LİDER’İN GEÇMİŞİNDEN ATİYE SESLENİŞİ

15 Mart 2019 13:53 Murat Gedik
Okunma
32

LİDER’İN GEÇMİŞİNDEN ATİYE SESLENİŞİ

9 Şubat 1969’da Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Kongresinde partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi olmuş, amblemi ise tarihÎ üç hilal. Bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisinin 50. Yıl kutlamalarında Adana’dan Milliyetçi - Ülkücü Hareket’in lideri Dr. Devlet Bahçeli her zaman olduğu gibi yine ders verircesine başta gönüldaşları olmak üzere, Türk insanına seslenmiştir.
Adana’da 9 Şubat 1969’da yapılan kongreden 50 yıl sonra, bu sefer 9 Şubat 2019’da yine inanmışlar topluluğu bir araya gelmişti. Lider konuştukça; tarihten ders veriyor, geleceğe köprü kuruyor, hüzünlendiriyor, gururlandırıyor ve her şeye rağmen ışık olmakta kararlılığını tekrar tekrar yineliyordu.
Konuşmasında satır aralarında Ülkücü dünya görüşüne katkı sağlayanların bir kısmı dile getirildi. Tarihin derinliklerine gidilerek Tonyukuk’tan, Bilge Kağan’dan, Kürşat’tan bahsedildi. 50 yıl önce sayımız azdı, ama ülkülerimiz çok büyüktü diyerek, “Azız diye kendimizi niçin küçümsüyoruz.” diyen Tonyukuk’un öğüdü dile getirildi. Bilge Kağan’ın “Aç milleti tok, az milleti çok hâle getirdim.” sözü ile onun engin duyuşu, erdemli duruşu aklımızdaydı denildi. En zor günlerde yaşanılanlar ile ilgili Kürşat’ı hatırlayıp, Vey Irmağı’nın kenarındaki ölüme okunan meydandan bahsetti. Yani Lider, 50 yaşında olan Milliyetçi Hareket Partisinin özünün Türk tarihinin derinliklerinde yattığını, vurguluyordu.
Türk’ün tarihte yaşadıklarını, Milliyetçi – Ülkücü Hareketin âdeta tekrar yaşadığını hafızalara kazıdı. Milliyetçi – Ülkücü Hareketin kaderinin, Türk tarihindeki kaderin ta kendisi olduğunu vurguladı. Mustafa Kemal Atatürk’ü, Mareşal Fevzi Çakmak’ı,  Osman Bölükbaşı’yı ve Alparslan Türkeş’i de dile getirerek 71 yıllık siyasetten bahsetti. Onları elleri öpülesi büyüklerimiz arasında sayarak, iftihar kaynaklarımız, siyasetimizin kutup başları diyerek Cenabıallah’tan rahmetler diledi. 1948’de kurulan Millet Partisinden Milliyetçi Hareket Partisi’ne kadar geçen 71 yıllık siyasi hayatı özetledi. 1969’da, 1919 Samsun’undan 50 yıl sonra başlatılan yürüyüşten söz etti.
Lider 50 yıllık mücadeleden bahsederken; iftiralardan, kumpaslardan, kara kampanyalardan ve şehitlerimizden bahsetti. O anlattıkça, bizler 1991 ve 1992 yıllarında yaşanılanları hatırladık. MHP’yi elimizden almak isteyenlerin ve böylece MÇP-MHP parçalanmasını arzulayanları hafızalarımızda canlandırdık. Başbuğ’umuzun Mecliste grup kuracağı zaman onu terk edenler aklımıza geldi. Ve en son yaşanan haince kumpas ile tarla kurultayını tekrar hatırladık. 12 Eylül sonrası dillendirilen Türkeşsiz Türk milliyetçiliği ve hainlikler akla geldi. Fakat artık bunları unutmamak gerekir. Lider’in demiş olduğu gibi: “İhanete uğradık, inmedik; hançer yedik, düşmedik; şehit olduk ölmedik; şahit olduk, ah etmedik, vah demedik, öf kelimesini aklımızdan bile geçirmedik. İyi gün dostlarının kötü günlerde kaybolduğunu ibretle gördük, velakin üzüntümüzü göstermedik. Yumruklarımızı sıktık, bu da geçer dedik, sabrettik, öfkemizi yüreklerimizin mahzenine kilitledik.”
Geçmişte yaşanılanları unutmamak gerekir ki, yarınların önünde engeller tek tek aşılsın. Dün, Türkeşsiz Türk millyetçiliği, bugün Devlet Bahçeli’siz MHP için oynanan entrikalar daha iyi anlaşılsın.
Konuşmasında Ülkücü Hareketin liderinin milliyetçi – Ülkücü camiaya katkısı olanları atıflarla dile getirmesi ayrı bir güzellikti. Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Peyami Safa, İbrahim Kafesoğlu, Dündar Taşer, Mümtaz Turhan, Erol Güngör gibi ilim adamları tek tek dile getirildi. Bu isimleri okumakla lider aynı zamanda ilim adamlarının önemine vurgu yaptı ve Türk milliyetçiliğine gönül vermiş olanlara bu isimleri okuyun araştırın mesajını verdi. Yani bilgi ve ilim ile donatılmış Türk milliyetçiliğini vurguladı. Bu değerleri bilenler ve anlayanlar gelişime açık, fakat özden kopmama anlayışını kavramış olacaklardır. Peyami Safa’nın buyurmuş olduğu gibi: “Değişimin yönü, değişimin hız ve boyutu, fikir ve inanç kaynağıyla uyumlu ve dengeli olmalı. ” Milliyetçi Hareket Partisinin 50 yılda başkalaşmadan değişmesi, özünden kopmadan gelişme başarısı bu anlayış ve yaklaşımın neticesidir.
