Üniversitelerin Üç Temel Görevi ve Öğretim Üyesi

10 Aralık 2018 14:13 Doç.Dr.Ali Çağatay KILINÇ
Okunma
119

Üniversitelerin Üç Temel Görevi ve Öğretim Üyesi
Doç. Dr. Ali Çağatay Kılınç

Günümüzde üniversitelerin üç temel görevinden söz edilmektedir. Bunlar; eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve topluma hizmettir. Söz konusu görevlerin yerine getirilmesi öğretim üyeleri aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu nedenle, öğretim üyesinin niteliği, üniversitelerin görevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleri açısından hayati bir öneme sahiptir.
Türkiye’de 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na göre öğretim üyesi profesör, doçent ve yardımcı doçentten (doktor öğretim üyesi) oluşmaktadır. Zira ilgili kanun, profesörü “En yüksek düzeydeki akademik unvana sahip”, doçenti “doçentlik sınavını başarmış akademik unvana sahip” ve yardımcı doçenti (doktor öğretim üyesi) “Doktora çalışmalarını başarı ile tamamlamış, tıpta uzmanlık veya belli sanat dallarında yeterlik belge ve yetkisini kazanmış, ilk kademedeki akademik unvana sahip kişi” olarak tanımlamaktadır. Aynı kanun öğretim görevlisinin ve okutmanın rolünü ders vermek ve uygulama yapmakla sınırlandırırken öğretim yardımcılarını “yükseköğretim kurumlarında, belirli süreler için görevlendirilen, araştırma görevlileri, uzmanlar, çeviriciler ve eğitim-öğretim planlamacıları” olarak ifade etmiştir. Bu bağlamda üniversitenin üç temel işlevi olan eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve topluma hizmet öncelikle öğretim üyelerinden beklenmektedir.
Yükseköğretime yönelik talebin yoğunlaşmasıyla birlikte sayıları artan üniversitelerin işlevlerini başarıyla yerine getirmeleri, sahip oldukları insan kaynağının nitelikli oluşuyla yakından ilişkilidir. Bu durum, dikkatleri üniversitenin insan kaynağının önemli bir kısmını oluşturan öğretim üyesinin kimliğine çevirmektedir. Özellikle son yıllarda üniversitelerde yapılan kadrolamalarda dikkatlerin liyakat ilkesine çevrildiği görülmektedir. Tartışmaların odağında öğretim üyesi ilanlarında ilgili kadronun gerektirdiği niteliklerin aranmasından ziyade kişilerin çalışma alanlarının belirleyici olması öğretim üyesinin niteliği konusunda bazı soru işaretlerini de beraberinde getirmektedir. Başka bir ifadeyle işe uygun insan değil, insan uygun iş gibi bir uygulamanın öncelendiği söylenmektedir.
Öğretim üyesi kimdir? Ondan neler beklenir? Nitelikli bir öğretim üyesinin özellikleri nelerdir? Öğretim üyesinde bulunması gereken niteliklere ilişkin uzun bir liste çıkarılabilir. Hatta öğrencilerin, öğretim üyelerinin ya da toplumun çeşitli kesimleri tarafından farklı özellikler ya da kavramsallaştırmalar sunulabilir. Bu anlamda üniversitenin evrensel nitelikteki amaçlarını öncelikli olarak göz önünde bulundurmak suretiyle bir öğretim üyesinin özelliklerinden bazıları aşağıdaki şekilde ifade edilebilir:
1.    Eğitim-öğretim görevi: Eğitim-öğretim çok eylemli bir iştir. Üniversitede öğretimin en önemli basamağı derstir. Ders, öğretim üyesi ve öğrencinin etkileşimli bir tavır içinde düşünme, sorgulama, eleştirme, diyalog kurma, tahmin etme, sanıda bulunma gibi bir dizi eylemi gerçekleştirdiği bir alan ve zaman dilimidir. Öğretim üyesinden “ders yapmak” başlığı altında öncelikli beklenti, derste üniversitenin ruhuna uygun demokratik bir çoklu eylem sahası inşa etmektir. Bu eylem sahasının ancak, dersinin akademik alanda kapsadığı yere ilişkin derinlikli bir kavrayışa sahip olan, gerek teorik gerekse uygulama sahada verdiği derse hâkim olan, demokratik tavrı benimseyerek sınıfta bunu eylem ve söylemleriyle yansıtan bir öğretim üyesinin eliyle etkili bir biçimde kullanılabileceği düşünülmektedir. Dile güçle bir hâkimiyet ve öğretim ilke ve yöntemlerine vukufiyet ders yapma boyutunun önemli değişkenleri arasında gösterilebilir.
