Türk Hukuk Enstitüsü Başkanı Avukat Tarkan TOPER: “BAROLAR BÜYÜKŞEHİRLERDE BELLİ BİR FİKRİN TEMSİLCİSİ HÂLİNE GELDİ”

14 Kasım 2019 14:28 Evin GÖKTAŞ
Okunma
59
Türk Hukuk Enstitüsü Başkanı Avukat Tarkan TOPER: “BAROLAR BÜYÜKŞEHİRLERDE BELLİ BİR FİKRİN TEMSİLCİSİ HÂLİNE GELDİ”

Türk Hukuk Enstitüsü (THE) Başkanı,  barolar ile ilgili yeniden düzenlenme yapılması gerektiğini belirterek,   “Bugün ne yazık ki barolar, özellikle özellik ile birtakım büyük şehirlerde belli marjinal fikirlerin, bölücü, yıkıcı ve gayrimillî fikirlerin temsilcisi hâline gelmiş durumda. Ve gerçek görevlerini yapmıyorlar. Mesleğin sorunlarına çözüm bulma derdinde değiller.” dedi. Toper; THE Başkanı olarak şimdiye kadar yaptığı çalışmalar ve avukatlık mesleğinin sorunları hakkında dergimize değerlendirmelerde bulundu.
THE Başkanlığına 2017’nin Nisan ayında seçildiğini hatırlatan Toper,  “Bu yıl nisan ayında yapılan kongrede yine aynı göreve seçildim. Nasip olursa iki yıl daha görevimizi yürüteceğiz.” diye konuştu.
THE çalışmalarının iki yıllık dönemler hâlinde yürütüldüğünü anlatan Toper, şunları kaydetti:
“Ülkemizin bulunduğu durum içinde milliyetçi ve Ülkücü avukatlar olarak fikren netleşmek zorundaydık. Bu iki yıllık süre içerisinde bunun için çok çalıştık. Açıkçası bu süreç de en fazla önem verdiğimiz konu buydu. Amacımız arınarak, üyelerimizin ve yöneticilerimiz arasında fikrî birlik ve netliği sağlamaktı. Bunu da başardık. Türk Hukuk Enstitüsü büyük bir camianın parçası olarak, liderimizin gösterdiği istikamet de çalışmalarını yapmaktadır. Bir sivil toplum kuruluşu olarak, ülkemizin tüm meselelerine duyarlıyız. Hukuk alanında ortaya çıkan tüm sorun ve gelişmeler ilgi alanımızdadır. 24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinde cumhur ittifakını desteklediğimizi kamuoyuna açıklamıştık. O tarih de çok eleştiri aldık. Bir sivil toplum örgütünün bu şekilde siyasi tavır almaması gerektiğini düşünenler oldu. Biz ise yeni yönetim modelinin sivil toplum örgütlerini daha güçlendireceğini, sivil toplum örgütlerinin ise daha aktif ve katılımcı olması gerektiğini kavramış olduğumuz için, inandığımız değerleri temsil eden cumhur ittifakını açıktan destekleme kararı almıştık. Bize göre cumhur ittifakı sadece bir seçim ittifakı değildir. Ülkemizin karşı karşıya olduğu çok yönlü saldırılar karşısında, millî, tavizsiz bir kararlı duruşu temsil etmektedir. Milletimizin referandum ile karar verdiği yeni yönetim modelinin tüm kurum ve kuralları ile oturması için cumhur ittifakının ortaya koyduğu iradeyi çok önemsiyoruz. Bilindiği gibi kendilerini faklı siyasi ittifaklar ile tanımlayanlar,  16 Nisan 2017 tarihli Halk Oylaması yokmuş gibi davranmaktan geri durmuyorlar ve Cumhurbaşkanlığı yönetim modelinin oturması için hiçbir katkı sunmamaktadırlar. Cumhurbaşkanlığı yönetim modelinin başarılı olması ve ülkemizin 100. yılına, 2023’e daha güçlü ve bölgesinde lider ülke olarak girmesi için, herkesin elinden geleni yapması millî bir görevdir.”

