SAĞLIĞIMIZI YEDİLER, AĞLIĞINI DA ÖZEL KİŞİLERE YEDİRDİLER

18 Haziran 2018 15:12
Okunma
60
SAĞLIĞIMIZI YEDİLER, AĞLIĞINI  DA ÖZEL KİŞİLERE YEDİRDİLER

SAĞLIĞIMIZI YEDİLER, AĞLIĞINI[1] DA ÖZEL KİŞİLERE YEDİRDİLER

 

Yrd. Doç. Dr. A. Muhittin TAŞDOĞAN

MHP Gaziantep İl Başkanı

 

 

Sağlık hizmetlerine erişimin dört temel bileşeni bulunmaktadır:

1-Nitelikli bir sağlık sisteminin en önemli özelliklerinden birisi,vatandaşların sağlık hizmetlerine kolayca erişebilmesidir. Sağlık hizmeti sunan kuruluşların yaşanılan yerin yakınında bulunması, halkın kolayca ulaşabilmesi.

2-Sağlık kuruluşlarında yeterli sayı ve nitelikte sağlıkta insan gücü bulunması; uygun bina, donanım, ilaç ve tıbbi malzemenin sağlanması.

3-Sağlık hizmetinden sosyal devletin gereği ücretsiz yararlanabilmesi.

4-Sağlığın korunması.

İyi işleyen nitelikli bir sağlık sisteminin bu dört bileşene muhakkak sahip olmalıdır.

İktidarın “başarı öyküsü” olarak dillendirdiği, anketlerde halkın memnuniyetinin %90’lara kadar çıktığı iddia edilen sağlıkta model arayışı hâlâ devam etmektedir. 2011yılında 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bir gecede değiştirilen,Kamu Hastaneleri Birlikleri ve Genel Sekreterliklerin kurulmasını içeren Kanun, yine 25 Ağustos 2017 tarihinde yayımlanan 694 sayılı KHK ile sil baştan Kamu Hastaneleri Birlikleri ve Genel Sekreterliklerin yapılanmasına son verildi. Bakanlığın il ve ihtiyaca göre kurulacak ilçe yönetim birimleri, il ve ilçe sağlık müdürlükleri olarak belirlendi. Hastane yönetimleri yeniden baş hekimlere verildi. Sözleşmeli çalıştırma ise, il sağlık müdürlerini içerecek şekilde yaygınlaştırıldı. AKP hükûmetinin her fırsatta “Sağlıkta çağ atladık.” diye övündüğü Sağlıkta Dönüşüm Programı yap boz tahtasına dönüştü. Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla yürürlüğe konulan neoliberal sağlık reformları temel olarak, sağlık hizmetlerinin finansmanının genel sağlık sigortası ile sağlanması, kamusal birinci basamağın tasfiye edilerek sağlık ocaklarının kapatılması ve bunun yerine birinci basamağın özelleştirilmesi yaklaşımına uygun bir aile hekimliği modeline geçilmesi ve kamu hastanelerinin işletme hâline dönüştürülerek piyasalaştırılması uygulamalarını içermektedir. 2011 yılında 663 sayılı KHK ile Sağlık Bakanlığını icracı olmaktan çıkarılıp, düzenleyici ve denetleyici bakanlık hâline getiren uygulama işlemez hâle geldi. Sağlık meslek örgütlerinin “işlemeyeceği”uyarısına rağmen, cemaat kadrolaşmalarına yol veren, kamu bütçesini ciddi anlamda zarara uğratan, hastaneleri şirket gibi görerek başlarına yerleştirdiği CEO’lara (Birlik Genel Sekreterleri) ve kendi ekibine ballı maaşlar ödenmesinin önünü açan uygulamayı 6 yıl sonra değiştirdi.

Sistem, AKP hükûmetinin “Çağatladık.” iddialarına karşın, performans dayatması hayata geçirildi, kâr odaklı sistemde hekim hasta ilişkisi bozuldu. Hekim ve hekim dışı sağlık personeli üzerinde ciro ve idari baskısı arttırıldı. Rekabetçi anlayış, sağlık çalışanları arasında iş barışını bozduğu gibi, sağlık hizmetinin sunumunda nitelik yerini niceliğe bıraktı. Hekim ve sağlık çalışanlarını nefes almadan çalışmaya iten performans sistemi ile birlikte hekime başvuru sayıları ciddi artış oldu. Sağlık kurumlarındaki aşırı yoğunluk hekim hasta ilişkisini bozdu.Sağlık Bakanlığının verilerine göre günde en az 30 sağlık çalışanı şiddete uğradı ve hatta ölümle sonuçlanan saldırılar oldu. Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM) sağlık çalışanlarını şikâyet ve tehdit merkezine dönüştürdü.

