Değerli Yeni Düşünce Okurları,
Milletlerin tarih sahnesindeki varlığı yalnızca sahip oldukları maddi güçle değil; ortak hafızalarını koruyabilmeleri, devlet geleneklerini sürdürebilmeleri ve müşterek bir ülkü etrafında birleşebilmeleriyle anlam kazanır. Türk milleti, binlerce yıllık tarihî yürüyüşü boyunca devlet kurma kabiliyeti kadar devletini yaşatma iradesiyle de temayüz etmiş; töre, adalet, millî şuur, dayanışma ve bağımsızlık düşüncesini siyasi varlığının temel unsurları hâline getirmiştir.
Bu sayımızda yer alan makaleler de farklı yönlerden bu tarihî sürekliliği, devlet-millet bütünleşmesini ve Türkiye’nin geleceğine ilişkin düşünce ufkunu ele almaktadır.
Türk devlet anlayışı, yalnızca yönetim mekanizmasının varlığından ibaret değildir. Devlet; milletin huzurunu, güvenliğini ve adaletini temin eden, toplumsal düzeni koruyan ve ortak geleceği mümkün kılan bir teşkilatlanma biçimidir. Bu anlayış, eski Türk siyasi düşüncesindeki töre ve kut kavramlarından Cumhuriyet’in millî egemenlik, vatandaşlık ve hukuk düzenine kadar değişen şartlar içerisinde özünü muhafaza ederek devam etmiştir.
Millet de yalnızca aynı coğrafyada yaşayan insanların toplamı değildir. Ortak tarih, kültür, hafıza, vatan, hukuk ve geleceğe yönelik müşterek irade bir topluluğu millet hâline getirir. Türk milleti anlayışının bütünleştirici niteliği, ortak vatandaşlık ve siyasi aidiyet temelinde farklılıkların millî birlik içerisinde yaşamasına imkân sağlamaktadır.
Bu sebeple millî şuurun ve ortak hafızanın korunması, yalnız geçmişi hatırlamak için değil, geleceği kurabilmek açısından da önemlidir.
Milletlerin gücü yalnız ekonomik ve askerî kapasiteleriyle ölçülemez; vatandaşların ortak aidiyet duygusu, kurumlarına duyduğu güven ve millî hedefler etrafında kenetlenebilme kabiliyeti de millî gücün temel unsurlarıdır. Günümüzde dezenformasyon, toplumsal kutuplaştırma girişimleri ve kimlik alanındaki aşındırmalar, devlet-millet dayanışmasını stratejik bir mesele hâline getirmiştir.
Güçlü devletin arkasında devletine güvenen, milletine aidiyet duyan ve ortak geleceğine inanan güçlü bir toplum bulunmalıdır. Devletin kudreti ise yalnız otoritesinden değil; adaletinden, vatandaşına sunduğu güvenden ve toplumun bütün kesimlerini müşterek bir gelecek duygusunda buluşturabilmesinden doğmaktadır.
Bu çerçevede “Terörsüz Türkiye” hedefi, sayımızdaki birçok makalede yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değil, millî birlik ve toplumsal bütünleşme perspektifi içerisinde değerlendirilmektedir. Terörün ortadan kalktığı, ortak vatandaşlık ve millî aidiyet duygusunun güçlendiği bir Türkiye; ekonomik, sosyal ve jeopolitik bakımdan da daha güçlü olacaktır.
Türk milletinin gelecek tasavvuru ise mevcut meselelerin çözümüyle sınırlı değildir. Kızılelma’dan Türk Yüzyılı’na uzanan düşünce çizgisi; bilim ve teknolojiden ekonomik bağımsızlığa, millî kültürün korunmasından Türk dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesine kadar geniş bir ülküyü ifade etmektedir. Tarihî mirasımız, yalnız bir övünç vesilesi değil, yeni çağın şartları içerisinde geleceği inşa edecek bir kuvvet kaynağıdır.
Yeni Düşünce’nin eylül sayısında bir araya gelen çalışmalar; Türk devlet geleneğinden millî kimliğe, devlet aklından toplumsal dayanışmaya, Terörsüz Türkiye hedefinden Türk Yüzyılı ülküsüne kadar uzanan geniş bir düşünce alanında ortak bir hakikate işaret etmektedir: Türk milletinin geleceğini güçlü kılacak temel unsur, tarihinden aldığı birikimi çağın gerekleriyle buluşturması ve devlet-millet bütünleşmesini koruyarak ortak istikbal iradesini diri tutmasıdır.
Geçmişin tecrübesini geleceğin imkânlarıyla birleştiren, birlik ve beraberliğini koruyan, millî şuurunu yeni nesillere aktarabilen bir Türkiye’nin önünde aşamayacağı hiçbir engel yoktur.
Yeni Düşünce olarak kıymetli yazarlarımızın değerlendirmelerini siz değerli okuyucularımızın dikkatine sunuyor; eylül sayımızın Türk düşünce hayatına ve millî ülkülerimizin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
Esen kalınız efendim…
Ahmet Deniz Ağca