Türk Dil Bayramı Üzerine

16 Ekim 2018 11:32 Av.C.Yavuz AKSU
Okunma
54
Türk Dil Bayramı Üzerine

Türk Dil Bayramı Üzerine

Binlerce yıllık Türklük serüveninin ana sütü gibi ak, tarihimiz gibi temiz olan Türkçemizi kullandığı ölçüde daha yukarılara taşınmasına şahitlik ediyoruz.
Dilimiz, bizim varlığımızın ve milletimizin geleceğinin en büyük teminatlarından birisi olarak varlığını sürdürmektedir. 1932 yılında toplanan Türk Dili Kurultayı’nın başlangıç gününü kutlu dilimize karşı bir farkındalık ve hassasiyet oluşturulması sebebiyle Türk Dil Bayramı olarak kutlamaktayız.
Türkçe’mizin kabiliyeti ve gücü, Osmanlı Devletinin tarihi sürecinde bir çok dile ve ülkeye etki etmesi, alışverişler yapılması neticesinde sürekli artan bir çizgi göstermiştir. Ulul Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün üzerinde büyük dikkatle çalıştığı dil meselesini birçok kitapta ve makalede görmekle birlikte O’nun Türkçemize kazandırdığı bir çok kelimeden bu konudaki ciddiyetinin seviyesini anlıyoruz.
Türkçe, dünya dilleri arasında birçok kıtada konuluşmakta olan ve hale öğrenme cazibesini yüksek seviyelerde tutan bir dildir. Devletimizin birçok kurumunun çalışmaları sonucunda dilimizi dünyanın bir çok ülkesinde konuşan yabancılara rastlamak, Türkçe bildiğini övünerek ifade eden insanları görmek bizleri gururlandırmaktadır.

Tarihsel süreç içerisinde dilimizin imkânları ve sınırları konusu sürekli tartışmaların odağında olmuş, Milli kimliğimize karşı sürdürülen saldırıları bu noktada da görmüşüzdür. Bir dilin kelime dağarcığı ve konuşanlarının fazlalığı elbette ki önemli bir ölçüttür. Fakat Türk dili, soyutlama ve metafor özelllikleri bakımından birçok dilden daha verimli ve üretken bir dil olmasıyla bilim adamlarınca da hakettiği değeri tarih boyunca görmüştür.
Anadoluda bir deyim vardır: “Karıncayı nallamak”. Bu deyim, bir işin ne kadar incelikli ve ciddiyetle yapıldığını, işte uzmanlığı ve titizliği öne çıkaran anlamıyla binlerce yıllık bir medeniyetin özelliklerini yansıtması bakımından önemlidir.
Dede Korkut hikayelerinde kullanılan dil ve üzlup özellikleriyle medeniyetimizin felsefi birikimini yansıtan Türkçe’miz, Ali Şir Nevai ve Fuzuli gibi abideleşmiş şahsiyetlerin elinde birer altına dönüşürken, Kutadgu Bilig ve Atabet-ül Hakayık gibi eserlerle de resmi gücünü göstermiştir. Ali Şir Nevai, dilimiz için bir şairin ustalığını Türkçe’de daha iyi gösterebileceğini ifade eder.
Alman filozof martin Hidegger’in dil üzerine; “Dil, varlığın evidir” önermesi Türkçe’miz ve birliğimizin, milli bilincimizin birbiriyle ne kadar önemli olduğunu anlamamız için önemli bir anahtardır.
Varlık, felsefi anlamda insandır ve insanın varlığı, dünyada belirli dizgelere ve kanunlara konumlanır. Bu anlamda kendi kurallarını ve yaşayışını anlamdandıran insan kendini gerçekleştirmiş ve doğu tabiriyle insanı kâmil olmuştur. Türkçemiz, bizim için dünyadaki kötülüklere karşı bizi koruyan bir kale, hayatı anlamlandırma yolunda önemli bir araç, atalarımızın bize kutsal bir mirası ve torunlarımıza bizlerin en büyük armağanıdır. Bu anlamda düşünüldüğünde varlığımızın en büyük mekânı olan dilimiz bizim için milli bir mesele olmalıdır.
Milli mesele olarak bir dili ele aldığımızda Türklük ve Türklük Ülküsü adına gerçekleştirdiğimiz bütün çalışmaların anlamı daha da iyi anlaşılacaktır. Zaman içerisinde dilimize ayrık otu gibi giren bazı kelimeler, onları kullandıkça düşünce ve hayal dünyamızı kısırlaştırmakta idrakimizi zayıflatmaktadır.
Kaşgarlı Mahmut, dilimizin Arap dilinden daha üstün bir dil olduğunu yazdığı Divanı Lügati Türk kitabında anlatır. Ali Şir Nevai ki dilimizin en büyük akıncılarından birisi olarak Farsça karşısında zayıflayan Türkçe savunucularına armağan ettiği Muhakemetül Lügateyn adlı eseriyle tarihimizde büyük bir yer edinir.
Milletler, dilleri var oldukça gök kubbe altında var olabilirler. Bu denli önemli noktada Türkçe’mize sahip çıkmalı gelecek kuşaklarımızın daha iyi düşünebilmesi, kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri ve Türk’çe düşlere dalabilmeleri için dilimiz adına kabul edilen Türk Dili Bayramının yer yüzü var oldukça kutlanmasını diliyorum.