YENİ YARGI REFORMU STRATEJİSİ İYİ NİYETLE HAZIRLANMIŞ
Toper, Adalet Bakanlığınca hazırlanan Yeni Yargı Reformu Stratejisi’nin önümüzdeki günlerde Meclisinde açılması birlikte daha çok gündeme gelip tartışılmaya başlayacağını belirterek, bu konuda bakanlığın hukuk derneklerine yönelik yaptığı toplantılara katıldıklarını bildirdi. “Bu konuda bizim de fikirlerimizi aldılar. Toplantılara bizi de çağırıyorlar.” diyen Toper, şunları kaydetti:
“Süreç diğer sivil toplum örgütleri ile birlikte şeffaf şekilde devam ediyor. Yeni Yargı Reformu Stratejisi, ‘2023 yılında bölgesinde lider ülke olarak Türkiye’nin nasıl bir yargı sistemi olacak? sorusunu cevaplayan ve bu yönde bizi heyecanlandıran bir çalışmadır. Yargı Reformu Stratejisi içerisinde uygulanabilir şekilde 9 amaç, 63 hedef, 256 faaliyet öngörülmüş. Elbette ilerleyen zamanda hedef ve amaçlara uygun, yeni gereksinimler olduğunda başka faaliyetler de kapsam içine alınabilir. Belirlenen amaçlara ulaşmak için öngörülmüş bazı faaliyetler için kanun altyapısının lazım olacağı açık olarak görülmektedir. Ve bu konuların Meclisin açılması ile gündeme geleceği kamuoyuna açıklanmış durumda. Yine bazı faaliyetler içinde idari tasarruflar ve yargı paydaşlarının gayretine ve katkısına ihtiyaç vardır. Bu çalışma çok iyi niyetli yapılmış. Yürürlüğe girdiği zaman Türkiye’ye çok şey katacağına inandığımız bir strateji belgesi. İllaki bizim her dediğimizi kapsaması gerekmiyor ama desteklemeye devam edeceğiz. Biz bu sürece elimizden geldiğince katkı vermek istiyoruz.”

AVUKATLIK MESLEĞİNDE NİCELİK ARTTI NİTELİK AZALDI
Yeni Yargı Reformu Strateji paketinde avukatlık mesleğine giriş sınavının yer aldığını hatırlatan Toper, bu sınavın nasıl bir sonuç doğuracağı ile ilgili şunları söyledi:
“Sınavın etkisi şöyle olacak: Hukuk fakültelerini bitirenler  ‘hukuk mesleğine giriş’ sınavına girecek. Bu sınavı kazandıkları zaman avukatlık stajına başlayabilecekler. Sınavı kazananlar ayrıca hâkim, savcı ve noter yardımcılığı sınavına da girebilecekler. O sınavı kazandıklarında savcı yardımcısı, hâkim yardımcısı, noter yardımcısı olacaklar. Bu kişiler mesleklerini yaparken ayrıca bir başka sınava daha girip hâkim ve savcı olabilmeleri tasarlanmaktadır. Yani kısaca böyle bir model öngörülüyor. Belki de ilk olarak Meclise bunlar sunulacak. Çünkü avukatlar arasında ciddi bir şekilde sınav beklentisi var.”
