OSMANLI'DAN CUMHURİYET'E TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

15 Ekim 2018 16:34 Ahmet Deniz AĞCA
Okunma
66
OSMANLIDAN CUMHURİYETE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk Milliyetçiliği
Milliyetçilik kavramının Türk Dil Kurumu’nda karşılığı şu şekildedir;“Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı, ulusçuluk, ulusalcılık, nasyonalizm”.
Kavram temel olarak incelendiğinde, bağlı bulunan “Ülke’nin çıkarlarını gözetmek” ana düşüncesinden yol alarak bu durumu hayatın her aşamasına yansıtma gerekliliği  vurgulanmaktadır.
Prof. Dr. Aydın Taneri bu konuda Milliyetçiliği 4 ayrı madde’de incelemiştir. Buna göre Milliyetçilik;
1-    Sosyolojik Milliyetçilik
Sosyolojik milliyetçilik,Milliyetçiliğin ilk basamağıdır. Duyguya, hisse, aşka dayanır. Ernest Renan’ın 1890’larda yaptığı tarife göre “Millet, ortak geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğudur.” Bu tariften hareketle sosyolojik milliyetçilik bir millete mensup fertlerin mensup oldukları millete besledikleri bağlılık duygusu ve şuurudur.
Tarihten önceki devirlerde ve bu gün’de milletlerin yok olup gitmesine mani olan duygu bahsedilen bağlılık duygusudur. Çünkü hem şahıs olarak fertler için hemde milletler için yaşama’nın ve yaşayabilme’nin temel şartı var olmak ve var kalmak azim ve iradesidir.
Bu tanıma göre fertlerin var olma iradesine “kendini koruma”, milletlerin var kalma iradesine ise “milliyetçilik” diyebiliriz.
2-    Kültür Milliyetçiliği
Bir milletin siyasi, askeri ve medeniyet tarihini, yani hukukundan Devlet anlayışına, sanatından ekonomisine kadar bütün dalların ilmi ölçülere göre incelenmesi ve bu gerçeklerin Millete mensup fertlerinin zihnine işlenmesidir.
3-    Doktriner Milliyetçilik
Doktoriner Milliyetçilik, Milletlerin meşru hükümet şeklinin kendilerini yönetmek olduğu esasına dayanır.
4-    İdeolojik Milliyetçilik
İdeolojik Milliyetçilik, siyasi ve içtimai bir doktrini olan bir hükümetin, bir partinin, bir dernek veya sendika’nın hareketlerine yön veren düşünce ve görüş sistemidir.
Siyasi Manada Türk Milliyetçiliği’nin Ortaya Çıkışı
Osmanlı Devletini kurtarma amacıyla ortaya atılan fikir akımları arasında; Osmanlıcılık, İslamcılık, Garpcılık (Batıcılık) ve Türkçülük fikirleri yer almaktadır.Bu fikir akımları içerisinde Türk Milliyetçiliği (Türkçülük) dışındaki diğer fikir akımlarının Osmanlı Devletini kurtarma konusunda yeterli olmadığı görülmüştür. Nihayet Türk milliyetçiliği (Türkçülük) ve Vatanperverliği şeklinde bir gelişme göstermiştir.Bu hareket Osmanlı devletinin çeşitli din ve milliyetlerden meydana gelen kozmopolit yapısı içinde bir tepki ve kendini bulma akımı olarak doğmuş ve daha ziyade Türkçülük olarak adlandırılmıştır. Dolayısyla yakın dönem düşünce tarihimizde modern mânâsı ile millet fikrinin ortaya çıkması ve bu fikre dayalı olarak gelişen milliyetçilik, Türkçülük hareketinin olgunlaşmasına bağlı olarak ortaya çıkmıştır.
