Prof. Dr. Cem KILIÇ: “KIDEM TAZMİNATI KONUSUNDA KARMAŞA VE KAOS YAŞANIYOR”

26 Temmuz 2016 11:33
Okunma
624
Prof. Dr. Cem KILIÇ: “KIDEM TAZMİNATI KONUSUNDA KARMAŞA VE KAOS YAŞANIYOR”

 


Çalışma yaşamı konusunda yazdığı makale ve haberlerle tanınan Milliyet gazetesi yazarı Prof. Dr. Cem Kılıç; Kılıç, “iş hukuku” ile ilgili Türkiye Barolar Birliğince düzenlenen panelde konuştu.
Cem Kılıç; Türkiye’de kıdem tazminatı konusunda büyük bir taslak karmaşasının, kargaşa ve kaosun yaşandığını ifade etti.
Şu anda kamuoyunda en çok tartışılan konulardan birisi olmasına rağmen kıdem tazminatı ile ilgili hükûmet tarafından hazırlanmış ciddi anlamda bir taslağın bulunmadığını kaydeden Kılıç, “Yasa taslağı metni şu anda ortada yok. Nasıl olacak, işsizlik sigortası fonu gibi mi olacak, bireysel bir hesaba dayalı bir fon mu olacak? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Kıdem tazminatı gibi bir konuda mutlaka ortaya ciddi anlamda bir metnin konulması ve tarafların görüşüne başvurulması gerekir.” dedi.
Bu tartışmanın yeni değil, eski olduğunu hatırlatan Kılıç; şunları söyledi:
“Bu konuyu biz 2012-2013 yılında da konuştuk. Birey hesabına dayalı tıpkı bireysel emeklilik sistemi gibi bir sistem kurgulanmaya çalışılıyor. Kişinin kendi hesabında birikecek olan primler gelecekte onun kıdem tazminatını oluşturacak. Beni gören, ‘Bizim kıdem tazminatı hakkı ne olacak?’ diye soruyor. Bu neyi gösteriyor? Bu aslında kargaşayı ve kaotik bir durumu gösteriyor. Çalışma yaşamının en temel konularından birisi, kıdem tazminatı konusudur. Maalesef kıdem tazminatının fona geçeceği ifade ediliyor. Bunlar konuşulurken kıdem tazminatı tartışmalarının gölgesinde öylesine önemle yasalar geçip gitti ki, kıdem tazminatı ile siz uğraşın derken geçici iş ilişkisi, taşeron düzenlemesi, çok önemli devrim niteliğinde yasalar bir anda su gibi geçti. Türkiye'de her 10 çalışandan 1’i kıdem tazminatını alıyor. ODTÜ'de yapılan çalışmalar sonucunda görüldü ki 10 çalışandan 1’i değil 10 çalışandan 4'ü alıyor. Özellikle finans, turizm ve medya gibi sektörlerde bu oranın daha da yükseldiğini görüyoruz.Türkiye'de iş gücü devri onanı çok yüksek... Kıdeme hak kazanmadan işten ayrılış bildirgeleri hesap ettiğiniz zaman, 18 milyonun neredeyse 10 milyonunu zaten 1 yılı tamamlamadan işten ayrılanların işten ayrılış bildirgeleri oluşturuyor. Dolayısıyla buradan yola çıkarak kıdem tazminatı tamamen ortadan kaldırılmıştır gibi bir düşünce yanlış.  Türkiye'de kıdem tazminatı hakkıyla alınıyor mu? Hayır alınmıyor.”
 
