EDİTÖRDEN

17 Eylül 2014 11:22
Okunma
523

 
Öteden beri ABD kamuoyunda Türkiye’ye ve Türk insanına at gözlüğü ile bakılıyor. Türkiye’ye gönderilen Amerikalı diplomatlar, istihbarat elemanları ve uzmanlar; ülkemizde birtakım mahfillerle görüşüyorlar, sonra da aldıkları yalan yanlış veya maksatlı bilgilere dayanarak rapor hazırlıyorlar. Bu raporlarda olaylar ve insanlar olduğundan farklı yansıtılarak Vaşington yönetiminin siyasi ve diplomatik obezitesi besleniyor.
ABD’de Türkiye hâlâ fesle, peçeyle sembolize ediliyor. Türkiye’nin Mısır’dan, Irak’tan, Suriye’den, Gazze’den farkı sadece aynı coğrafyadaki değişik konumundan öteye geçmiyor.
Aslında istisnalar dışında bütün Batı dünyasında aynı bakış açısı hâkim.
Geçenlerde Türkiye’ye gelen bir grup Amerikalı uzman, bazı sivil toplum örgütleriyle temas kurduktan sonra güya Türkiye’nin siyasi manzarasını ortaya koyan bir rapor hazırlayıp yönetime sundu.
Raporda evlere şenlik değerlendirmeler yer alıyor. Türkiye’nin en güçlü figürleri ve siyasi aktörleri alarak sırasıyla Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu ve bölücü başı Öcalan gösteriliyor. İmralı canisi hakkında detaylara yer verilirken Murat Karayılan’ın fonksiyonu bile anlatılıyor.
Tayyip Erdoğan’dan bahseden satırlarda ise eşinin ve kızlarının başörtülü olduğunun altı çiziliyor. Aynı ayrıntı Abdullah Gül’ün eşi için de veriliyor.
ABD’li uzmanların Türkiye’de ziyaret ettiği sivil toplum kuruluşlarından biri de Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM).  SASAM Başkan Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Masası Koordinatörü, aynı zamanda Yeni Düşünce’nin yazarı olan Cesurhan Taş; Türkiye’de iken görüştüğü ABD’li uzmanlara bir mektup göndererek raporun düzeltilmesi gerektiğini bildirdi.
Cesurhan Taş; siyasi figürlerin ilk üç sırasının Gül, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu olarak düzeltilmesi, dördüncü olarak da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yer verilmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Taş, mektubunda; Devlet Bahçeli’nin Türk siyasi hayatının önemli bir siması olduğunu belirtti. Bahçeli’nin, Gezi Parkı olayları sırasında oynadığı yapıcı ve sağduyulu rol ile Ülkücü gençlerin sokağa inmesini ve olayların çığırından çıkmasını önlediğini yazdı.
Cesurhan Taş, oldukça mühim bir ayrıntıyı da mektubunda şöyle dile getirdi: “Ülkücü Hareketin Kürt ayrılıkçılığını şiddet yoluyla önleme potansiyeli bulunduğu hâlde Sayın Bahçeli demokratik yolları tercih etmiştir.”
Cesurhan Taş; bölücü başının bir siyasi parti lideri değil, sadece bölücü terör örgütü PKK’nın elebaşı olduğuna da dikkati çekti. Onun yerine Selahattin Demirtaş veya Gültan Kışanak gibi isimlere raporda yer verilmesinin daha mantıklı olacağını kaydetti.
Hiç şüphe yok ki Türkiye ile ilgili teferruat, Amerikalı gizli servis elemanları ve diplomatların raporlarına bazen kasten bazen de bilinçsizce yanlış olarak yansıtılıyor.
Batı dünyasında Türkiye hakkındaki “sıradan bir Orta Doğu ve İslam ülkesi” algısını ve tarihî ön yargıları değiştirmek zor... Ancak imkânsız da değil.
Türkiye; öncelikle topraklarına girip çıkan yabancı istihbarat unsurlarını, bunların kimlerle dirsek teması kurduğunu, nerelere nasıl rapor hazırlayıp bilgi servis ettiğini iyi takip etmeli.  
“Dostumuz ve stratejik müttefikimiz”(!) ABD’nin bölgemizde Türkiye’ye rağmen neden Türkiyesiz çözümleri tercih ettiği irdelenmeli.
 ABD’nin niyetini anlamak, doğru bölge politikalarının belirlenmesi bakımından önem taşıyor.
Ancak siyasal İslam öğretisinin sığ bir bakış açısına hapsettiği dış politika anlayışıyla mevcut hükûmetin bu feraseti göstermesi zor görünüyor.
Bu iş, Türk milliyetçilerine düşüyor.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Sadabat Paktı ve Balkan Antantı gibi işbirliği anlaşmalarının mimarı ve bölge barışının müessir aktörü olan Türkiye’yi geri getirmek gerekiyor. Ancak bunun için ruh çağırma seanslarına değil, somut politikalara ihtiyaç var.
Millete ümitle şevk, gençlere ideal aşılayacak fikir ihtilaçlarına, siyasi ve sosyal aktivitelere dalmak, milletin kaderini siyaset tüccarlarının insaf ve vicdanına bırakmayacak çözüm ve projeler üretmek icap ediyor.