Fransız ihtilâli ile beraber, modern milliyetçilik cereyanının yayılması ve, çok milletli Osmanlı İmparatorluğunu etkilemekte gecikmiştir. İmparatorlukta Milliyetçilik önce gayrimüslimlerin bağımsızlık kazanarak devlet’ten birer birer ayrılmaları ve İmparatorluktaki Türk olmayan Müslüman unsurların milliyetçi gayelerine karşı bir tepki olarak doğmaya başlamıştır. Bir çok milliyetçilik hareketlerinde olduğu gibi Türk milliyetçiliğinin de dil, edebiyat ve tarih alanındaki çalışmalarla kültürel temelleri atılmış, İmparatorluktaki Türkler hem Osmanlı, hemde daha geniş bir Türk miraslarının olduğunu görmüşlerdir.Kültürel Türkçülüğün gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan gelişmeler (siyasi, ekonomik, toprak kayıplar, göçler, çağdaşlaşma hareketleri vb.) Osmanlı devleti içindeki Türklerin milliyetçiliğe yönelmekten alıkoyacak fren mekanizmalarını yavaş yavaş ortadan kaldırmaya ve Osmanlıcılık anlayışı içinde Türk unsurlarına ağırlık verme gibi bir eğilimi hep birlikte teşvik etmişlerdir.Böylece temelleri atılan Türkçülük, Rus “Çarlık” baskısından kaçan Türk aydınları ile beraber siyasi Türkçülükle birleşince, İmparatorluktaki Türk unsuruna ağırlık verilmesi gibi bir eksenden çıkarak bir milliyetçilik problemi haline gelmiştir.Böylece Türkçü aydınlardaki Osmanlıcılık anlayışının dayandığı temelleri yıkmış, Osmanlı topraklarında yaşayan herkezi herhangi bir ayrım yapmadan Osmanlı sancağı altında toplama anlamına gelen “İttihad-ı Anasır” yani “unsurların birliği” politikasını fiilen iflas ettirmiştir. Sonuçta Türk milliyetçiliğinin hızla yükselmesine yol açmıştır. Artık imparatorlukta Türk olarak uyananların mensup oldukları sosyal ve siyasi kitleyi kurtarma çalışmaları devresi başlamıştır.
İşte bu devrede kültürel temelleri atılan milliyetçiliğin ırka dayalı bir milliyetçilik olmasını takip etmek imparatorluğun dağılışını hızlandıracağı için Rusya’dan gelen siyasi Türkçülük ve diğer yandan temelleri atılan Kültürel Türkçülük “Milli Kültür” ü inşaa etmeye ve Türk milliyetçiliğinin temellerini oluşturmaya başlamıştır ve gelişen iç ve dış olaylara bağlı olarak siyasi bir akım haline gelmiştir.
Türkçü Dernekler ve Yayınlar
İkinci meşrutiyetin (23 Temmuz 1908) ilanından sonra Türkçü fikirlerin Osmanlı siyasi hayatında yeşermesi ile “Türk Derneği” isimli dernek kurulmuştur.  1908 yılının Kasım ayında kurulan Derneğe öncülük eden isimler Ahmed Mithat, Emrullah Efendi,Bursalı Mehmed Tahir, Fuad Raif, İsmail Gaspralı,Hüseyinzade Ali, Ağaoğlu Ahmet,Hüseyin Cahid ve gayr-i Müslim’lerden Martin Hartmann, Vladimir Gordlevskiy ‘dir.  Derneğin amacı nizamnamesinin 2. Maddesinde şöyle açıklanmaktadır;
“Cemiyetin maksadı Türk diye anılan bütün kavimlerin Mâzi ve âsâr, efâl, ahvâl, ve muhitini öğrenmeğe ve öğretmeye çalışmak yani Türklerin asar-i atikasını , tarihini, lisanlarını, avâm ve havas edebiyatını, etnografya ve etnolograsyasını, ahval-i içtimaiyye ve medeniyet-i hazıralarını, Türk memleketlerinin eski ve yeni coğrafyasını araştırıp ortaya çıkararak, bütün dünyaya yayıp dağıtmak ve dilimizin geniş ve medeniyete elverişli bir dereceye gelmesine çalışmak ve imlasını ona göre tetkik etmektir.” 