Türkiye’de 1 milyon 762 Bin İş Yeri Var
Prof. Dr. Cem Kılıç, Türkiye’de sigorta sicil numarası almış olan 1 milyon 762 bin iş yerinin olduğunu kaydetti.
Cem Kılıç, bu iş yerlerinin %98'inin küçük ve orta ölçekli yani 10 ve daha az çalışanı olan iş yerlerinden oluştuğunu belirterek bu durumun, modern çağın gerektirdiği profesyonel işletmecilik anlayışına sahip bir ülke olmadığımızı gösterdiğini söyledi.
Prof. Kılıç, daha sonra şöyle devam etti:
“Küçük ölçekli işletmelerde geleneksel üretim biçimleri ile aile tipi örgütlenmelere dayanan bir yönetim söz konusudur. Hâl böyle olunca aslında bu tip iş yerleri bakımından bizde doğal iş gücü piyasası dediğimiz vahşi kapitalizmin sınırlarını zorlayan çalışma koşulları mevcuttur.  Bırakın kıdem tazminatını almayı sigortasızlığa varan çalışma usul ve şartları bakımından son derece çalışanı ve emeğini istismar edici uygulamalar söz konusudur. Kıdem tazminatı önemli bir sorun olmakla birlikte, aslında buraya gelinceye kadar Türkiye'de tüm çalışanların çok daha büyük sorunlarının olduğunu vurgulamamız lazım. Örgütlülüğün sınırlı olması belki de en büyük problemlerden birisi. 13 milyon sigortalının ancak yaklaşık 1 buçuk milyonu sendikalı. Bu resmî rakamlar ama bu rakamlar oldukça şişirilmiştir. E-sendika dönemine geçildi ama ben hâlen daha reel anlamda %10'lar civarında ifade edilen sendikalaşma oranının %5-7 arasında olduğunu düşünüyorum. Durum böyle olunca tabii ki örgütlülüğün son derece düşük olduğu çalışma ortamlarında başta kıdem tazminatı olmak üzere sorunlar gündeme geliyor. Örgütlülüğün bu derece düşük olması kıdem tazminatını yapısal bir sorun olarak ortaya çıkmasındaki en büyük sebeplerden birisini oluşturuyor. Zaten yapılan birkaç araştırma şunu göstermektedir: Sendikanın olduğu yerde kıdem tazminatı konusu bir problem olmaktan çıkmıştır. Önemli olan bizim örgütlülük dışındaki unsurlara bakmamız.”
 
Hükûmet Açığı Kapatmak İçin Böyle Bir Yola Başvuruyor
Prof. Dr. Cem Kılıç, işçi konfederasyonlarının mevcut kazanımlarından geri adım atmak istemediklerini vurguladı.
Cem Kılıç, şöyle dedi:
“Nedir mevcut kazanımları? En yalın hâliyle bir yıla karşılık gelen 30 günlük kıdem tazminatı miktarı. Buradan geri atmamak kaydıyla yeni bir şeyler konuşulabilir mi? Bence konuşulabilir. Ben bu noktadayım. Bunun konuşuluyor olması, yapılacağı anlamına gelmez ya da yapılacak olması kişinin aleyhine gelişeceği anlamına da gelmez. Yeter ki siz ülkedeki sosyal diyalog mekanizmasını çalıştırın. Ekonomik ve Sosyal Konsey, 2010 Referandumu ile anayasal bir kurum hâline geldi ama toplanmıyor. Toplanmadıktan sonra biz bunu ne yapabiliriz? Kıdem tazminatı konusunda bütün başkanlar, bu konuda kendilerine gelmiş olan bir taslağın olmadığını söylüyorlar. Bürokratlar ‘Bakanlıkta da yok öyle bir şey.’ diyorlar. O zaman neyin üzerinde konuşup da sosyal diyalog mekanizmasını geliştireceğiz? Hiçbir şeyin... Ama bir yandan da özellikle hükûmet tarafından gelen demeçlere göre tüm bakanlar kıdem tazminatı konusunu dillerine dolamış durumdalar. ‘Kıdem tazminatı yakında Meclise gelecek.’ diyorlar. Bir kavram ve taslak kargaşası içerisinde işçi kesiminin tavrı belli… 30 günden geri adım atmayacak şekilde yeni bir düzenek kurmak. Peki, o zaman hükûmet ve devlet niçin sürekli olarak bunu önümüze getiriyor? Bu konuda kuşkularım oluşmaya başladı. Özellikle tasarruf oranının Türkiye'de çok düşük düzeyde olması cari açık başta olmak üzere büyük makro istikrarsızlıklara neden olabiliyor. Yatırıma dönüşemiyor. Bu nedenle bir anlamda fon açığını kapatmak ve ekonomiye kaynak yaratmak acaba bunun gerekçelerinden biri olabilir mi devlet açısından? Olabilir elbette. Benim ağırlıklı olarak üzerinde durduğum düşünce de budur. “