THE Başkanı Avukat Tarkan Toper, avukatlık mesleğinin sorunları ve çözüm önerileri ile ilgili görüşlerini şöyle dile getirdi:
“Bu konuda Türk Hukuk Enstitüsü olarak kapsamlı bir çalışma yaptık ve siyasilere ilettik. Avukatlık mesleğinin çok fazla problemi var. Birincisi; meslekte nitelik azaldı nicelik arttı. En büyük sorun ve eleştirdiğimiz konu bu. Hukuk fakültelerinin eğitimleri yetersiz hâle geldi. Hukuk Fakülteleri kontenjanları çok olduğu için avukat enflasyonu oluştu. Yine stajyer avukatların staj süresinde bir ücret alamaması,  ruhsatını alan avukatların , asgari ücretle çalışan duruma düşmesi, sosyal güvencelerinin olmaması, vergi yükünün ağır olması, mesleğin itibarının azalması’ gibi birçok sorun var. Avukatlık mesleğinde bir itibar eksilmesi söz konusu. Öyle bir meslek ki avukatlık, her zaman tek başınasınız. Savcılık ve polis teşkilatı bir örgütlü yapı ama siz onun karşısında tek başınasınız. Onunla hem fikrî açıdan mücadele edeceksiniz hem de büronuzu bir ticari işletme olarak çalıştıracaksınız. Müvekkilinizle ilişkilerinizi iyi kuracaksınız. Paranızı alıp büronuzu idare edeceksiniz. Avukatlık, çok yönlü düşünülmesi ve mücadele edilmesi gereken bir meslek. Bu durumda avukat yalnız kalıyor. Avukatı koruyan ne? Çıkarılan kanunlar, barolar ve kendi itibarı. Barolar koruyor mu? Korumuyor. O zaman baroları düzenlememiz lazım. Bugün ne yazık ki barolar birtakım büyük şehirlerde belli bir fikrin temsilcisi hâline gelmiş durumda. Bu fikirlerin çoğunluğu da bölücü ve gayrimillî. Garip bir şekilde onların eline düşmüş durumda. Hükûmete yönelik her türlü lafları var ama avukatlık mesleği ile ilgili hiçbir sözleri ve yaptıkları iş yok. Hiçbir düşünceleri yok. Denetleme yapmazlar, mesleğin sorunlarına köklü çözümler getiremezler. Bir zihniyeti getirip bize dayatırlar. Ülke gerçekleri ile uyumlu değiller. Terör örgütlerinin yuvası hâline gelmiş olan avukat büroları var. DHKP-C’nin merkezi hâline gelmiş avukat büroları var. ‘İnsan hakları’ derler ama ne kadar terörist varsa onların haklarını korumaya çalışırlar. Baroların durumu bu. Bu durumda olan barolardan mesleğin sorunlarını çözmeyi bekleyemeyiz.”

BARO SEÇİMLERİNE NİSPİ TEMSİL SİSTEMİ GETİRİLSİN
Bu durumda baroların yönetiminin seçilme şeklinin mutlaka değiştirilmesi gerektiğini savuan Toper, “Baro seçimlerinde nispi temsil istiyoruz. ‘Herkes kendi oy oranında temsil edilsin. Vergisel düzenlemeler olsun. Avukatların vergi yükü daha hafiflesin. Stajda iken bir maaş verilsin. Bu yönde köklü değişikler içeren bir avukatlık kanunu olsun. Avukatın hakları güçlendirilsin. Mahkemedeki yeri ve konumu güçlendirilsin. Öncelikle mesleğimizin itibarı artırılsın’ istiyoruz.” diye konuştu.
Toper, avukatlık mesleğinin bunun gibi daha pek çok sorununun söz konusu olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Ben avukat olmazsam ne olurdum? Yine avukat olurdum. Mesleğimiz çok zor ama son derece saygın bir meslek. Siz saygın davrandığınız zaman diğer bir meslektaşınızın bu saygınlığa leke sürmesini istemezsiniz. Barolar bunu işler hâle getirip iç denetimi yapması lazım. Barolar bunu yapamıyor çünkü oy meselesi söz konusu. Bunların hepsini düşünmemiz lazım. Mesleğin sorunlarını çözme konusunda daha neler yapabiliriz, bunu düşünüp ve acilen yapmamız lazım. THE olarak biz her olaya millî pencereden bakıyoruz. Barolarla ilgili yapılması gereken yapısal değişikler hakkında birçok model önerisi ortaya atıldı. ‘Çoklu baro’, ‘dar baro’ vs. gibi. Bu modeller ortaya konurken baronun sadece bir meslek örgütü olarak görülmemesi gerektiğini, baroların aynı zamanda savunmanın örgütlü hâli olduğunu dile getirdik. Çoklu baro söylemlerinin savunmayı parçalayacağını belittik. Çünkü savunma parçalandığı zaman sıkıntı olur. Bizim talebimiz bütün meslektaşlarımızın kendisini ifade edebileceği bir yönetim sisteminin oluşmasından yanayız. Nispi temsil sistemi bize en akla yakın formül olarak geliyor.”

