3 MAYIS 1944 HADİSELERİ VE YENİ KUŞAK MİLLİYETÇİLER

17 Mayıs 2019 15:47 Prof. Dr.Salim GÖKÇEN
Okunma
97
3 MAYIS 1944 HADİSELERİ VE YENİ KUŞAK MİLLİYETÇİLER

3 Mayıs 1944, “Millî Şef" dayatmasına ve tek parti baskısına karşı sivil, yerli ve millî bir başkaldırıdır. 3 Mayıs 1944’te Türk milliyetçilerinin vatan ve millet sevdası yargılanmış ve tabutluklarda her türlü işkenceye tabi tutulmuşlardır. Bütün bunlara rağmen Türk milliyetçileri "Çileler bizim rütbemizdir." diyerek işkencelerden yılmamış, davalarından sapmamış belki de en önemlisi bunları kendilerine reva gören devletlerine küsüp düşman olmamışlardır.
1944 Olaylarını anlayabilmek için görünenden çok görünmeyen yüzüne bakmakta fayda vardır. Görünmeyen yüzü ile 1944 Olayları, Almanların savaşı kaybedeceğinin anlaşılması ve Sovyet tehdidinin Türk yönetiminde bir panikatağa yol açması ile ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte sonuçları itibarıyla 1944 Olayları Sovyet tehdidi karşısında hukukun üstünlüğünü ifade eden toplumsal bir hadisedir. Bu hadise, devlet ile hukuku karşı karşıya getiren ve toplumsal bir travmaya sebebiyet verdiğinin farkında olmayan yöneticilerin iç politikayı uluslararası ilişkilere alet etmelerinin en kötü örneği olarak tarihteki yerini almıştır.
Yeni Kuşak Milliyetçiler
Türkçülük 19. yüzyılda gelişme göstermiş ve Osmanlı’nın sonu ile Cumhuriyet’in kurulması arasında en önde gelen fikir akımlarından biri olmuştur. O dönemin önde gelen Türkçüleri Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura, Türkçülüğü kuramlaştırmış ve elbette daha sonraki nesilden gelen gençlerden bazıları bu kurama kayıtsız kalmamıştır. Her ne kadar Ziya Gökalp ile Yusuf Akçura arasında Türkçülük-milliyetçilik konusunda bazı görüş ayrılıkları olsa da düşünce dünyasında bu iki görüş Türk milliyetçiliğinin kuramsal anlamda temellerinin oluşturulmasında önemli bir fonksiyonu yerine getirmiştir.
Başını Hüseyin Nihâl Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Alparslan Türkeş gibi isimlerin çektiği yeni kuşak milliyetçiler, II. Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında Türkçülük-Turancılık ülküsünün hararetli savunucuları olmuşlar ve dönem dönem sıkıntılara maruz kalmışlardır. Bu sıkıntıların arkasında yatan iki sebep vardır. Birincisi, hükûmetlerin dış politikayı yönetirken vermek istedikleri mesajlar için içerdeki aktif grupların kullanılmasıdır. Diğer sebep ise, yeni kuşak milliyetçilerin, Osmanlının son döneminde gelişen Türkçülük akımına karşı bakış açısındaki görüş farklılığıdır.
3 Mayıs 1944 Öncesi Türkiye ve Dünyada Siyasi Durum
Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra Millî Şef İsmet İnönü Dönemi’nde devletin kuruluş felsefesi olan Türkçülük ve Türk milliyetçiliğine ve Atatürk'e karşı bir kampanya başlatılmıştır. İnönü'nün Cumhurbaşkanı oluşuyla birlikte Atatürk'ün kendi resimleri ve Türklüğün sembolü olan bozkurt resimleri Türk parasından ve devlet dairelerinden indirilip mahzenlere kaldırılması bu zihniyetin ilk belirtileridir. Bu tavır 1944'lerde devleti kuran iradeye, fikre yani Türkçülüğe karşı bayrak açılarak kendisini göstermiştir.
14 Nisan 1944’te ABD ve İngiltere, Türkiye’ye Almanya’ya krom satışının yasaklanması yönünde nota verdi. Bu şekilde, Türk hükûmetine Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir başka ülke tarafından nota verilmiş oluyordu. Türkiye II. Dünya Savaşı’nda tarafsız gibi görünse de Almanya ile saldırmazlık paktı imzaladı ve ticari ilişkilere girdi. Bu ise müttefikleri oldukça rahatsız etti. Krom, tank yapımı için birinci derecede gerekli maddeydi ve tarafsız Türkiye, müttefiklerin tarafına çekilmek istendi. Dönemin Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu ile Alman Büyükelçisi Franz von Papen başta olmak üzere birçok siyasi isim, Türk-Alman ticari ilişkilerine zarar gelmemesi için bir araya geldi. Bu arada Winston Churchill bir kez Adana’ya gelerek İsmet İnönü ile görüştü.
Türkiye üzerindeki, müttefiklerin baskısını bu süreçte iyi okumak gerekir. Müttefikler, Türkiye’yi kendi saflarında Almanya’ya karşı savaşa sokmak için, Türk ordusunu askerî teçhizatla donatmayı teklif etti hatta İzmir ve İstanbul gibi önemli bölgelere askerî birlikler göndermeyi de kabul ettiler.
1944 yılına gelindiğinde dünya savaşını müttefiklerin kazanma ihtimali yüksek görünmekteydi ve Sovyet Rusya’nın yönetimi altında milyonlarca Türk bulunmaktaydı. Yeni kuşak milliyetçilerin ortaya attığı Türkçülük-Turancılık fikri yüzyıllardır düşman olarak görülen ancak son 20 yılda dost olan Sovyet Rusya ile iyi ilişkileri zedeleyebilirdi. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak 1944 Millî Şef Türkiye’sinin iç politikasında bazı değişiklikler yaşanmaya başlandı. Öncelikle “Almanya yanlısı” olarak bilinen Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak yaş haddinden emekliye ayrıldı, yerine Kazım Orbay atandı; Genelkurmay İkinci Başkanı Asım Gündüz’ün yerine de Salih Omurtrak göreve getirildi.