“Biz Türklüğümüzü başkalarını hor ve hakir görerek elde etmedik.” diyen Lider Bahçeli, Gaspıralı İsmail Bey’in “Dilde, fikirde, işte birlik.” sözleri ile milliyetçilik anlayışımızdaki Türk dünyasına bakışımıza tekrar ışık tuttu. “Üstünlük varsa, takvadadır. Farklılık varsa, belki talihtedir, belki tarihtedir, belki de tanımdadır.” diyerek dünya görüşümüzün çerçevesini hatırlatmış oldu. Milleti sınıflara ayıranlarla, zümrelere bölenlerle, etnik ve mezhep kategorisine çekenlerle alınan tavrın bundan sonra da devamının işaretini vermiş oldu. Türklük konusunda çok açık bir mesaj verdi: “Çok şükür, Türklüğümüze leke sürdürmedik, Türkçülüğümüzden asla taviz vermedik. Türk’üz dedik, Türkçü’yüz dedik, Turan ve Türkiye sevdasıyla yanıp tutuştuk!”
İnsan sevgisinin dava anlayışımızdaki yerini lider şu sözlerle ifade ediyordu: ”Acının rengi yoktur, gözyaşının ideolojisi yoktur, insanlığın sağı solu yoktur. Siyasetçi olmadan, belediye başkanı olmadan, bakan olmadan, milletvekili olmadan önce insan olmak, adam gibi adam olmak lazımdır. Merhum Cemil Meriç’in dediği gibi, insan mukaddesi olandır. Merhum Seyyid Ahmet Arvasi’nin işaret ettiği gibi, insanlar, büyük ülkülere şuurla hizmet ettikçe şeref kazanırlar.” Akıl ve vicdan konusuna da değinen lider, özellikle Ülkücü Hareket’in gazi ve şehitlerini de gündeminde tuttu. İlk şehidimiz Ruhi Kılıçkıran’dan başlayarak, nice şehitlerimizin isimleri hatırlatıldı. 12 Eylül zulmünün başmimarlarından Savcı Nurettin Soyer ve işkenceciler Sefa Nar, Dürüst Oktay, Zeki Kaman gibilerin yaptıkları unutulamazdı. İşkence neticesi şehit edilen Bekir Bağ, idam edilen Ahmet Kerse, Ali Bülent Orkan, Cengiz Baktemur, Cevdet Karakaş, Fikri Arıkan, Halil Esendağ, İsmet Şahin, Mustafa Pehlivanoğlu, Selçuk Duracık tek tek söylendi. Bunları nasıl unutalım diyen Lider Bahçeli şöyle haykırıyordu: “İşkenceleri nasıl unuttuk sayalım, işkencecilere, cellatlara nasıl göz yumalım? Biz unutsak vicdan unutur mu? Vicdan unutsa millet unutur mu? Millet unutsa Allah unutur mu?” Zaman olmuş, sadece Ülküdaşlarımız değil, âdeta davamız ve varlığımız yargılandı sözleri, Türk milliyetçilerinin çilesini adeta özetliyordu.
Dokuz Işık’tan da bahseden lider, onun iki kaynaktan oluştuğunu belirtiyordu; birincisi Türklük gururu ve şuuruyla İslam imanı ve diğeri ise insan sevgisi. Tarihî devlet-i ebet - müddet ve millet-i ebet - müddet vazgeçilmez değerler olarak gündeme getirildi. “Ülkücü Ülkücünün kurdu değil yurdudur.” sözleri Ülküdaşlık hukuku ve vefa’yı hatırlattı. Şu sözleri ise inanmışlığın ve davaya teslimiyetin ne olduğunu dile getiriyordu: “Mevkii için milleti feda eden değil, bilakis gerektiği zaman millet uğrunda mevkiini, hatta hayatını verebilen adam büyük adamdır. Büyüklük Allah’a mahsustur, ne var ki milletse mevzubahis, hayattan geçmeyen, ruhunu teslim etmeyen namerttir. Millî bekaysa konu, canımızın ne ederi, cananımızın ne değeri var, bin defa feda olsun. Eli titreyenin, tereddüt geçirenin billahi kanı kurusun.” Ve akabinde “Allah’tan emperyalizmin piyonu değiliz.” cümlesi asıl noktayı koymuş oluyordu.
İlim, sevgi, insan, adanmışlık gibi değerlerin merkezinde bir konuşma yapan Lider Devlet Bahçeli, geçmişten atiye bir köprü kurdu. Hareketin geçmişini Türk’ün tarihininin derinliklerinden alarak dile getirdi ve mücadele azminde aranan şartlardan bahsetti. İlme ve akla ayrı bir önem vererek okuma ve araştırmaya daha da çok yönlenilmesini arzuladı ki, bu her Ülkücü için bir emir olarak algılanmalıdır. Fitne ve fesat yeni değil, dün Başbuğ Türkeş’in zamanında nasıl varsa, bugün aynen devam etmekte, dikkatli olalım dendi. Çile ve şehitleri hatırlatarak ümitlerin her daim var olmasından bahsetti. Kısacası, 50 yıl içinde Hareket gelişerek büyüdü, fakat özünden asla taviz vermedi. Vefa denen kutsal kavram işte şimdi söylenenlere uyarak yaşatılmaya devam edecektir.