AYM, TÜRK SİYASETİNİ DİZAYN ETMEYE Mİ ÇALIŞIYOR?
THE Başkanı Avukat Tarkan Toper, kamuoyunda büyük tepki toplayan Anayasa Mahkemesinin (AYM) sözde barış bildirisine imza atan akademisyenlerle ilgili verdiği ihlal kararını da değerlendirdi.
Toper, siyasi olarak nitelediği AYM’nin bu kararı ile ilgili olarak şöyle dedi:
“AYM’nin çoğu kararı hukuki olmaktan ziyade siyasi olur. AYM’nin yapısı gereği siyasi kararlar vermeye müsait olması bunun önünü açıyor. Terörle mücadeleye karşı yayımladıkları sözde barış bildirisine imza atan bu isimlere karşı toplumda müthiş bir tepki oluştu. Bununla ilgili hukuki bir işlem yapılmıştı. Bu konu ile ilgili yeterince cezai işlem yapılmadığı için eleştirilerimiz de vardı. Bütün bunlara rağmen AYM’nin verdiği bu kararı kabul etmek mümkün değildir. AYM elbette kişi hak ve hürriyetleri bakımından, anayasa ve kanunlarımıza göre bir denetim yapması hukuk devleti ilkesi gereği önemlidir. Ama Anayasa Mahkemesi’nden en önemli beklentimizde ismine yakışır şekilde Anayasa’mızı korumasıdır. Birlik ve bütünlüğümüzü, anayasal düzenimizi açıkça hedef alan kişi ve grupları ayırt etmesi gerekmektedir. Bu karar ile neye hizmet etmiştir? AYM üyeleri bunu cevaplamak zorundadır. Elbette ki kim olursa olsun Anayasa’nın güvencesi altındadır. AYM,  yarın hain darbe girişimi sonrası devletin ve milletin bütünlüğü korumak ve terör ile mücadele için çıkarılmış KHK’lar ile ilgili bu gibi anormal bir kararlar alırsa ne yapacağız? FETÖ ve diğer terör örgütlerine karşı mücadele nasıl yapılacak? AYM verdiği kararlar ile Türk siyasetini dizayn etmeye mi çalışıyor? AYM, bu tür soruları akla getirmemeli.  O yüzden AYM verdiği kararlarda dikkatli olmalı ve haddini aşmamalıdır. Çünkü Türkiye çok yönlü bir saldırı altında bulunuyor. Bundan dolayı OHAL ilan edildi ve ilk fırsatta kaldırıldı. Zorlu süreçlerden geçtik, hâlen geçiyoruz. Ülkemize karşı saldırılar devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti de kendisine yönelik yapılan saldırılara cevap veriyor. Bu saldırılar karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet görevlilerimizin yaptığı mücadeleler kanunlar çerçevesinde yapılmaktadır. Silahlı Kuvvetler sınır ötesinde operasyonda iken ya da hendekleri başlarına yıkarken buna tepki veren, terörün yanında saf tutan bu kişileri aklayan AYM kararını masum göremeyiz. Bu açıklama, HDP ve PKK’ya uluslararası alanda destek sağlamak amacıyla yapılmıştır. Bu, PKK’yı besleyen Batılı ülkelere de ‘Bakın Türkiye’de böyle olaylar oluyor.’ diye pas atma amaçlı bir girişimdir.” Bunu Afrin’de de gördüklerini hatırlatan Toper, Meral Akşener’in “Çocuklarınızı gönderin.”, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da “Afrin’e girmeyin.” şeklindeki sözlerini hatırlatarak, “Tabibler Birliği de Afrin’i ‘toplumsal hastalık’ olarak görmüştü. Barolar da Tabipler Birliğini desteklemişti. Onun için AYM’nin bunlara dikkat etmesi lazım. AYM maalesef bu karar ile kendisine olan güveni sorgulatmaya başlamıştır. Dikkat etmesi lazım.” diye konuştu.