapılar için haydut benzeri bir ifade kullandığını hatırlıyor musunuz?
Haydutluk deyince akla gelen, gelmesi gereken mesela PKK ve onun çizgisindeki yapılar ise bu hanımefendinin aklına nedense hiç gelmemektedir. HDP’li milletvekilinin, malum hanımefendinin malum partisinin sıralarına dönüp “Bizim sayemizde o koltuklarda oturuyorsunuz.” mealindeki diyet isteyen sözlerine, ilaç niyetine bile adam gibi bir cevap verilmemiştir. Hatta geçiştirilmiş, unutturulmuştur. Çünkü böylesi bir cevap partisine kurucu yaptığı, mesela DYP’den yol arkadaşı, bugün baş köşeye oturttuğu ve “bölgenin gerçekleri” diye diye kripto Kürtçülükten Neokürtçülüğe transfer olan Salim Ensarioğlu’nu gücendirir; HDP’ye türküler yakan, Google’dan transfer edilen yine kurucu üye vasıflı ve şimdilerde İstanbul’dan belediye meclis üyesi Taylan Yıldız’ı küstürür; zamanın ruhuna özenip Çerkezlerin asimile edildiğini söyleyen ve bu sebeple Çerkezler için de kolektif haklar isteyen Hasan Seymen’i üzer.
Meral Hanım’ın söylemeleri ile eylemleri arasında bir paralellik görüyor musunuz?
Meral Akşener’in söylemi yanında, eylemleri de “Dün, dündür; bugün, bugündür.” anlayışının emsalsiz örnekleriyle doludur. Dün, parti içi demokrasi nutukları çekip demokrasi havariliğine yeltenen bu zihniyet, bugün kendi mülkü hâline getirdiği partisinde âdeta otoriterizmin ve totalitarizmin zirvesini temsil eder hâle gelmiştir. Tek adaylı kongre dayatmaları, hatta kongre divan başkanlıklarında bile aday çıkmasına engel olma gayretleri, çarşaf liste adı altında blok liste numaracılığı, aday belirleme yöntemlerindeki seçkinci tavır ve sayılabilecek pek çok örnek, Makyavel’e rahmet okutacak cinstendir. O bakımdan da yine siyasetteki rehberine müracaat etmek iyi olacaktır. Demirel’e sormuşlar: “Siyaset nedir?”, “Vaattir.” demiş. “Pekiyi, vaatler gerçekleşmezse ne olur?” diye tekrar sorulunca, “O zaman da izahattır.” demiş. Meselenin düğümlendiği nokta, aslında tam da burasıdır. Uçuk vaatlerle siyasal bir çekim alanı yaratıp MHP’de istediğini elde edemeyince, vaatlere muhatap olanlar yeni partide de aynı beklenti içine girmişlerdir. Tamamına yakınının talepleri karşılanmayıp yolda bulunanlar baş tacı edilince, itirazlar başlamış ve izahat istenmiştir. İzahat yapılamayınca, hanımefendi çareyi, "öteki yaratmakta" ve "düşman üretmekte" bulmuştur. Dolayısıyla haydutluk suçlaması, işin özünde, “dış mihrak (!?)” üzerinden koltuğu sağlama alma ve itirazları bastırma çabasıdır.
Meral Hanım’ın, MHP'yi ve Ülkü Ocaklarını inciten bu söylemini sizce önümüzdeki süreçte de devam ettirtir mi?
Hanımefendinin “haydutluk suçlaması”, bir türlü vazgeçemediği taklitçilik huyunun da bir yansımasıdır. Bir yandan kendisini siyasette yıldızlaştıran ve zaman zaman benzer çıkışlar yapan Çiller gibi davranmakta; öbür taraftan da ülkeyi yönetme sevdasına tutulduğu için de Cumhurbaşkanı’na özenti içinde, “delikanlılık rolü”ne soyunmaktadır. Oysa ne biri olabilir ne de öteki. Hatırlatalım ki taklitler, asıllarını yaşatır. Partisinin Türk siyasetindeki dolgu malzemesi-figüranlık rolü-işlevi gibi hanımefendi de ancak rol çalmaya çalışan figüran olabilir. Daha ötesi için zemin de yok, zaman da kalmadı. Bütün bu yarattığı toz duman içinde hanımefendiye ve takımına bir tavsiyemiz olacak. Olur da yine, her zaman yaptığı-yaptıkları gibi yeni kapı arayışlarına girer(ler)se şu atasözü, kulaklarına küpe olsun: “Tüküreceğin yüzde, öpecek bir yer bırak.” Gün gelir, lazım olur zira “Bir kere yapan bin kere de yapar.”