Soruşturmalar ve savunmalar hekimler üzerinde mobbing ve baskı yarattı yıldırdı. Performans sistemi ile birlikte asistan doktor eğitimleri 2.plana itildi. Üniversitelerde öğretim görevlisi epeyce azaldı. Sayıştayın 2016 [i]yılında yayımladığı denetim raporunda, Sağlık Bakanlığı hastanelerinin çok ciddi bir borç yükü altında oldukları, yaptıkları iş ve işlemler sonucunda zarettikleri, aslında ortada döndürülen bir sermayenin mevcut olmadığı belirtilmekteydi. Raporda ayrıca, Sağlık Bakanlığı hastanelerinde döner sermaye bütçesi uygulamasının kaldırılarak merkezî yönetim bütçesinin esas alınması önerilmekteydi.

Çok lüks olarak kurulan şehir hastaneleri projesi de halk için değil özel şirketler kazansın diye kurulan hastanelerdir. Özel şirketlere %70 doluluk yani yatış garantisi veriliyor. Gerçekten inanılır gibi değil. Bakanlığımız halkın sağlığını koruyacağına aksine halkın %70’inin hasta olmasının garantisini veriyor.Sağlık Bakanlığı ismini değiştirip Hastalık Bakanlığı mı olmak istiyor? Hazine arazileri şirketlere bedelsiz ve vergi muafiyeti ile veriliyor, tıbbi destek hizmetleri ile diğer hizmetlerde şirketlere imtiyazlar veriliyor ve bedeller döner sermayeden ödeniyor. Bu durumda şehir hastaneleri açıkça sermayeye rant sağlamak için yapılmış ve vatandaşlarımıza nitelikli, ulaşılabilir bir sağlık hizmeti sunmaktan son derece uzak bir projedir.

Ülkemizde karşılanamayan tıbbi gereksinim oranı Avrupa Birliği ortalamasının epey üstündedir. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın propagandasının temel dayanağı olan “yaygın, erişimi kolay herkese ücretsiz sağlık hizmet sistemi” gerçekleştirilememiştir. Yeni sistemin temel dayanağı yerine getirilememiştir. Sistem temelden çökmüştür.

Yeniden sistem değişikliğine giden Sağlık Bakanlığı piyasacı, rekabete dayalı sağlık politikalarını sürdüren, genel sağlık sigortasını,katkı ve katılım paylarını yürürlükte tutan, bir özelleştirme modeli olarak şehir hastanelerini hayata geçiren, sözleşmeli çalışmayı hâkim kılan bir sistemde, sadece işleyişle sınırlı bu tür değişiklikler sağlık sorunlarına çözüm getiremez. KHK’nin sağlık çalışanlarının yaşadığı temel sorunlar konusunda da getirmiş olduğu herhangi bir çözüm bulunmuyor. Performans sisteminin olanca hızıyla sürdürüleceği anlaşılıyor. Yönetici kadroların sözleşmeli olarak devam ettirilmesi sağlıkta özelleştirmenin devam edeceğini gösteriyor. Sağlık sigortasına ek olarak halktan alınan muayene ücreti, katkı payı gibi giderlerin hâlâ halktan karşılanacağı anlaşılıyor. Ücretsiz sağlık uygulamasına hâlâ geçilmediğini gösteriyor.

 

Bunlarla birlikte hiçbir ülke politikası tek kişinin düşüncesiyle şekillenemez. Recep Akdağ gelir gider,Mehmet Müezzinoğlu gelir gider, Ahmet Demircan gelir gider. Ama halkın sağlığı toplumun sağlığı değişmemelidir. Bakana özel olarak toptan bir sağlık sistemi değişmemelidir. Sağlık politikası tek şahısla değil toplumla birlikte yapılmalıdır. Örfümüzde âdetimizde olan istişareler yapılmalıdır. Gelen bakan kanun hükmünde kararname ile sistemi toptan değiştirmek yerine, kalıcı üretici bir sağlık politikası üzerinden iyileştirmeler yapılmalıdır. Sağlığımız şahısların yapboz politikalarına alet olamayacak kadar değerlidir. Biz sağlığımızın peşindeyiz,onlar ağlıklarının peşindeler.

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu sağlık hizmet yapılanmasının, bilimsel ve alanında uzman kişilerin ve kuruluşlarının katılımıyla toplumun ihtiyacı olan; sağlık hizmetlerinin nitelikli, ücretsiz ve ulaşılabilir olduğu, tüm kullanıcılara eşit olarak sunulduğu, adil bir sağlık sisteminin oluşturulmasına yönelik düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.Kalıcı, millî, sürdürülebilir, istişare ile karar alınması gererken bir sağlık politikamız olmalıdır.



[1]Ağlık” Gaziantep yöresine ait birçeşit kebap türü olup, çok lezzetli ve az bulunan bir kebap türdür.