2.    Entelektüel birikim: Öğretim üyesi olmanın başka bir boyutu entelektüel birikime sahip olmaktır. Türk Dil Kurumu (TDK) entelektüel kelimesinin karşılığı için kültürlü, okumuş, görgülü ya da münevver gibi karşılıklar vermektedir. Öğretim üyesi açısından entelektüellik, öğrenciyi gerek ders içinde gerekse ders dışında yeni düşünsel alanlara yöneltmek, ona farklı dünyaların kapılarını aralama noktasında rol model olmak ve farklı bakış açılarına kucak açmasına yardımcı olmak olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda entelektüel bir öğretim üyesinden “bugün” öğrencisine yeni şey söylemesi, onu farklı düşünce sahalarına davet etmesi ve etkilemesi beklenmektedir. Entelektüel olmak biraz da doğayla ve toplumla konuşmak, bu konuşmalar üzerine düşünmek ve fikir üretmekle ilgilidir. Oysa tek bir disiplinin penceresinden bakarak bunu gerçekleştirmek mümkün görünmemektedir. Bu anlamda entelektüel öğretim üyesinin farklı disiplinlerin sınırlarında gezmesi ve bu gezintilerden öğrendiklerini, gözlemlediklerimi, okuduklarını ya da tuttuğu notları öğrencileriyle paylaşması beklenmektedir.
3.    Araştırma-geliştirme: Öğretim üyesinin diğer bir özelliği de araştırmacı olmasıdır. Daha bütüncül bir bakış açısından ele almak gerekirse, öğretim üyesi alanının sorunlarını, araştırmalarına yansıtmalı ve ürettiği bulgularla alan yazına katkı sağlama amacı taşımalıdır. Araştırma-geliştirme konusunda sadece alanla ilgili değil toplumsal beklentilere cevap verecek konulara da yer vermek önemlidir.
4.    İletişim Becerisi: Etkili, ikna edici ve merak uyandırıcı olmak öğretim üyelerinin sahip olması gereken temel nitelikleri arasındadır. İletişim becerisinin eğitim-öğretim ve entelektüel birikim boyutuyla yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Dersini akıcı bir biçimde yapan, öğrenciye yeni bir düşünsel dünyanın kapılarını açan nitelikte bir konuşma, öğretim üyesinin niteliğinin belirleyici unsurlarından biridir. Dili etkili bir biçimde kullanma, görüş ve düşüncelerini tüm açıklığıyla ortaya koyma, anlaşılır olma, sesini ve bedenini uygun bir biçimde kullanma, iletişimde doğru içeriği seçme ve bunu doğru bir kanal aracılığıyla muhatabına aktarma iletişim boyutunda öğretim üyesinden beklenenler arasında sayılabilir.
5.    Yetiştiricilik rolü: Daha çok lisansüstü eğitimle ilişkilendirilen bu rol, öğretim üyesinin kürsüsünü devredeceği adaylar yetiştirmesine ilişkindir. Bu boyut, öğretim üyesinin lisansüstü eğitimde üstlendiği danışmanlıklara vurgu yapmaktadır. Buna göre öğretim üyesinin alanıyla ilgili bir bilimsel araştırmaya rehberlik ederken çalışmanın her aşamasında öğrenciye destek olması, gerekli yerlerde etkin yardım sağlaması ve öğrencisiyle fikir telakkisinde bulunması beklenmektedir. Bu bağlamda öğretim üyesi, nitelikli öğretim üyesi yetiştirme sorumluluğunu da üstlenmiş olmaktadır. Kültürümüzde özlü bir söz vardır: “Çırak ustayı geçmezse sanat ölür.” Bu açıdan baktığımızda, öğretim üyesinin yürüttüğü yüksek lisans ve doktora derslerini ve tezlerine “sanatı yaşatma ve onu canlı tutma çabası” olarak görmesi, psikolojik bir çerçeveden bakıldığında ise eylemini bu yönde kimliklemesi beklenmektedir.
Yukarıda sözü edildiği üzere, bu yazı öğretim üyesinin kim olduğunu anlama ve anlatma yolunda bir fikir teatisi olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Zira nitelikli bir öğretim üyesinin kim olduğuna yönelik birçok genelleme, kavramsallaştırma ya da boyutlama yapılabilir veya sahip olunması gereken özelliklere ilişkin uzun listeler tutulabilir. Bununla birlikte ideal öğretim üyesi kimliğine yönelik öğrencilerin ya da öğretim üyelerinin perspektifine odaklanan akademik çalışmaların da yürütülebileceği ve bu yöndeki çalışmaların Türk millî eğitim ve yükseköğretim sistemine daha nitelikli öğretmen ve öğretim üyesi yetiştirilmesi açısından katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Doç.Dr.Ali Çağatay KILINÇ