Yukarıdaki maddeden de anlaşılacağı gibi derneğin kuruluş amacında Türk kimliğini araştırma olgusu en ön plandadır.Nitekim dernek bu konu ile alakalı çeşitli makaleler, dergiler ve yayınlar çıkarmıştır.Bu yayınlardan bir taneside kendi adıyla çıkarmış oldukları dergidir.Daha sonra derneğin içerisindeki görüş ayrılıkları nedeni ile nizamnameyi beyanname şeklinde 1911 senesinde yayınlamışlardır. Bu beyannamede dernek siyasi alanda Osmanlıcı ideolojisini takip ederken kültürel alanda ve özellikle dil konusunda Türkçü bir yaklaşım içersinde olmuştur.Dernek Devlet dairelerindeki yazışmaların herkesin anlayabileceği sade bir Türkçe olmasını talep etmekte hatta beyannamenin 5. Maddesinde Balkan Hükümetinde, Avusturya’da, Rusya’da, İran’da, Afrika’da Asya ortasında ve Çin’de bulunan Türkler’i Osmanlı Türkçesi ile kapalı da olsa bütünleştirmekten söz etmektedir.
Mayıs 1913 senesinde faaliyetlerine çeşitli nedenlerden dolayı son veren ve Türünün ilk örneği olan derneğe paralel olarak açılan Genç Kalemler Hareketi Dilde Türkçülük akımına “Genç Kalemler Dergisi” isminde yeni bir dergi çıkartarak hız kazandırmıştır.Derneğin temel amacı “yazı dilini sadeleştirmek ve halk diline yaklaştırmak”tı.Bu amacı “Yeni Lisan” sözü ile savunan Genç Kalemler Hareketinin önde gelen isimleri; Ali Canip ve Ömer Seyfettin’dir.Bu sırada Diyarbakır’dan gelerek İttihat ve Terakki’nin “merkezi Umûmmî”sine seçilen Ziya Gökalp (1876-1924) İttihat ve Terakki klubünde gençlere ders vermektedir.Bu şekilde Ziya Gökalp’in çevresinde “Yeni Hayat” kadrosu oluşmuştur.Genç kalemlerin “yeni dil” davasını “yeni hayata açılan bir yol” olarak değerlendiren Ziya Gökalp “Yeni Hayat” çekirdeğini genç kalemlerden aldığı için Genç Kalemler dergisini İttihat ve Terakki’nin himayesine alır ve orada yazılarınıda yazmaya başlar.Böylece Türk dili yeni bir zihniyetle işlenmeye başlar.
Genç Kalemler Dergisi’nin yeni sayısında Ömer Seyfettin “Yeni Lisan” başlıklı yazısında dili, bir milletin varlığının yükselmesinin ve kendini kabul ettirmesinin temel unsuru olarak görmektedir.
Aynı zamanda dergide dilin yüz milyon kan kardeşin birbirine bağlayan bir bağ olduğu, bu sebeple İstanbul Türkçesini bütün Türklere yaymak gerektiği vurgulanır. Yine bir başka makalede Doğu’nun kurtuluşu’nun Türklük sayesinde olacağı vurgulanır.
Genç Kalemler Dergisinde Ziya Gökalp, Demirtaş, Tevfik Sedat ve Gökalp imzalarıyla yazdığı ideolojik şiir ve makaleleri dikkat çekmektedir.Bu yazıları içerisinde “Turan” adlı şiiri Osmanlı Devleti’nin bunalımı döneminde Türk gençleri üzerinde büyük etkiler yapmıştır.
Dergide Ömer Seyfettin’in milli dil ve edebiyat anlayışının ürünleri olan hikayeleri de önemli bir yer tutmaktadır.Nitekim dergide yayınlanan “Pamuk İpliği”, “Bomba”, “Primo Türk Çocuğu” gibi hikayelerinde azınlıklardaki milliyetçilik hareketlerine karşılık Türkçülük düşüncesini uyandırma ve milli benliğe dönüş konularını işler.Primo Türk Çocuğu kitabında Ziya Gökalp’ın yazmış olduğu “Turan” şiirinin “Vatan, ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan.Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” kısmını da kullanmıştır.
Ülke Dışında Kurulan Türk Yurtları
İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra yurtdışında yaşayan Türk öğrenciler milliyetçilik akımları ile beraber birlik ve beraberliklerini korumak için ilk önce “Osmanlı Kütüphanesi” adı altında birtakım klüpler kurmuşlardır fakat Osmanlıcılık esası ile kurulan bu klüpler milliyetçilik akımını tam olarak karşılamadığı için başarısız olmuşlardır. Daha sonra öğrenciler başta Lozan, Cenevre, Nöşantel, Paris ve Berlin gibi şehirlerde Türklük esasına dayanan “Türk Yurdu” adı altında dernekler kurmuşlardır. Bu dernekler “orta” adı verilen bir dernek etrafında toplanıp büyümüştür.Lozan Türk Yurdu derneği kurulan bu sisteme öncülük edip amaçlarının “siyasi olmadığını uçuruma doğru uçan Türklüğün, Koca bir milletin imdat isteyen feryadından başka birşey değildir.” Diye beyanat vermiştir.
Daha sonra “Türk Yüksel” isimli bir dernek kurulmuştur. Dernek kurulurken siyasi bir dernek olmadığını, amaçlarının Türklüğün irfanen, içtimaen ve iktisaden ilerlemesinin olduğunu belirtmiştir.
Avrupa’daki Türk Yurtları’nın en önemlisi Cenevrede gerçekleşmiştir ve yoğun bir  katılımı olmuştur. Divan başkanlığını Yusuf Kemal’in yaptığı kongrede Yurtçuluğun amacı “Türklük aleminde toplumsal inklap esasları hazırlamak ve O’nu mazisine, aneannesine, milliyetine müdrik bir hale getirmeye çalışmak” olarak belirtmiştir.
Türkçülük hareketi’nin ikinci önemli cemiyeti 31 Ağustos 1911 yılında kurulan Türk Yurdu Cemiyetidir.Bu cemiyet Mehmed Emin Yurdakul, Ahmed Hikmet, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Âkil Muhtar ve Yusuf Açkura tarafından kurulmuştur. Cemiyetin en önemli hareketi, daha sonra Türk Ocakları himayesine girecek olan Türk Yurdu Dergisini çıkarmıştır.
Daha sonra Türk Ocakları ile Türk Türk milliyetçiliği fikri alevlenip Vucut bulmuştur.Türk Milliyetçiliğinin fikir merkezi olarak kurulan Türk Ocakları temelde milli duygulardan kaynaklanan milliyetçilik fikrini “heyecan ve telkin” yoluyla uyandırmak ve canlı tutmak faaliyetlerinin odak noktasını oluşturmuştur.
Devrin önemli fikir ve ilim adamlarını bünyesinde bulunduran Türk Ocakları,  diğer kurulan dernekler gibi siyasi çekişmelerin dışında kalmayı tercih ederek faaliyetlerini Türk Milliyetçiliği’nin teorisini kurmaya yoğunlaştırmıştır.Kısaca Türk Ocakları aydınları Ziya Gökalp’in “Yeni Hayat” olarak adlandırdığı toplumun bütün kıymet sahalarında milliyet esasına dayanan, siyasi inklabı tamamlayacak sosyal bir inklap yapmayı amaçlamışlardır.
İkinci meşrutiyet dönemindeki Türkçü aydınlar, Devleti siyasi, milleti de kültürel olmak üzere iki farklı varlık olarak ortaya koyarken, İslamiyetin, Türklüğün ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulamakla beraber, Müslüman ile Türk kavramlarına da açıklık getirmişlerdir.Böylece Türk kavramı milli bir üyeliği ifade ederken, Müslüman kavramını dini bir üyelik olarak Ümmetle tanımlamışlardır.
Türk Ocakları iki ayrı ekol üzerinde birleşmiş ve sentezlenmiştir. Bu ekoller Rusya Türklerinin temsilcisi olan Yusuf Açkura, Osmanlı Türkçülerinin temsilcisi olan Ziya Gökalp’tir.
İkinci Meşrutiyet döneminde temelleri atılan Türk Milliyetçiliği fikri, Milli Mücadele döneminde  Misak-i Milli sınırları ile belirlenen anavatan kavramı ile bütünleşerek açıklık ve güç kazanmış, Milli bir Türk devleti kurulması şeklinde tecelli etmiştir.Yani Mustafa Kemal Atatürk Osmanlı dönemindeki Türkçülük hareketinin birikiminden “Milli Devlet” fikrine ulaşmış, Milliyetçiliğe de çağdaş bir muhteva kazandırarak Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden biri haline getirmiştir.